Sosyal Fabrika’dan 'Zirve’ye giden bir yol hikayesi

Münteha Adalı kadın haklarından cinsiyet eşitliğine, kurumsal hayattaki eşitsizlikten devlet koruması altındaki çocukların haklarına, göz ardı edilen mavi yaka hikayelerinden gençlere, kadın girişimciliğine, sanatın herkes için erişilebilirliğine birçok toplumsal soruna eğiliyor. Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde başlayan ve 15 yaşında İstanbul'a taşınan hayat hikayesinde Adalı, bankacılık sektöründe ve girişimci olarak geçen yılların ardından tanıştığı sivil toplum hareketinde yaklaşık 20 yıldır ideallerinin peşinden koşuyor.
"Deli olmak özgürlüktür" diyen, hayatının her anında gözlem yapan, ve aktivist ruhuyla gördüğü sorunlara karşı harekete geçen Adalı, yaklaşık 20 yıldır içerisinde olduğu sivil toplumdaki girişimlerini Sosyal Fabrika çatısı altında birleştiriyor.
Münteha Adalı'nın Sosyal Fabrika'sı önümüzdeki günlerde Sosyal Etki Zirvesi adıyla “Eşitsizliklerden Eşitlik Arıyoruz” ve "Birliktelik Zamanı" diyerek Türkiye'deki 110 sivil toplum kuruluşunu ve üniversiteyi biraraya getiriyor. 30 Mayıs'ta İş Sanat'ta düzenlenecek zirvenin amacını ve katılımcıları bekleyen sürprizleri konuştuk.
Sivil toplum hareketi ile nasıl tanıştığınızdan bahseder misiniz?
Sivil toplum kavramıyla ilk tanıştığım 2004 yılında hizmet sektöründe mavi yakalılarla çalışan bir işverendim. Benim ya da başkalarının karşılaştığı sorunlarla ilgili çok farklı sivil toplum örgütlerinde görev aldım, almaya da devam ediyorum. STK’larda çalışırken hem kendi hayallerimi gerçekleştirme hem de toplumsal sorunlar üzerine gözlem yaparak projelere destek olma şansını yakaladım.
Böylece sivil toplum benim için girişimciliğin yanında olmazsa olmaz bir alan oldu. Ana odağım olan işimi büyütmek, ticari hayatta var olmanın yanı sıra sosyal alanda yapılması gerekenler de odağıma girdi. 9 yıl çalıştığım bankacılık kariyerimin ardından bir temizlik firması olan Güvensan’ı hayata geçirdik. Güvensan’ı tesis yönetimine dönüştürme sürecinde sektörde birçok handikap olduğunu gördüm. Bunların sadece sektörle de bağlantılı olmadığını fark ettim. Bu aslında toplumun bir özetiydi. Yaptığım işin sosyal girişimcilik olduğunu o yıllarda anladım.
STK’larda da kurumsal hayat gibi belirli çizgiler var. 2013 itibarıyla, yaratıcılığımı özgürce ifade edemediğim anda Münteha Adalı olarak devam etmeye karar verdim. STK’lardaki görevlerime de devam ettim. Bulunduğum kurumlarda, kurumların ismini kendi ismimin önüne koymadım. Çünkü siz varsanız STK’lar da var olur. Bu bir ego değil, ben için doğrusu buydu.

Kendi şirketinizin sahibiyken sosyal sorumluluk tarafına ağırlık verme kararını nasıl aldınız?
Hizmet sektöründe faaliyet gösterirken toplumun her kesimi ile birarada olmak, gözlemlemek en büyük fırsatım oldu. İşin sahibi olarak her kademeden insanla birlikte olup gözlemlerimi yazıya dökmenin avantajından da yıllar içinde faydalandım.
Yazan, çizen, not alan, fark eden biri olarak kendi firmamın eğitim dokümanlarını da hazırlıyordum. Bunları yaparken “Müşteri ne ister ve ne kadar haklıdır?” diye düşünüyordum. Çünkü müşterinin her koşulda haklı olmadığını da görüyorum. Önkabulleri olan biri değilim. Akıllı ve mantıklıysa kabul edebilirim. Ama değilse altında yatan nedenleri köklerine kadar inerek daha görünür hâle getirmek doğamda var.
Bankacılık kariyerimde de her şeyi kabul eden birisi değildim. Kurumsal hayatta size bir çerçeve çiziyorlar, inisiyatifinizi, yetkinliğiniz ve yaratıcılığınızı istiyorlar. Aynı zamanda da tepenizden, sağınızdan, solunuzdan sınırlar hatırlatılıyor. “Yapabilirsin, edebilirsin” diye bir motivasyon var ama kendi alanını açma noktasında engeller çıkıyor. Bu noktada böyle bir hayatın bana uygun olmadığını gördüm. Hiç ayrılmayacakmış gibi çok çalıştım. Çünkü çalışmanın beni ifade ettiğinin her zaman farkındaydım. Kurumsal yaşam bana hayatı öğretti, parayı tanıdım, ticareti öğrendim, ticaret yapanların tavırlarını ve davranışlarını gözlemledim.
Nerede olursam ve ne yaparsam yapayım benim için çıktısı öğrenmektir. Çok zorlu bir süreç de olsa, acı da çeksem tahammül sürecimi daha keyifli hâle getirip öğreniyorum. Doğal olarak bu da hem elimin hem de dilimin çalışmasını sebep oluyordu. Etkili söylemler ancak yazdığınızda ortaya çıkıyor, yazdıklarınızı ve söylemlerinizi eyleme döktüğünüzde ise kendi etki alanınızı yaratabiliyorsunuz.
Sosyal Fabrika projesinden önce de birçok sivil toplum hareketine öncülük ettiğinizi biliyoruz. Bunlardan bahseder misiniz?
9 sene bankacılık, 8 sene girişimcilik sonrasında artık para kazanıyordum. Ekonomik anlamda kendinizi güçlü hissettiğinizde de daha kolay harekete geçebiliyorsunuz. Başkasından beklemeden kazancınızın bir kısmını bu işlere ayırabiliyorsunuz.
Sivil toplumda üniversiteleri gezerken gençleri dinleme fırsatına eriştim. Bir jenerasyon farkı var ama değişmeyen şeyler de var. Dijital dünyanın, teknolojinin gelişmesi insanların da değişmesi anlamına gelmiyor. Bence X, Y, Z kuşak ayrımı da çok mantıklı değil. Ortada bir ekonomi olduğu için bu ayrımlarla karşılaşıyoruz. Esasında insana öğreten birarada yaşamaktır. Farklı kuşaklarla birlikte olmak hayatı öğretiyor, yani herkesin birbirinden öğrenmesinin keyfini unutmamalıyız.
Kadınlar için sivil toplum örgütlerinde çalışırken erkeklerin bu oyunun içinde olmadıklarını gördüm. Biz "kadınlar" dedikçe altımızı çizeceğimize üstümüzü çizdiğimizi fark ettim. Erkeklerin "Biz yanındayız" söylemlerinde gerçekçi olmayan durumları gözlemledim. Kimse koltuğunu bir başkasına devretmez. Aslında kadınların da “Siz kalkın o koltuklara biz oturalım” demediğinin fark edilmesi gerektiğini gördüm.
“Erkekler Konuşuyor” konsepti bu noktada doğdu sanırım?
Kadının ekonomik ve sosyal anlamda var olma hikayesinde erkekleri de dinlememiz gerektiğini düşünüyordum. Kadınların kendi kendine konuşmasının eksik kaldığını fark etmeliydik.
2017 yılında "Erkekler Konuşuyor" diye bir proje yazdım, 2018 Nisan itibarıyla hayata geçirdim. “Erkekler konuşuyor ama bu defa farklı konuşuyor” dedim. İlk aşamada "Erkekler zaten konuşuyor" gibi tepkiler aldım. "Erkek savunucusu" olarak niteleyenler bile oldu. Ancak beni bilenler ters köşe yapmaya çalıştığımı biliyordu. Erkeklere, “Bu toplumun ve kültürün size neler yaptığının farkında mısınız?” diye sordum. Aslında özgür olduklarını sanarken özgür değiller ve cinsiyetçi kodlamaların altında eziliyorlar. Eğer toplumsal cinsiyet eşitliğinden bahsediyorsak erkeklerin de kendileri için bir şeyler yapması gerekiyor. Mesele sadece kadın meselesi değil, insanlık meselesi.
Erkek olmanın acayip zorlukları var. “Kadına yönelik psikolojik ya da fiziksel şiddet varsa erkeğe uygulanan psikolojik şiddetin kadına yansıma hâlidir” cümlesini bu projenin ana çıktısı olarak konumlandırdım.
Erkek konuştuğunda, duygularını ifade ettiğinde “Sen erkek değil misin?” baskıları altında kalıyor. Bunu kırmak için Erkeklerin Konuşuyor konseptimizi Youtube’a da taşıdık ve 2018 yılından bu yana aralıksız olarak devam ediyor.
Sonrasında "Sözü Olan Kadınlar" dedik. Girişimcilik bir eylem ve mecburiyettir. Hayatımızı devam ettirmemiz için para kazanma hikayesi. Kadın, girişimcilik yaparken ekonomik ve sosyal alanda var olma mücadelesinin rol modelliğini de yapıyor.
Sözü Olan Kadınlar, kadınların girişimcilik dışında sözlerini eyleme dönüştürmesi ile de toplumda yarattıkları fayda fırsatlarını konuştuğumuz bir proje.
Ne yaptıkları ve toplumda nasıl bir değişim yarattıkları konusunda kadınlarla sohbet etmeye başladık. Toplum için ekonomik ve sosyal anlamda çalışan kadınların yaptıklarının, liderliklerinin görünür olmasını amaçladık ve rol modeller oluşturmak istedik.
Ayrıca Arya Kadın Yatırım Platformu’nda kadın girişimciliğinin artması ve sürdürülebilir olması dışında 12 yıldır daha çok kadının yatırımcı olması için de misyonerlik yapıyoruz. Türkiye’nin kadın odaklı tek yatırım platformuyuz.
Arya Kadın Platformu beklediğiniz etkiyi yarattı mı?
Sivil toplumda kadınların girişimciliği, istihdamı için çalışırken finansmana erişimin de çok ciddi bir sorun olduğunu gördük. Arya’yı hayata geçirdiğimizde finansmana erişim için bir çözüm noktası olmak istedik. 2013 yılından bu yana akredite melek yatırım ağı olarak çalışıyoruz.
2023’ün başında, İş Bankası ile Etki Yatırımı Fonu'nu hayata geçirdik. İş Bankası ile birlikte 10 milyon dolarlık bir etki yatırım fonu kurduk. 5 milyon dolarını İş Bankası, 5 milyon dolarını ilk 3 ayda biz topladık. Fonda 15 milyon doları kapattık, şimdi de 20 milyon doları kapatıyoruz. Yönetiminde kadın şirket ortağı olan her şirket bu fona başvurabilir. Bu fondan şu ana kadar 14 tane şirket yatırım aldı. 3 milyon dolara kadar da ödeme yaptık.
Melek yatırım tarafı 11 yıldır var. 70’e yakın kadın yatırımcımız bulunuyor. 11 yılda 23 şirkete 6 milyon dolara yakın yatırım yapıldı. Kadının sermayedeki eşitsizliğine karşılık ekonomik değer yarattığımız bir alan olarak özetleyebilirim bunu.
İş hayatındaki eşitsizliğe dokunduğunuz projelerinizden bahseder misiniz?
"İki Yakayı Bir Araya Getirdik" konseptiyle sınıfsal eşitsizlik üzerinde duruyoruz. Burada hem sosyal hayatta hem de iş hayatında iki yaka arasındaki uçurumların farkına varılmasını ve mavi yaka odağında da çalışmalar yapılması gerektiğinin fark edilmesini sağlıyoruz. Eğitim, kariyer, emek, değer ilişkisi gibi.
İş dünyasında uzun süredir anlatmaya çalıştığımız bir sorundu bu. Kimse itibar etmedi. Ancak COVID-19’un ardından insan kaynaklarında yaşanan sorunlarla birlikte mavi yakanın beyaz yakadan daha fazla para kazandığı söylemleri haber olmaya başladı ki konunun nasıl ele alındığı bile eşitsizliğin özetiydi bence.
2019’dan bu yana devlet korumasında yaşayan çocuklar ve mavi yaka çalışanların çocuklarıyla birlikte, “Yarının Renkleri Çocuklar Geleceğimiz” konseptiyle resim yarışması düzenliyoruz. Neden böyle bir şey yaptık? Devlet korumasındaki çocuklar ve mavi yaka çalışanların çocukları olmak üzere iki görünmeyen kesim vardı. Bu çocukları sanatla, sanatın iyileştirici ve birleştirici gücüyle biraraya getirdik. Toplumsal sorunları resimle ifade etmelerini sağladık. Sergilerini yaptık. Sattığımız resimlerin gelirini Kalben Derneği’ne bağışlıyoruz.
Aynı zamanda mavi yaka ailelere ressamlığın bir meslek olduğunu, çocuklarının yeteneğinin önünde durmamaları gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz. Ressamlar ile çocuklar sergi günlerinde atölye çalışması yapıyorlar. Bu mesleği nasıl seçtiklerini, nasıl para kazandıklarını anlatmalarını sağlıyoruz. Aileler de galerileri geziyor. Devlet korumasındaki çocukları da özel izinlerle yuvalarından çıkarıyoruz, burada ağırlayarak sosyalleşme imkanları yaratıyoruz. Geçen yılki etkinliğimizde onlara özel bir müzikal gösterisi de düzenledik.
Kalben’den dolayı, devlet korumasında üniversitede okuyan gençlerle tanıştım. Onların projelerine destek oluyoruz. Devlet korumasındaki üniversiteli gençlerin iş dünyası ile buluşmalarını, iş dünyası ile tanışarak network yapmalarını sağlıyoruz. Girişimci kası olanları da girişimcilik dünyasına dahil etmek istiyoruz. Bu çocuklar mezun olduklarında network problemi yaşıyor. Hiçbir kurumun staj programında da yoklar. Bu bile farkındalık aslında. Bu projeyi de "Yarının Gençleri: Genç Etki" başlığı altında topluyoruz.
Tüm projelerinizi Sosyal Fabrika çatısı altında biraraya getirme kararını nasıl aldınız?
Yazdığım, liderliğini yaptığım, eyleme dönüştürdüğüm tüm projeleri bu marka altında topladım. Benim kim olduğumu araştırdıklarında ne yaptığımı anlamakta güçlük çekmelerini engellemek için bu işe yaradı.
Benim için girişimci-yatırımcı kavramları netti ama yaptığım projeleri bir çatı marka altında toplamak, sosyal girişimciliğimin anlaşılır olması açısından faydalı oldu. Çünkü birisi sadece bir şey yapar mantığına alışmışız. Başka bir şey daha yapamazsın çünkü yetkin değilsindir mantığı çok hâkim. Yaptığınız her şeyin altında akademik ehliyet aranması ise başka bir konu. Bunu da yaratıcılığın en büyük engeli olarak görüyorum. Ayrıca bu konularda da gizli bir toplumsal baskı var.
O nedenle bana sen ne yapıyorsun diye soranlar için sosyal medya hesaplarıma “Deli olmak özgürlüktür” yazdım. Kendimi bu şekilde daha eğlenceli ifade ediyorum.

Peki, Sosyal Etki Zirvesi nasıl doğdu?
2016 yılında aldığım notlardan birinde “Zirve” diye bir yazı yazmışım. O notları bu hafta düzenleyeceğimiz Sosyal Etki Zirvesi'nin ilk doğuşu olarak tanımlayabilirim. Sosyal Fabrika’nın dikkat çekmeye başlamasıyla birlikte bu iş nereye gider sorusu üzerine düşünmeye başladım. Amaç dikkatleri çekmek ve sorgulatmaktı. Geçen Şubat ayının ilk haftasında Ekonomi gazetesi ile Sosyal Fabrika üzerine bir röportaj yaparken zirve fikrimden bahsettim ve yaptıklarımızın bir zirve ile sonuçlanmasını istediğimi dile getirdim. Tamamen spontane bir şekilde gerçekleşti. Ekonomi gazetesinin de projeyi sevmesi ile birlikte zirve için kolları sıvadık. 8 Şubat’ta bir röportajda dile getirdiğim zirve fikri için 13 Şubat’ta lansman yaptık.
Sosyal Fabrika’nın ve zirvenin tüm içeriği, akışı ve sunumları hazırdı. Denedim, gördüm ve biriktirdiklerim sonucunda Sosyal Fabrika’nın amacı da olan “Eşitsizliklerden eşitlik arıyoruz” ve “Birliktelik zamanı” temalarıyla yola çıktık.
Zirveyi yapma niyetiyle eşzamanlı Türkiye’deki tüm sivil toplum örgütlerine, vakıflara ve birkaç üniversiteye paydaşlık daveti göndererek ilk adımı attık. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girdiğimiz bu dönemde tek başına mücadelenin işe yaramadığını geriye baktığımızda görüyoruz. Tüm STK’lara, vakıflara baktığımızda hepsi bir eşitsizliğin ucunu tutuyor zaten.
Biz de onlara “Gelin birlikte çözüm arayalım” dedik. Hepsi varız dedi. Bugün itibarıyla 110 paydaş olduk. Aslında Cumhuriyetin 100. yılında 101. paydaşta durdurmak istedik fakat talep gelince de 110’a ulaştık; zaman yetseydi daha da artacaktı. Bu, Türkiye’deki sivil toplum hareketinin neredeyse tamamının biraraya gelmesi demek.
Sosyal Etki Zirvesi’nde neler var?
Sosyal Etki Zirvesi'ni, kısaca SEZ yaptık. SEZ kütüphanesi fikriyle zirveye gelen herkese "Kitapla gelin" mesajını kayıt bölümüne açıklama olarak ekledik. Şu anda 3.000’in üzerinde kitap topladık. Kitap toplamaya Eylül'e kadar devam edeceğiz, istenilen sayıya erişildiğinde 6 Şubat depreminde hasar gören 11 ile bağışlayacağız. Zirvede, Sosyal Fabrika çatısı altında topladığımız temalarımızı işleyeceğiz.
- Sanatta eşitlik teması bunlardan biri. Çünkü sanatın erişilebilir ve kapsayıcı olması çok önemli.
- Eşitsizliğe sessiz kalmadık mesajı için beden perküsyonu gösterisi düzenleniyor.
- Çöpüne Sahip Çık Derneği, zirve sonunda ortaya çıkan atıkların bertaraf edilmesini üstleniyor.
- HAYTAP var, engelliler için çalışan dernekler var.
- İşitme engelliler için işaret dili tercümanı sahnede olacak.
- Çok kısa nefes etkinlikleri olacak.
- Tenör Çağrı Köktekin piyano eşliğinde bizlere şarkı söyleyecek.
- Zirvede moderasyonunu benim yapacağım Zurich Sigorta CEO’su Yılmaz Yıldız, Madame Coco CEO’su Cem Işık ve Psikiyatr Gülcan Özer’in konuşmacı olacağı “Erkekler Konuşuyor” bölümü de var.
Zirve bittikten sonra bir çıktı raporu hazırlanacak. İçlerinde paydaşlarımızdan Aydın Üniversitesi, Gedik Üniversitesi, Özyeğin Üniversiteleri ve bu konularda farklı üniversitelerden çalışan akademisyenler de olacak. Onlarla zirve çıktılarını raporlayacağız. Raporladıktan sonra kamuoyu ile paylaşacağız.
Bu zirveye gelecek olan herkesten bir ricam olacak; buraya geliyorsanız tam gününüzü ayırın diyorum. Zirve bitene kadar bizlerle, konuşmacılarımızla birlikte olun. Oraya gelerek vakitlerini ayıracak her davetlimizin eğlenerek, network yaparak ayrılmalarını çok önemsiyoruz.
Ben sadece başlangıcını anlattım, zirvenin sonunda ne olacağını paylaşmıyorum. Sürprizlerimiz olacak.
Zirvede konuşmacılar arasında yer alan Habitat Derneği Başkanı Sezai Hazır’ı geçen günlerde kaybettik. Onun anısına da bir saygı duruşumuz olacak. Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin de konuklarımız arasında.
Zirvede ödül plaketi olarak dostum sanatçı Aydan Baktır’a yaptırdığımız tabloları hediye edeceğiz. Sanatın iyileştirici ve birleştirici gücünü kullanarak paneller devam ederken 3 ressam dostumuz Haydar Akdağ, Sefa Çakır ve Aydan Baktır sahnede 3 tuvalle canlı performans sergileyecekler.
Sosyal Etki Zirvesi'ne katılım için ücretsiz kayıt yaptırabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Toplumsal sorunlarla ilgili farkındalık yaratma çabasıyla sayısız projeye imza atan ve bunları bir Sosyal Etki Zirvesi ile taçlandırmaya hazırlanan Münteha Adalı ile sivil toplum üzerine söyleşi yaptık.
28 May 2024

YAZARLAR

Hüseyin Koyuncuoğlu
Ekonomi ve finans editörü

Pareto İçgörü
İş dünyasını ve piyasaları şekillendiren trendlere yönelik analizler, sektörlerden içgörüler, güncel veriler ve etki yaratan raporlar.
İLGİLİ OKUMALAR



