Sosyal medyada beden algısı

(Çizim: Olçar Yiğen)
Son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle birlikte geleneksel medyanın yerini almaya başlayan sosyal medya, geniş kitlelerce yaygın olarak kullanılan ortamlardan birine dönüştü. Bu durum her geçen gün gelişirken, sosyal medya bağımlılığı ve kişiler üzerindeki psikolojik etkileri de tartışılıyor.
Global Web Index’in araştırmasına göre günümüzde bir insan, ortalama günde iki saatini sosyal medya hesaplarında geçiriyor. Bu sürenin özellikle çocuk ve ergen yaştaki bireylerde pandeminin etkisiyle artış gösterdiği tespit ediliyor. Yaşantımızdan çaldığı zamanın yanı sıra sosyal medya, filter-bubble yöntemini kullanarak görüş ve tercihlerimizin de etkilenmesine yol açıyor. Filter-bubble internet algoritmaların kişiselleştirilerek, bireylerin ilgi duyduğu alanların ve destekledikleri görüşlerin öncelikli olarak ve daha sık gösterilmesini sağlıyor. İlk başta kulağa kullanışlı gelebilen bu durum, aynı zamanda kişinin yalnız kendi görüşünü destekleyen insanların paylaşımları ile beslenerek radikalleşmesine, farklı fikir ve yönelimlere ise uzak kalmasına neden oluyor.
Sosyal medyanın bireylere bir diğer etkisi ise beden algısı üzerinden gerçekleşiyor. Ana akım medya aracılığıyla uzun yıllardır bireylere empoze edilen gerçek dışı güzellik algıları, sosyal medyayla çok daha ulaşılabilir bir form alıyor. Bireylerin kendilerini sosyal medya aracılığıyla fotoğraflarına kolayca ulaşabildikleri modellerle ve ünlülerle karşılaştırmaları yukarı yönlü sosyal karşılaştırma olarak tanımlanıyor ve kişisel anlamda vücut memnuniyetsizliğinin artmasına yol açıyor. Basit bir memnuniyetsizlikten başlayarak yeme bozukluklarından tehlikeli diyetlere, anoreksiya ve bulimia gibi psikolojik rahatsızlıklara veya dolaylı yoldan ölüme uzanan sonuçlara yol açabiliyor. Üstelik kişilerde bu travmalara sebep olan görüntülerin büyük bir kısmı orijinal bile değil. Özenle seçilmiş makyaj ve ışıklandırmaların yanı sıra; airbrushing olarak da bilinen ve fotoğraflar üzerinde yapılan rötuşlarla elde ediliyor.
Norveç’te bu yıl kabul edilen bir yasal düzenleme, sosyal medyanın bireylere baskıladığı beden algısının önüne geçmeyi hedefliyor. Söz konusu yasa, sosyal medya fenomenlerinin fotoğraflarını paylaşırken nasıl değişiklikler yaptıklarını belirtmelerini zorunlu kılıyor. Snapchat, Instagram gibi uygulamalardaki filtreler ve vücut şeklini farklı gösteren düzenlemeler de yasa kapsamında bildirilmesi zorunlu hale getiriliyor. Bu sayede fotoğraflarında değişiklik yaptıklarını belirtmekten çekinecek olan kişilerin, sosyal medyada doğal hallerini paylaşması ve tek tipleştirici mükemmel beden algısının da kırılması hedefleniyor. Henüz tasarı aşamasındaki görüşmelerde, Norveç’te yeme bozukluklarının 14 – 15 yaşlarındaki kız çocuklarında dahi yaygınlaşmaya başladığı ve anoreksiyanın genç kızlar arasındaki en yaygın üçüncü ölüm sebebi olduğu belirtiliyor.
Görünen o ki sosyal karşılaştırma belli bir seviyede kaldığında, insan ilişkileri bakımından faydalı bir refleks olsa da; bu karşılaştırmaya kesintisiz şekilde maruz kalmak, özellikle genç yaştaki bireylerin psikolojilerini ciddi şekilde etkileyebiliyor. Hayatımıza masumâne bir haber alma ortamı olarak giren sosyal medya ise, bu karşılaştırmayı tetikleyen en büyük uyaran konumunda... Farklılıkları reddeden, tek tip ve kusursuz bir güzellik algısı her fırsatta önümüze sunuluyor. Toplumun her kesimi bu uyarandan etkilenmekle beraber; özellikle pandemi ile birlikte hemen tüm sosyal yaşantısı sosyal medyadan ibaret olan genç yaştaki bireylerin bu baskıya karşı durabilmesi oldukça zor. Beden olumlama gibi fikirlerin ise, tam da bu genç kesimde yaygınlaşmaya başlaması ve fiziksel farklılıklarını sergilemekten çekinmemeleri ise her şeye rağmen umut vaat ediyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


