
Telefonumu uzakta şarja takmak zorunda kaldığım alelade bir ofis gününde huzursuz hissettim. O gün de klasik yoğunluklarım devam etmesine rağmen telefonuma ulaşamamak beni beklediğimden çok daha fazla stres etti. Birden üzerime giydiğim “Ben onlardan değilim” pelerininin aslında bana birkaç beden büyük olduğunu fark ettim. Ben onlardan değilim. Onlar kimdi? Ben kimdim? Bir teknoloji yazarı olmak aslında dijital dünya ile bağımın çok daha sağlam olduğunun bir göstergesi değil miydi? Sanal ve gerçek arasında bölünen hayatlarımızın bizi bir kast sistemine soktuğunu inkâr etmemek gerek.
Bugün akıllı cihazlarımız aracılığıyla dahil olabildiğimiz her platformu dijital evrenin bir parçası olarak konumlandırabiliriz. Yaklaşık 20 sene önce Facebook ile başladığını varsayabileceğimiz iletişim furyasının bugün bu noktada olacağını tahmin edebilir miydik? Bir grup öğrencinin birbirinden haberdar olması ile başlayan maraton; kahvaltıda ne yediğimizi paylaştığımız, takipçilerimizi güzel anlarımızdan mahrum bırakmadığımız, hatta arkadaşlarımızı, sevgililerimizi seçtiğimiz bir ağlar bütününe dönüştü. Peki bu kadar görünürlüğün bir kırılma noktası olmayacak mı?
Seviyorum sevmiyorum
İşte size Mark Zuckerberg’in ya da Elon Musk’ın papatya falından küçük bir kısım. Kullanıcılarım anlık bilgiye hızlı erişim hazzını seviyor. Ancak Twitter’a biçtiğim kast sistemini sevmiyor. Kişiselleştirilmiş hizmet almayı ve alışveriş platformlarına kolay erişimi seviyorum. Verilerimin üçüncü parti uygulamalara satılmasını sevmiyorum.
Illinois-Chicago Üniversitesi'nde iletişim profesörü olan ve sosyal medya üzerine dersler veren Zizi Papacharissi bu çıkmazı "Bildiğimiz şekliyle platformlar sona erdi" şeklinde ifade ediyor. "Kullanım sürelerini doldurdular."
Bu çıkarım yalnızca bir profesörün öngörüsü değil tabii ki. Hepimizin derinden hissettiği, belki de umduğu, bunun yanı sıra sosyal medya platformlarının kurucularının dahi uzun süredir farkında olduğu beklenen bir gerçek. Zuckerberg 2019 yılında bir Facebook gönderisinde özel mesajlaşma ve küçük grupların çevrim içi iletişimin en hızlı büyüyen alanları olduğunu yazdı. Twitter'ın eski kurucusu ve bir dönem genel müdür olan Jack Dorsey ise insanlara gördükleri içerik ve etkileşim kurdukları topluluklar üzerinde kontrol sağlayan, sözde merkezi olmayan sosyal ağlar için bastırıyordu. Hatta kendisi son zamanlarda bu ilkeye dayanan bir sosyal medya sitesi olan Nostr'da paylaşım yapıyor.
İsviçre çakısı
Daha küçük sosyal ağ fantezisi geçtiğimiz yıl boyunca teknoloji uzmanları ve akademisyenlerin de odak noktasındaydı. Geçen ay yayımlanan ve "Üç Ayaklı Tabure: Daha Küçük, Daha Yoğun Bir İnternet İçin Bir Manifesto" başlıklı bir makalede geleceğin şirketlerinin küçük ağları düşük maliyetlerle nasıl çalıştırabilecekleri özetlendi.
Ayrıca makale insanların Twitter, Mastodon, Reddit ve daha küçük ağlar dahil olmak üzere kullandıkları siteler arasında geçiş yapmasına izin veren, esasen bir sosyal ağlar için İsviçre Çakısı görevi gören bir uygulamanın oluşturulmasını da gündeme aldılar. Söz konusu ihtiyaçlara hitap eden ve MIT Media Lab - Massachusetts Amherst Üniversitesi iş birliğinde geliştirilen Gobo önümüzdeki ay piyasaya sürülecek.
Akıllı cihazlar da böyle olmadı mı? Önce sadece telefon ve bilgisayar vardı. Sonra telefonlar arama ve mesajlaşma dışında, sadece bilgisayarların sahip olduğu bazı yetenekleri kazandı. Akıllı televizyonlar, tabletler, mutfak aletleri, robot süpürgeler… Artık neredeyse bir evin içinde kullandığımız tüm akıllı cihazları tek bir elden takip edebilecek hâle geldik. Sex and The City izlerken Airfryer’ımı komutlandırma şansım olmasa akılma gelir miydi bilmiyorum ancak şu an sahip olduğum özgürlük çok da fena gelmiyor. Akabinde gelen tembelleşme hissi hariç tabii.
Esasında asıl zor olan kısım nereye gideceğimizi bilmememiz. 2011’den beri yoğun Twitter kullanıcısıyım ve çok uzun zamandır “Twitter benim mahallem” cümlesini sıkça kullanıyorum. Twitter’a girdiğimde gerçek hayatımda tanıdığım insanların yanı sıra fikirlerini her saniye görmekten keyif aldığım bir düzine insan beni karşılıyor. Birbirinden haberi olmayan, farklı şehirlerde, farklı ülkelerde, farklı yaş gruplarından, farklı etnik kimliklere sahip onlarca insan. Bugün hesabımı kapatıp butik bir alternatife göçmeye karar versem beni nelerin beklediğini biliyor muyum? En önemlisi de takip ettiğim herkesi benimle gelmeye ikna edebilecek miyim? Twitter hesabımı da ilk olarak Justin Bieber’a mention atabilmek için açmıştım. O gelmeden beni hiçbir küçük platforma ikna edemezsiniz…
Böl, parçala, yönet
Bugün çoğu insanın eğilimi bilmediği bir platforma girmek yerine mevcut uygulamaların özelleştirişmiş hizmetlerinden yararlanmak oldu. Discord, Reddit gibi tam olarak hitap ettiği alan keskin olmayan ancak özelleştirilmiş kullanıcı deneyimleri yaratan platformlar toplu göç harekatında oldukça sükse yaptı diyebiliriz.

Sosyal medyanın siber zorbalık çevresinde şekillenen olumsuz yönlerini de topluluklaşma ile yenmek mümkün. Daha küçük topluluklar, özellikle genç insanlar için sosyal medyayı kullanmanın getirdiği sosyal baskıyı da azaltabilir. Son on yılda, sosyal medyanın tehlikeleriyle ilgili kongre oturumları da dahil olmak üzere gençlerin yaşadıkları hayatı sahte bir şekilde yansıtmaları, fotoğraflarıyla yaşamaya çalıştıktan sonra ve TikTok'ta videolar izleyerek yeme bozuklukları geliştirdiğine dair bir ton hikâye ortaya çıktı. Üstelik linç kültürünün bir getirisi olarak işinden olan, yaşadığı yeri değiştirmek zorunda kalan, çevresi tarafından dışlanan geniş bir kesimi saymıyorum bile.
Yani özetle İsviçre Çakısı gibi bir geçiş uygulaması fikren harika olsa da uzmanlar, yeni bir sosyal medya sitesinin ortaya çıkıp herkes için tek uygulama olabileceği fikrinin gerçekçi olmadığını ekliyor. Özellikle genç kuşak geçen yıl gençler arasında popüler olan ancak şu anda milyonlarca aktif kullanıcısını kaçıran fotoğraf paylaşım uygulaması BeReal gibi yeni bir ağla denemelerini bitirdiğinde bir sonrakine geçiyor. Maymun iştahlıyız ancak hayatın ve teknolojinin hızında kimlik edinme telaşımız çok da hatalı değil.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


