Sokak hayvanlarını doyuran görünmez eller: Şehrin dört ayaklı sakinlerini kimler besliyor?

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
“Bazen çok umutsuzluğa kapılıyorum. Bazen bir gün önce mamasını suyunu koyduğum hayvanı bir daha hiç görmüyorum. Bunu bile bile kendime niye yapıyorum? Ne bileyim, sevgi deyin, tutku deyin, merhamet deyin, salaklık deyin.”
Sokak hayvanlarını düzenli besleyen birinin sözleri bu. Türkiye bugünlerde sokak hayvanları gündemiyle ikiye bölünmüş durumda. Tartışmada kimin ne dediği bir yana, yıllardır, hatta asırlardır sokak hayvanlarına merhametiyle bilinen bir coğrafyanın hayvanları ve hayvanseverleri, yüz yıl önceki Hayırsız Ada felaketini hatırlatan bir tehditle karşı karşıya. Bu kasvetli gündemin yakıcılığı altında, sokakta hayvanlara bakmayı görev edinenlerin kapısını çaldık.
Çocukluğumdan, 5-6 yaşlarımdan çok canlı bir anım var. Sokağımızı mesken tutan Tubi, evimizin hemen altındaki parkta takılır, benim ve yaşıtlarımın oyunlarına katılırdı. Sakindi, bal rengi gözleri vardı. Bankta oturanların ayak ucunda yatardı. İnsanlara güveni tamdı. Bir gün, balkonda oynarken sokağa gelen kamyonun ardından bağıran Ümit’in sesini duydum. Ümit karşı komşumuzdu. “Koş Tubi koş” diyordu. Bizim apartmanın bahçesine giren Tubi’nin ardından gelen adamlar onu kıskıvrak yakaladı. Ben de Ümit’e uymuş, onunla beraber bağırmaya başlamıştım ama Tubi koşamadı. Yemek artıklarından oluşan öğünleri çevik olmasını önlüyordu belli ki. Ona ne olduğunu büyüklerimizden öğrenemedik ve Tubi’nin hüznü mahallenin tüm çocuklarının içine çöreklendi. Aradan yıllar geçtiğinde bile o günü andık.
Sokak köpekleri, şehir kültürümüzün ayrılmaz bir parçası. Öyle ki Osmanlı döneminde İstanbul’u ziyaret eden, Anadolu şehirlerini gezen Avrupalı seyyahlara eşlik eden bir hayret duygusu var. Sokaklarda sıklıkla rastladıkları kediler, köpekler, onları beslemek için seferber olan halk büyük bir şaşkınlık sebebi. Ünlü Fransız şair Lamartine, bu konuda şu cümleleri yazmış:
“Osmanlı Müslümanları canlı ve cansız mahlûkatın hepsiyle iyi geçinirler. Ağaçlara, kuşlara, köpeklere, velhasıl Allah’ın yarattığı her şeye hürmet ederler. Bütün sokaklarda sokak köpekleri için muayyen (belirli) aralıklarla su kovaları sıralanır.”
Yine bir başka seyyah, Pere Jehannot, köpeklere verilen kıymeti anlatırken vasiyetnamelere bile girdiklerine işaret ediyor:
“Türkler, evlerine sokmadıkları sokak köpeklerinin açlıktan sıkıntı çekmelerine veyahut telef olmalarına (ölmelerine) meydan vermemek üzere, her gün bu hayvanlara bir miktar et dağıtılması için vasiyetnamelerinde kasaplara bir miktar para tahsis ederler. Çünkü köpeklere et dağıttırarak sevap işlediklerine inanırlar.”
Mustafa Koç, Revnakoğlu’nun İstanbul’u isimli eserinde, Hekimoğlu Ali Paşa Camii’ne ait bir vakıftan bahsediyor. Bu vakfın özelliği, her gün evsiz kedilere akciğer, karaciğer, dalak ve yürekten ibaret iki takım yemek dağıtması. Yalnızca hayvanların beslenmesi için kurulan bu vakıf, bu özelliğiyle diğer pek çok vakıftan ayrılıyor. Bugün varlığını sürdürmese de Yedikule’deki Hacı Evdad Camii hâlen kuruluş amacına uygun şekilde kedilerin beslenmesine hizmet ediyor.
Bugün halen sokaklarda hayvanların beslenmesi için çaba sarf eden pek çok insan var. Onlar sayesinde, zaten kısa ömürlü olan bu hayvanların kısıtlı zamanlarını biraz daha yaşanabilir koşullarda geçirmesi mümkün kılınıyor. Öte yandan, sahiplenilmeyen sokak köpeklerinin bir ay içinde “uyutulması” için yasal düzenleme hazırlığı başlatan hükümetin önerisi kamuoyunu ikiye böldü. Bir yanda geçmişteki Hayırsız Ada benzeri bir felaketin olmaması için çağrı yapanlar, diğer yanda sahipsiz köpeklerin topluma zarar verdiğini söyleyenler varken, hayvanların öldürülmesi yerine bir ara formül bulunması da bekleniyor. Bu yasal düzenleme talebinin gerekçesiyse, son yıllarda artan saldırılar ve bu saldırılarda hayatını kaybeden insanlar. Hayvan hakları aktivistleri, konunun hayvan refahını gözetmeden tartışıldığını vurguluyor.

Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Hayırsız Ada felaketinde ölen köpek sayısının 80 bini bulduğu tahmin ediliyor. Bugün sokakta yaşayan hayvanlar için güvenilir bir veriye ulaşmak çok zor. Köpeklerin sokaklardan tamamen temizlenmesini isteyenler açısından bu rakam beş yıl içinde 60 milyonlara kadar çıkacak. Ancak bu rakamın gerçekçi olmadığı ortada. Buna karşılık sağlıklı bir veri toplamanın önünde engeller var ve hayvan hakları aktivistlerine göre, bunların başında herkesin sorumluluğu bir diğerine devretmesi öne çıkıyor.
'Deli denmesi işime geliyor'
Kocamustafapaşa-Cerrahpaşa-Yedikule arası günde iki kez kedi ve köpeklere mama vermeye çıkan Yusuf, mahallesinde “Meczup” olarak anılıyor ve bu durumdan son derece hoşnut. Çocukluğunda akciğer kaynatıp hayvanlara yemek yapan dedesinden kalma alışkanlığı bugün de sürdürüyor:
“Ben hayvanlara merhamet etmeyi de onlardan sevgi görmeyi de ailemden öğrendim. Dedem ileri derecede romatizma hastası olmasına rağmen sur boyunca gezer, kedinin köpeğin mamasını eksik etmezdi. 1970’lerde sağ sol kavgasının olduğu zamanda bu yüzden gözaltına alınmışlığı, polise derdini anlatana kadar bir gece nezarette kalmışlığı da vardır. Mahallenin bakkalı onun anlattıklarını doğrulamış da öyle serbest kalmış. Polisin ‘hayvana laf anlatırsın da insana anlatamazsın amca’ dediğini gülerek anlatırdı.”
Yusuf da doğma büyüme buralı olduğundan, dedesinden aldığı mirası devam ettiriyor:
“Kısa bir zaman askere gitmemi saymazsak düzenli olarak hayvanların durumunu kontrol ederim. Eskiden bizim için mama falan yoktu. Lokantalardan artan yemekleri, fırınlardan peksimet gibi olmuş ekmekleri toplar mama yapardık. Bugünkü mamaların çıkışı çok yeni. Aslında büyük de kolaylık oldu ama şimdi de mamaya para yetmiyor. Fakat artık lokantalar artan yemekleri de ucuzdan satıyor, fakire fukaraya veriyor. Akciğer falan da eskisi gibi ucuz değil. Bugün hayvanlara vakit ve nakit ayırmak ciddi mesele. Bana deli diyorlar ve bundan memnunum. Bu sayede kimse bana bulaşmıyor ama geçenlerde bir ceza verdiler bana. Çevre kirletmekten sanırım. Mama kaplarını düzenli temizliyorum, ortalığa yemek saçmıyorum, yine de niyet üzüm yemek olmayınca.”
Bir kere üzerime köpek saldılar
Fıstıkağacı sakini Gülce, daha ziyade kedi besliyor. Fakat ayrım yaptığından değil, başına gelen tatsız olaydan:
“Karacaahmet’in ara sokaklarında çok fazla köpek vardır ve ben eskiden arkadaşlarımla düzenli onları beslemeye giderdim. Özellikle kış günleri. Bir gün orada besleme yaparken yalnızdım, mama kaplarını falan değiştirmek için topluyordum. Karşıdan evcil hayvanıyla bir adam geldi. Hayvan gelirken havlamaya başladı. Muhtemelen alanına girdiğimi düşündü ya da zaten şiddetle büyümüş bir hayvandı. Adam tasması bıraktı ve köpek üzerime doğru koşmaya başladı. Yıllarca kedi köpek besledim ama öyle bir olay ne duydum ne gördüm. Kâğıt toplayıcısı çocuklar vardı. Onlar sayesinde kurtuldum. Benim için çok travmatik bir deneyimdi. Adam kendini ‘oyun oynamak istiyordu o yüzden bıraktım’ diyerek savundu ama onun oyun olmadığı çok belliydi. Bu arada dikkatinizi çekerim, bana saldıran bir sokak köpeği değildi, evde yaşayan bir köpekti.”

Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Bu olayın ardından mahallesindeki kedilerle ilgilenmeye başlamış. Mahalleden şikayetler de olmuş ama destek olan insanlar da var:
“Çocuğunu kedi kaplarının içine işeten aileler de var, çocuğuyla beraber mama dağıtmaya gelen aileler de. Genelde insanlar iyi niyetli ama kötü olanlar öyle bir kötülük yapıyor ki iyilerin yaptıkları gölgeleniyor onlar yüzünden. Özellikle köpeklerin başına korkunç şeyler geliyor. Bunları anlatmak bile istemem.”
'6 köpek aldık 40 köpek oldu'
Ayfer Örer, Kastamonu’ya büyük zarar veren sel felaketinin ardından sokak hayvanlarının bakımı, tedavisi ve sahiplendirilmesi için çalışan gönüllülerden. O günlerde yaşadıkları bir sorunu şöyle anlatıyor:
“Felaketin hemen ardından, Bozkurt’a yardıma gittik. Oradan 6 köpek alarak Ankara’ya getirdik. Köpeklerden ikisi hamileymiş. Bir ay sonra 40 köpeğimiz oldu.”

Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Beslemek kadar kısırlaştırmak da bu işin en önemli ayaklarından. Fakat asıl operasyon, para ve dayanışma gerektiren alan da burası. Ayfer, pandemi döneminin özellikle sokak köpekleri için yıkıcı olduğunu anlatıyor:
“Pandemi döneminde sokaktaki hayvanların ihtiyaçları arttı. Esasında bütün kurumlar görevlerini şimdiye kadar düzgün yapsalardı bu sorun bu kadar büyümezdi. Kamu kurumları iş yapmayı bütün hayvanları toplayıp dağ başına atmak sayıyor. Bugün Ayaş yoluna giderseniz bir sürü köpek görürsünüz, onların bir kısmı belediyeler eliyle gelip bırakılan hayvanlar. Ankara’da gönüllüler var. Bu insanlar maddi manevi her şeylerini bağışlayarak bu hayvanların bakımını üstleniyor. Onlar sayesinde bu hayvanlar biraz daha fazla yaşıyor. Normalde evde bakım alan bir köpek 14-15 yaşına kadar yaşarken sokaktakilerin hayatı 3 ila 5 yıl arasında en fazla. Her türlü şeye maruz kalıyorlar. Çok aç kaldıklarında birbirlerine saldırıyorlar. Hazır mamalar da şu anda çok pahalı. 15 kilo mamayla bir hayvanı en fazla 1 hafta besleyebiliyorsunuz. Lokantalardan çıkma yemek almak da bir çözüm. Kış aylarında ben göğüs kafesi alıp besliyorum. Kışın karbonhidrat ihtiyacı artıyor. Makarna ve göğüs kemiğiyle yapılan mama onların bu ihtiyaçlarını karşılıyor. Bir diğer sorun da su. Suya erişimleri de çok zor.”
Bu işin gönüllülük ayağında ortaya çıkabilecek bir tehlikeye de işaret ediyor:
“Bu işten rant elde etmeye çalışan çok fazla insan var. Herkes eline mama alıp sokakta besleme yapamıyor, onlardan ‘Biz hayvan bakıyoruz’ diye para topluyorlar. Yalan söylediği anlaşılan insanlar oldu. Bu da insanların bu konudaki güvenini sarsıyor.”
'Kılçık vermek beslemek değil'
Vahide Dabil, Şişli sakini. Bu bölgede düzenli olarak kurdukları dayanışma ağlarıyla sokak hayvanlarının beslenmesi için çalışan gönüllülerden. Vahide, insanların sokak hayvanlarının beslenmesi konusunda yardımcı olduğunu ancak çoğu zaman iyi niyetle yapılan şeylerin işleri zorlaştırdığını anlatıyor:
“Aslında insanlar hayvansever, çoğu vicdani açıdan yardım etmek istiyor ancak besleme şekilleri çok sorunlu. Belli bir bütçe ayırmak yerine yediği balığın kılçıklarını vermeyi beslemek sayıyor. Bir mama düzeneği kuruyorsunuz, her gün bidon taşıyor, suyla mama kaplarını yıkıyorsunuz, ertesi gün geldiğinizde o kaplar kılçık, pasta, kurabiyeyle dolu oluyor. İnsanlar kendi yemedikleri şeyleri sokaktaki canlara veriyor. Zaten 5 yıl zar zor yaşayan hayvanın ömrünü bilmeden 2 yıla düşürüyor. Bir de insanlarda enteresan bir sahiplenme kültürü var. Sokaktaki taşı, kaldırımı sahipleniyor. Evinin önündeki 5 metrekareyi kedilere köpeklere karşı savunuyor. Sokakta yaşayan canlılar var. Kediler, köpekler, insanlar. Bunların yaşama alanı da burası. İnsanlar ortak yaşam alanlarını kendilerine ait sanıyor.”

Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Vahide köpeklere ayrılan köpek parklarında sahipli köpeklerin bile sorun yaşadığını anlatıyor:
“Benim iki köpek iki kedim var. Köpeğimin biri pitbull, barınaktan aldım. Yanında ben olmama rağmen, insanlar ona kötü davranmaya çalışıyor. Bu bize sokaktaki hayvanların her türlü kötü muameleye açık olduğunu da gösteriyor. Tekme, tokat. Köpek sahiplenenler arasında da sokak köpeklerine kötü davrananlar var. Sadece hayvan sevmeyenlerin değil, hayvan severlerin de eğitilmesi gerektiğini düşünüyorum. İnsanlar sadece kendi hayvanlarını düşünebiliyor.”
'İnsanlar çok güzel sorumluluk yüklüyor'
Merve Aksan, Adana’da yaşıyor ve orada sokak hayvanlarına bakmasıyla tanınıyor. Evinin etrafında ve hafta içi gündüzleri iş yerinin çevresinde sokak hayvanlarını besleyen Merve, polise kadar gitmesine neden olacak bir dizi sorun da yaşamış:
“İş yerimin etrafı dezavantajlı bir mahalle. Oradaki hayvanların çok daha acil ihtiyaçları var. Mahalle insanları destekleyici, hayvanların beslenmesini bir hayır işi olarak görüyorlar. Ancak iki kere polise ihbarda bulundum. Savcılıktan döndü dosya. Bir süre düzenli tehdit aldım. ‘İş yerimin önüne mama koyma, yoksa zehirlerim’ diye uyarıda bulundular. Polise gittiğinizde polis de sizi ciddiye almıyor. ‘Güzel bir iş yapıyorsun ama orada da besleme’ diyor. Bence insanlar sorumluluk almak istemiyorlar ama sorumluluk atama konusunda başarılılar. Kendisi mama alıp götürmüyor. ‘Hasta hayvan var, baksana’ diyor. Maddi durumumu soranlar oluyor. Mamaya nasıl para yetiştiriyorsun diyenler oluyor. Çok sorun yaratan bencil insanlar dışında destek var. Kamu kurumlarının bahçelerindeki hayvanlara da bakıyorum.”

Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Adana depremi yaşayan, kırsal bölgelerinde tarımcılık yapılan bir il. Merve, bu konuya ilişkin gözlemlerini de anlatıyor:
“Yoksul bir mahallede çalışıyorum ve ücra köylere gidiyoruz. Kırsal bölgelere gidiyoruz, tarım yapılan yerler. Oradaki hayvanların durumu içler açısı. Ücra yerlere gittiğimizde hayvanlar açlıktan ölmek üzere. Sosyoekonomik düzeyi düşük mahallelerde yerel halk belki kendi de sahip olmadığı için gıda veremiyor. Veteriner hizmetleri ulaşmıyor. Belediyeyi aramakta da çekiniyoruz. Çünkü geri bırakır mı bilmiyoruz. Deprem sürecinde mama dağıtmaya devam ettim. Kamu kurumları kapalıydı. Hayvanlar da insanların endişelerinden etkilendiler.”
Merve’ye gelip yasa hakkındaki fikirlerini soranlar olmuş, bu konuda umudunu koruyor: “Ben geçeceğini düşünmüyorum. Bu tarz günlük politikalarla o farkındalığın oluşacağına inanıyorum.”
'Adım kız kurusu'
Fatma, kedileri uzun zamandır besleyen, bu yüzden zaman zaman zorbalığa maruz kalan, zaman zaman kalbi kırılan bir insan:
“Bazen çok umutsuzluğa kapılıyorum. Bazen bir gün önce mamasını suyunu koyduğum hayvanı bir daha hiç görmüyorum. Bunu bile bile kendime niye yapıyorum? Ne bileyim, sevgi deyin, tutku deyin, merhamet deyin, salaklık deyin.”
Bir pazar arabasına yüklediği suyu, mamayı, o gün kasaplardan, lokantalardan aldığı çıkma yemekleri Fatih ve çevresinde dağıtıyor. Bu onun mesaili işi gibi. Kendini eski zamanların mancacılarına benzetiyor:
“Eskiden sokakta kediler, köpekler için sakatat satanlara mancacı deniyormuş. Ben satış yapmıyorum da gönüllü dağıtıyorum. Ara ara kızanlar oluyor, söyleyenler oluyor ama genellikle insanlar bu konuda merhametli. Bir ara köpekleri beslediğim için kızanlar oluyordu. Onları cesaretlendirdiğimi düşünüyorlardı. Allah bu hayvanlara bir can vermiş, yaşaması için de burayı tayin etmiş. Ben ne yapıp cesaretlendirebilirim ki? Mama vererek mi? Bir kadın kafayı takmıştı. Sürekli arkamdan gelip koyduğum mamaları çöpe atıyordu. Bana kız kurusu diyordu. Sonra baktım olacak gibi değil, kavga ettik, deli deliyi görünce sopasını sakladı.”
Edirnekapı’da bulunan Mısır Tarlası Mezarlığı, köpeklerin de yaşam alanlarından. Üstelik burada İstanbul’un bugüne ulaşan en renkli karakterlerinden biri, “Ebu’l-Kilab” (Köpeklerin Babası) ismiyle bilinen Köpekçi Hasan Baba medfun. Fatih Cami’nin Karadeniz Kapısı’nda yaşayan ve orada her zaman yanında altı yedi köpekle gezdiği için Köpekçi Hasan Baba diye tanınan bu zatın nevi şahsına münhasır hikâyeleri var. Fatma, orayı ziyaret ederek, onun da hatırası hürmetine köpekleri beslemeye devam ediyor. Korkmuyor, “Hasan Babanın himmeti yeter” diyor.
Derler ki Hayırsız Ada’ya gönderilen köpeklerin inlemesini İstanbullular bir kış boyunca dinlemiş. Bugün Hayırsız Ada’dan daha uzaklara, kulaklarımızın duymayacağı yerlere götürülüp bırakılabilir sokak hayvanları. Kulak duymayınca gönül razı oluyor mu peki?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
YAZARLAR

Ayça Örer
Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
İspanya, Arjantin'i tarihin en tek taraflı finallerinden birinde Ferran Torres'in golüyle yendi ve ikinci kez dünya şampiyonu oldu.

“Ama” bağlacı, dilimizde temel olarak karşıt anlamlı iki cümleyi veya sözcük grubunu birbirine bağlama görevini yapar. Tek başına bir anlamı olmayan bu sözcük, cümleler arasında kurduğu köprüler sayesinde cümleye çok çeşitli anlam ve işlev kazandırır. “Ama” bağlacını karşıtlık ve zıtlık ilişkisi kurmak, koşul (şart) anlamı kazandırmak, anlamı pekiştirmek ve güçlendirmek, dikkati çekmek, uyarı ve ikazda bulunmak, beklenmeyen bir durumu / istisnayı belirtmek için kullanırız.






