Sokak ağzı ve argo yok: Yoksa dilinize acı biber sürerler!

TBMM’de kabul edilen yeni Öğretmenlik Meslek Kanunu’na göre, öğrencilerle iletişiminde sokak ağzı ya da argo kullanan öğretmenlere maaşlarından kesme cezası verilecek. Peki sokak dili nedir, zararları nelerdir?
Sokak ağzı ve argo yok: Yoksa dilinize acı biber sürerler!

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

TBMM’de kabul edilen yeni Öğretmenlik Meslek Kanunu’na göre, öğrencilerle iletişiminde sokak ağzı ya da argo kullanan öğretmenlere maaşlarından kesme cezası verilecekmiş. Öğretmenlerin öğrencileriyle iletişimlerinde kullandıkları dili denetleyip değerlendirebilecek nitelikte dil bilgisi yetkinliğine sahip kişiler var mı, orası tartışılır. 

Kaldı ki son yıllarda yönetici olan kişilerin çok büyük bir bölümünün ölçünlü (standart) dille konuşabildiklerine pek rastlamadım. Doğru ve güzel İstanbul Türkçesi ile konuşabilmek için diksiyon eğitimi alan yöneticilerin, genel yönetici toplamı içindeki oranının da yüksek olduğunu sanmıyorum. 

Sokak jargonu, argo, teklifsiz konuşma, hakaret dili, şakacı dili farklı kavramlardır. Sokak-edebiyat etkileşiminden söz ederek sokak dili nedir, zararları nelerdir, inceleyelim. 

Oğuz Atay, Tutunamayanlar romanında kahramanlarını sokaklarda başıboş dolaştırır:

“… gölgeli sokaklarda başıboş dolaşmalarınızdan bahsederdi evet başıboş dolaşırdık sokaklarda sahibimiz yoktu sokakları severdi bu kirli şehrin birbirine hiç benzemeyen sokaklarını …” 

"Üç Şairin Sokağı: Modern Türk Şiirinde Sokak Metaforu" başlıklı makalesinde Prof. Dr. Gökhan Tunç, Marshall Berman’ın Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor adlı eserinden hareketle şiirlerdeki sokak olgusunu incelemiştir. Prof. Dr. Tunç, Berman’ın modernizmi ve anti-modernizmi sokak kavramı üzerinden ele aldığını anlatır. Çünkü Berman modern sanatçılar için sokağın büyük bir anlama sahip olduğunu ileri sürer. Yazara göre modernistler sokakta kendilerini rahat hissederlerken anti modernistler sokaklardan kendilerine bir çıkış yolu ararlar. 

Berman’a göre Baudelaire’in beklediği “modern hayatın kahramanlığı” sokaktan doğacaktır. Baudelaire, “şairlerin sıradan insanlara benzeyerek daha otantik ve daha şiirsel olmaları”na dikkat çeker. Baudelaire’e göre iyi şair, modern yaşamın “devingen kaosu” içinde hayatı sanat adına ele geçirebilendir. Ona göre bu dünyadaki “kötü şair”, sokaklardan uzak durarak saflığını korumaya çalışan kişidir. 

İkinci Yeni kuşağı şairleri de genelde sokaklardan uzaklaşmamıştır. İlhan Berk, İstanbul şiirinde sokakları dolaşır, sokakların sesini dinler:

“Göğün sonuna kadar alçalışını ve büyük ve aziz oluşunu
Ben bu sokaklarda seyrettim
İşleri için sabahla evlerini terkeden insanları gördüm
Sevdiğim eski kiliseleri camileri koca şehre bu sokaklar birleştiriyordu
Ben insana en yakın sıkıntıyı neşeyi bu sokaklarda gördüm
Ben dünyayı ve insanları bu sokaklardan ibaret bulduğum zamanlarım vardır” 

Cemal Süreya da "Öğle Üstü" şiirinde yalnızlığını sokaklardaki kuşlarla paylaşır:

“Ey sevgili yalnızlık
Senin günübirlik sokaklarında
Dopdolu bir öğle
Bir kuş serpintisini, ölümün
Can evine sürgün götürüyor”

Dil canlıdır, sürekli devinir. Zaman zaman sokağın dilinden de argodan da beslenir. Sokağın dili, başta şiir olmak üzere tüm edebi türlere yansır. Yani sokaklar sadece kentlerin değil, dilin ve edebiyatın da damarlarıdır.

Gündelik konuşma dili, samimi, tanıdık ve resmiyet dışı bir bağlamda kullanılan konuşma biçimidir. Konuşmada resmî olmayan bağlamlarda kullanılan ünlem ve diğer ifade araçlarının kullanımı ile karakterize edildiğinden sürekli değişen bir terminolojiye sahiptir. Bu nedenle en yaygın ve işlevsel konuşma tarzıdır. Bu dilin kullanılması uzmanlık gerektirmez. 

Konuşma dili, bir dilin veya lehçenin çoğu anadili tarafından bilinen kısaltmalar, kaynaştırmalar, deyimler, sözcük öbekleri ve diğer resmî olmayan sözcükleri ile birlikte kullanılan argosunu da içerir. Bir gruba has bozulmuş dile jargon, genel olarak kaba halk diline, özel bir terminolojisi olan gizli dile argo diyoruz. 

  • Jargondan argoya, argodan genel dile geçişler olabilmektedir. Argo, teklifsiz konuşma, hakaret dili, şakacı dili ile karışmış; ana dilin üst düzeyindeki yazı dilinden ayrı, ana dilin alt düzeyindeki konuşma diline özgüdür. 

Sokak jargonu dediğimiz sokak ağzı, her dönem farklılaşır. Her kuşak kendi sokak jargonunu yaratmıştır. Pek çok insan ne anlama geldiğini bilmeden o dönemin sokak ağzına dair sözcükleri ya da kalıpları kullanır. Sözcüğün kökeni bilinmese de birileri sürekli kullanır, taklit veya özenti vb. etkenlerle internet mecraları kanalıyla hızla yayılır ve sonunda geniş kitlelerin dilinde pelesenk olur. Bu sokak dili, sürekli değişir, dönüşür. Yeni sözler eklenir. Var olan sözlerin bir bölümü tutunamaz ve unutulur gider.

Son yıllarda sokak ağzında şu sözcük ve kalıpların çok yaygın kullanıldığını görüyoruz: 

“Aga be, aktım resmen, aşko, atar yapmak, ateş ediyooo, ayar vermek, ayyynen, babuş, başgan, bro, boş yapmak, -ce (gitmece, çalışmaca), çılgın atmak, birine dalmak, darlamak, denyo, devamke, dibine vurmak, duyar kasmak, düşmek, eziklemek, fake, gider yapmak, kaarşim, kanks, kasmak, kavuştay, kral, lovelanmak, mal mısın?, mük, naapiim?, nabiyon?, ok boomer, olaaayy, ortaaam, öpkib, pampa, pick me, sal abi, sista, stalklamak, süp, topraam, trip atmak, trollemek, yargı dağıtmak, yav he he, yıkılıyo, yükselmek, yürümek...” 

Bu yeni nesil dile ait sözlerin ömürleri, yani tutunup tutunamayacakları zaten zaman içinde belli olacak. Kabul görmezse unutulur giderler, kabul görürlerse yerleşir kalırlar. Sonuçta bu sözleri, beğenen kullanır, beğenmeyen kullanmaz. Sözcükler halkın dilinde ya tutunamaz ölürler ya da sonsuza dek yaşarlar. Dilin canlı olduğunu, değişerek geliştiğini ve yeniden işlenmeyen dillerin öldüklerini unutmayalım. Hepimiz sokakta farklı bir jargonla konuşabiliriz ama dilin doğrularını bildiğimiz sürece bu sokak jargonu, dilimiz için büyük bir tehdit oluşturmaz.

Yasa ile öğretmenlere konuşulması yasak edilen “argo” konusuna gelecek olursak, Kâşgarlı Mahmud'un yazdığı ve dilimizin ilk sözlüğü olan Dîvânü Lûgati't-Türk eserinden başlamak üzere argo sözler, bütün Türkçe sözlüklere girmiştir. Kâşgarlı Mahmud'un sözlüğünde 50’nin üzerinde argo sözcüğe rastlıyoruz. Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi, Cumhuriyet öncesi şiirimizdeki sayısız argo örneğe yer verir. 

Öte yandan “lirik” alanında kanto söz dağarcığı, dönemin eğlence yerleri ve bıçkınlar argosundan otantik izler taşır. 16. yüzyıl şairlerinden Şerîfî’nin Şehnâme çevirisinde “beleş, çakmak, çekmek (içmek), herze, ipe urmak (dikkate almak, itibar etmek, hesaba katmak), kaydını görmek, mum (razı olma, kabul etme, fit olma), yolsuz” gibi bugün argo sayabileceğimiz sözcükler ve deyimler kullanılmıştır. 

Geleneksel Türk Tiyatrosu’nda, orta oyunu ve Karagöz’de bol miktarda argo kullanımına rastlanmaktadır. Divan edebiyatındaki kadın şairlerimizden Leylâ Hanım “içki içmek, kadeh tokuşturmak” anlamlarına gelen argo “çakmak” sözcüğünü kullanmıştır. Ahmed Râsim ise “anafor, uydurmasyon, piyazcı, alesta, sırıklamak, toka etmek” vb. argo sözleri eserlerinde bol bol kullanmıştır.

Mehmet Âkif Ersoy’un şiirlerinde de “çakmak, dalgası olmak, tonel geçmek” vb. argo sözcük ve deyimler görülür. Ömer Seyfettin, Peyami Safa, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Neyzen Tevfik, Sait Faik Abasıyanık, Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Muzaffer Buyrukçu, Aziz Nesin, Ümit Yaşar Oğuzcan, Salah Birsel, Can Yücel, Ece Ayhan, Metin Eloğlu gibi yazar ve şairler eserlerinde argo sözlere yer vermiştir.

Prof. Dr. Mehmet Arslan, Türk Dili dergisinde argo üzerine yazdığı ayrıntılı araştırma makalesine bir bilgi düzeltmesiyle başlar:

“Günümüzde argo, yanlış olarak ‘müstehcen konuşma, belden aşağı konuşma; konuşurken cinsel çağrışımlar yapacak şekilde iki anlama da gelebilecek sözcükleri seçme; bazı kelime ve kavramları, incitme veya alay amacıyla cinsel içerikli imalar yükleyerek kullanma; teklifsiz, kaba konuşma vb.’ anlamlarda kullanılmaktadır. Çok az da olsa bu unsurları taşımasına rağmen gerçekte argonun bu tür tanımlarla tarif edilmesi bilimsel değildir. 

Argo, farklı bir anlaşma biçimi sağlamak üzere aynı meslek veya topluluktaki insanların ortak dildeki kelimelere özel anlamlar vermek, bazı kelimelerde değişiklik yapmak, dilin lehçelerinden, eskimiş unsurlarından ve yabancı kökenli kelimelerden ve bunların farklı şekillerinden de yararlanmak suretiyle oluşturdukları herkesçe anlaşılmayan kelime ve deyimlerden oluşan, gereğinde mecazlı ve kinayeli anlamlara da yer veren özel dil veya söz dağarcığıdır.”

Hulki Aktunç’un Büyük Argo Sözlüğü’nün girişinde argo üzerine yazdığı belirlemelere bakalım:

“Argo, dilin gizli örgütüdür.
Argo, etik azınlıkla etnik azınlığı dilde buluşturur.
Argo, toplumsal yasaların boşlukları, satır arası beyazlıklarıdır.
Argo, yazıya geçtiği, şifresi çözüldüğü anda yok olur.
Argo, yerleşik kavramları eleştirel bir açıdan yeniden tanımlama çabasıdır.
Argo, kâğıda değil, duvara yazı yazar.
Argo, en mazlum olduğu anda en saldırgan olabilendir.
Argo, yaratıcılıktır.
Argo, alaydır. (Bu yüzden gülmece peşindekiler argoya sık sık başvurur.)
Argo, yabancılaşma ve yabancılaştırma gibi görünen yabancılaşmama çabasıdır.
Argo, ambargodur.
Argo, hem toplulukların hem de bireylerin yaratısıdır.
Argo, en masum anlamıyla bir suç, bir argo sözlüğüyse en “kendinde” niteliğiyle bir ihbarnamedir.
Argo, boyun eğmedir.
Argo, dillerin kardeşliğidir. (Hiçbir ulusal dil, herhangi bir argo dağarcığı kadar zengin kökenli olamaz.)
Hiçbir argo sözlüğü, argoya yetişemez.
Argo, genel kültür karşısındaki özel kültürlerin ve altkültürlerin yaşama direncidir.
Her yeni kuşak, verili kültür ortamı üzerine oluşturduğu genel eleştiri ve düşüncelerini argoya getirdiği katkılarla da ortaya koyar.
Argo, denizin uzak kıyısıdır. Deniz (dil ve çevre diller) ne kadar büyükse, argo da o kadar büyüktür.”

Doğru ve güzel konuşmak herkesin işi olmalı

Televizyonlarda, radyolarda ya da sokakta konuşulan dil, ne kadar Türkçedir? Çoğu insanımız kuralsız yazmayı marifet sayıyor. Bilgisayarları başında garip bir dil kullanarak mesajlaşıyor gençler. Türkçe isim kullanmayı ayıp sayan şirketler ve markalar çoğunluktalar. İş yeri tabelalarındaki yazılarda kullanılan dil, evlere şenlik. 

Oysa doğru ve güzel konuşmak sadece sanatçıların, spikerlerin, konuşarak para kazanan kişilerin değil, herkesin “işi” olmalı. Başta politikacılar, öğretmenler, akademisyenler, gazeteciler olmak üzere, bürokratlar, iş adamları, kamu ve özel sektör çalışanları güzel Türkçeye sahip çıkmalı. Biz dilimizi ve kurallarını iyi bildiğimiz sürece, sokak jargonu veya argonun Türkçeye bir tehdidi söz konusu olamaz.

Kaldı ki öğretmenlerin dillerini değerlendirecek yöneticiler, Prof. Dr. Mehmet Arslan’ın argo kavramına yakın anlamları olan ifade türleri diye sınıflandırdığı aşağıdaki dil grupları arasında kesin sınırları nasıl çizebilecekler? 

“Argo (pis argo, yüksek argo, genel argo, özel argo); jargon; mecaz; kinaye; deyim; kaba dil; kaba veya aşağılık dil; özel dil; teklifsiz konuşma; teklifsiz dil; halk dili; alay, şaka ve hakaret yollu ifadeler; apaş dili; külhanbeyi dili (ağzı); tulumbacı ağzı; ayaktakımı ağzı; kayış dili; lisân-ı erâzil; lisân-ı hazele; kaba, küfürlü kelime ve deyim.” 

Bu tür sözler arasında kesin bir sınır çizmek kolay değildir. Bu kavramların aralarında bariz farklar ve belirli nüanslar olmakla birlikte bunları birbirinden ayırmak da pek mümkün değildir. Çünkü bu sözcük ve kavramlar çeşitli yerlerde hatta bu işin uzmanları tarafından bile birbirlerinin yerine kullanılmaktadır.

Yazışmalarda “müsaade” yerine “müsade”, “direkt” yerine “direk”, “bayağı” yerine “baya”, yazan, “açılış konuşması” ile “açış konuşması”nın farkını bilmeyen ve algılayamayan, noktalama işaretlerini yanlış yerlerde kullanan, yöresel ağız ve şivelerle kamusal alanda sözlü iletişim kuran yöneticilerle dolu çevremiz. Bu kişiler mi öğretmenlerin dillerini denetleyip, aylıklarından ceza kesecek?

Sokaktan ve sokağın dilinden korkmayalım. Evet, sokaklar ürkütücüdür, cesaret gerektirir ama umut, sokaktadır. Edip Cansever’in "Çiçekleri Sulasan" şiirinden bir bölümle yazıyı bitireyim.

“…bütün yüzler birbirine benzerdi
bütün yüzler birbirinden doğardı
o kış mı, o kış mı
evlerde sokaklarda, fabrikalarda
hemen hemen her yerde
sanki herkes birbirine ağlardı.”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Suha Çalkıvik

Seslendirme sanatçısı, öğretim görevlisi ve İTÜ Radyosu'nun Yayın Koordinatörü. Uzun yıllar TRT’de dublaj sanatçısı olarak çalışan Çalkıvik, NTV haber kanalının kuruluşundan itibaren tanıtımlarını seslendirdi. 1992'den beri İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışıyor; #tarih dergisinin Türkçe köşesini yazıyor.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR