Soykırıma giden yol: 29. yılında ilk kez gün ışığına çıkan belgelerle Srebrenitsa

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Srebrenitsa Soykırımı, Bosna’daki savaşı yaşayanlar ya da "hissedenler" için ayrı bir önem taşıyor. Bunun iki kritik nedeni var:
- İlki, aradan geçen 29 yıla rağmen kazılarda sürekli olarak Srebrenitsa civarındaki toplu mezarlardan katledilenlerin kemiklerinin çıkmaya devam etmesi. Toprak unutturmuyor.
- Diğeri ise dünya kamuoyunun vicdanında olayın sorumlularıyla hâlâ hakkıyla hesaplaşılmamış olması.
Kısaca ne olduğunu hatırlayalım, sonrasında olayın dolaylı da olsa gerçek sorumluları kimler ve onlarla neden hesaplaşamıyoruz sorularının cevabını kuvvetle muhtemel ilk kez göreceğiniz ABD, Fransa ve Birleşmiş Milletler belgeleri üzerinden arayalım.
Zamanında gazeteciler arasında çok söylenen “Yugoslav İçsavaşı’yla ilgili sadece en saçma şeyler doğrudur” cümlesi nasıl hayat buldu, hayretle göreceksiniz.
Srebrenitsa'da ne oldu?
Türkiye’nin 1991’den 2001’e kadar süren Yugoslavya’nın dağılma sürecindeki savaşlar arasında en yakından takip ettiği Bosna’dakiydi. Sadece Türkiye’deki göçmenler nedeniyle değil, tüm dünyanın gözü önünde, Avrupa’nın göbeğinde şahit olduğumuz bu vahşet hepimizi dehşete düşürmüştü.
Savaşın 4. yılında, General Ratko Mladić ve Sırp ordusu 11 Temmuz 1995 akşamüstü 16.45’te daha önce Birleşmiş Milletler tarafından “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenitsa'ya girdi. 15 dakika sonra kenti korumakla görevli Hollanda birliği, merkeze üslerinin yaklaşık 5 bin sığınmacı ile dolu olduğunu bildirdi.

Fotoğraf: AP Photo/Michel Euler
Sırp birlikleri yavaş yavaş kasabaya girerken sığınacak başka yer bulamayan 20 bin Boşnak, yakınlardaki tarlalara ve fabrikalara doğru kaçtı. Akşam olduğunda BM kararları doğrultusunda kasabayı korumakla görevli Hollanda birliği görev yerlerini terk etmeye başladı.
Boşnaklar böylece dünyanın kendilerini yalnız bıraktığını anlamış oldu.
Haber yavaşça kasabada yayılmaya başladı. Gece yarısı 15 bin Boşnak erkek Srebrenitsa'dan ayrılarak kuzeydeki başka bir "güvenli bölge” olan Tuzla'ya gitmek üzere Buljim Tepesi'nde toplandı.
Sırp askerleri burdaki topluluğun üzerine ağır silahlarla ateş açtı. Yüzlerce kişi öldü. Geri kalanlar dağılarak yakındaki ormanlık araziye kaçtılar. Binlerce Boşnak erkeğin ormanda saklandığını bilen Sırp ordusu “kaçakları” “avlamaya” başladı.
Bunun için zaman zaman daha önce ele geçirdikleri BM ekipmanlarını da kullanarak "Barış Gücü askeri" taklidi yaptılar. Böylece Boşnak erkekleri saklandıkları yerlerden çıkarmaya çalışıyorlardı.
11 Temmuz'da ve takip eden günlerde Srebrenitsa ve çevresinde bu Boşnak erkeklerden 8 bin 372 kişi katledilerek toplu mezarlara gömüldü. Bazı aileler hâlâ bölgedeki ormanlardan yakınlarının kemiklerinin çıkabileceği umuduyla yaşıyor.
Beriz Mujic, Hamed Salic, Hasib ve Camil Efendic, Mehmed Krdzic, Sabrija Omic, Musan Siljkovic, Sakib Harbas, Ahmet Jasarevic, Nevres Salihovic, İbrahim Salkic, Midhat Basic, Hajdin Mustafic, Latif Mandzic.
Bu 14 kişi bugün Potocari Anıt Mezarlığı’nda toprağa verilecekler.
Kemikleri üzerinde yapılan çalışmalarda kimlikleri ancak tespit edilebildi. Potoçari Anıt Mezarlığı'nda şimdiye kadar 6 bin 751 kurban defnedildi. 250 kurban, ailelerin isteğiyle yerel mezarlıklarda toprağa verildi. Srebrenitsa Soykırımı’nda hayatını kaybeden ve cenazesine ulaşılamayan 1.000'in üzerinde insan var.
Katliam 2007’de Lahey’de 'soykırım' olarak karara geçti
Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı, Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi'nden (ICTY) gelen kanıtlar doğrultusunda, Srebrenitsa ve civarında yaşananları 2007’de "soykırım" olarak nitelendirdi.

Hollanda birliği komutanı Thom Karremans ile "Bosna Kasabı" lakaplı General Ratko Mladić, 11 Temmuz 1995.
Hollanda birliği komutanı Thom Karremans'ın kenti teslim etmeden önce Sırp birliklerinin başındaki "Bosna Kasabı" lakaplı General Ratko Mladić'le kadeh kaldırdığı fotoğraf, yıllarca BM’nin olaydaki sorumluluğunun kanıtı sayıldı. Lahey'de yapılan yargılamada Hollanda askerlerinin katliamdan "kısmen sorumlu olduğu" kabul edildi.
Ancak görünenle gerçek arasında farklar vardı. Hollandalı askerler öldürüleceklerini bile bile karargahlarındaki sivil Boşnak erkekleri dışarı çıkmaya zorlamışlardı. Sırp kuşatmasından sağ kurtuldukları için dans ederek kutlama yapmışlardı. Birliğin başındaki Tom Karremans, sivilleri ölüme terk edip uçakla Zagreb'e indiğinde gazetecilerin sorularına "Meslektaşım General Mladić bizi devre dışı bırakarak akıllıca bir askeri harekât yaptı" demişti.
Ama bunların hiçbiri gerçeğin tamamı değildi.
BM katliam olabileceğini biliyordu
ABD'nin eski BM Daimî Temsilcisi Samantha Power 2002’de yayımladığı Pulitzer ödüllü "A Problem from Hell” (Cehennemden çıkma bir sorun) adlı kitabının Srebrenitsa katliamı ile ilgili bölümünde Karremans'ın BM'deki üstlerine bölgedeki Müslümanların durumunu tüm açıklığıyla anlattığını yazdı.
Bölgede barış gücünde görev yapmış Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarından duyduklarım da aslında o dönemde Karremans komutasındaki Hollanda birliğinin defalarca BM'deki üstlerine ve NATO'ya durumu ve kenti Sırplara bırakmanın tehlikelerini anlattığını doğruluyordu. Karremans, 1998’de kaleme aldığı, Srebrenitsa, kimin umrunda? isimli kitabında bunu kanıtlamak için bir belge yayımladı.

Karremans'ın 1998’de kaleme aldığı Srebrenitsa, kimin umrunda? başlıklı kitabı.
Buna göre Karremans, 4 Haziran 1995’te Birleşmiş Milletler Koruma Gücü'nün (UNPROFOR) Saraybosna’daki Bosna Hersek Komutanlığı’na yazdığı resmî yazıda, 29 Mayıs-1 Haziran arasında yolladığı raporlara da referanslar vererek Srebrenitsa’daki insani durumun her alanda gün geçtikçe kötüleştiğini; 3 aydan fazladır Bosna Sırp Ordusu (BSO) kuşatmasındaki Hollanda taburunun bu durumla mücadele edecek kapasiteye sahip olmadığını; BSA saldırılarının nihai hedefinin, kentin kuzey doğusunda şimdi Sırbistan sınırları içindeki Jadar Vadisi olduğunu; eğer bu olursa bölgedeki 3 bin Boşnağın ya öldürüleceğini ya da Srebrenitsa’ya doğru itileceğini düşündüğünü; bunun hem kendileri için hem de Srebrenitsa’daki halk ve sığınmacılar için başa çıkılamaz sonuçları olacağını üstlerine anlatıyor ve sözlerini şöyle noktalıyordu:
“Hollanda taburu komutanı olarak, Srebrenitsa yerleşim bölgesi halkı adına, üst komutanlıklardan ve Birleşmiş Milletler'den bu kötüleşen durumla ilgili bir şekilde çağrıda bulunmalarını ve tabura daha iyi yaşam koşullarının uygulanması için tüm olanakların verilmesini talep ediyorum.”
'Sizi asla yüzüstü bırakmayacağım'
Ne var ki üst komutanlık bırakın ayları, yıllardır durumun farkındaydı.
12 Mart 1993 günü Binbaşı Piers Tucker tarafından, UNPROF karargahına kurmay başkanı ve ilgili şubelere dağıtılmak üzere Srebrenitsa’dan gönderilen bu durum raporunda Sırp topçusunun çevredeki yerleşim merkezlerini bombalayarak göçe zorladığı sığınmacılarla nüfusu 9 binden 70 bine çıkan Srebrenitsa’daki durum açık seçik anlatılıyordu.

AP Photo/Michel Euler
Tucker bir dahaki havadan yardımın Srebrenitsa’ya yapılması gerektiğini belirtiyor; sığınmacıların Bosna’daki Birleşmiş Milletler gücünün komutanı olan Fransız General Philippe Morillion’un konvoyunun kentten çıkışına izin vermediğini rapor ediyordu.
Değerlendirmesine göre halk, Morillion giderse Sırp topçusunun burayı da bombalayacağını ve öleceklerini düşünüyordu.
- Morillion, Srebrenitsa’dan “Şu an Birleşmiş Milletler güçleri koruması altındasınız. Sizi asla yüzüstü bırakmayacağım” diyerek ayrıldı.
Tucker’a göre “ortam dostane ama çok duygusaldı” ve Belgrad’a Sırp topçusunun kuşatmayı durdurması için baskı yapılmalıydı.
Uluslararası toplumda bu baskının “Batılı askerî güçler” tarafından yapılması ve “güvenli bölgeler” oluşturma fikri o dönemde ortaya çıktı. Ancak konuyla ilgili bir fikir birliği de yoktu.
CIA raporundaki değerlendirmeler gerçek oldu
Amerikan Merkezî İstihbarat Direktörlüğü Kurumlararası Balkan Görev Gücü tarafından 23 Mart 1993 tarihinde Srebrenitsa ve diğer Bosna kentlerinde “güvenli bölgeler” üzerine “gizli” ibaresiyle yayımlanan raporda, bu bölgelerin “Müslüman aşırılıkçılar” tarafından dışarıdaki Sırp pozisyonlarına saldırı için kullanılmasının “neredeyse kesin” olduğu ve Birleşmiş Milletler güçlerinin Sırplar ve Boşnaklar arasında çapraz ateşte kalabileceği değerlendirmesi yapılıyordu.
- Boşnaklara bu planın kabul ettirilmesinin politik olarak zorluğundan, zira bu bölgelerde toplanmaları hâlinde Sırpların diğer bölgelerdeki “etnik temizlik” faaliyetinin kendiliğinden gerçekleşeceğinden endişe edebileceklerinden, tamamen Sırp merhametine kalmış BM yardım faaliyetlerinin Sırplar güceneceği için sekteye uğrayabileceğinden bahsediliyordu.
Rapora göre bu bölgelerin korunması için mevcut 7.500 asker yeterli değildi. Daha fazla BM askeri ve daha ağır çatışmalarda kullanılabilecek askerî ekipman gerekiyordu. UNPROFOR’un angajman kurallarının da çatışma ortamına uygun olarak daha “liberal” şekilde belirlenmesi gerekecekti.
Ortaya çıkan bunun gibi başka onlarca belgeye göre takip eden yıllarda UNPROFOR’un yapısı ve Boşnakların kaderi “Batı”nın bu rapordaki ana başlıklarla ilgili kaygıları ve kararları üzerinden şekillendi.
16 Nisan 1993’te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 819 No’lu kararıyla Srebrenitsa güvenli bölge ilan edildi.
BM, Boşnakların silahlarını Sırplara saldırmasınlar diye aldı
17 Nisan 1993’te Sırp General Ratko Mladić ile Boşnak General Sefer Halilović arasında UNPROFOR’dan General Lars-Eric Wahlgren’in arabuluculuğuyla Saraybosna’da düzenlenen bir toplantıda “Srebrenitsa’nın silahsızlandırılması ve askerden arındırılması” konusunda mutabık kalındı.
- 18 Nisan’da imzalanan bu anlaşma metnine göre taraflar arasında derhal ateşkes ilan edilecek, kente insani yardım girmesine izin verilecek, yaralı ve kritik hastalar için hava koridoru açılacak, silahsızlanmayı denetleyecek ve sağlayacak ortak bir çalışma grubu oluşturulacak, UNPROFOR’un kente girişine izin verilecek ve BM güçleri kente girdikten sonraki 72 saat içinde kentteki tüm silah, cephane, mayın, patlayıcı ve askeri malzemeler kendilerine teslim edilecekti.
Birleşmiş Milletler böylece kente insani yardımı garanti ediyor, hem kendi güçlerinin olası bir çatışmanın arasında kalmasını engelliyor hem de kent silahsızlandırıldığı için “aşırılıkçı Boşnakların” dışarı “kesinlikle muhtemel” saldırısını önlüyor ve Sırpların da kente saldırı nedenini ortadan kaldırdığını düşünüyordu.
- 6 Mayıs’ta bu kez 824 No’lu kararla güvenli bölgeler arasına Saraybosna, Zepa, Gorazde, Tuzla ve Bihac da eklendi. Bu bölgelerin güvenliği ve koruması da UNPROFOR’a verildi.
Annan’ın tartışmalı yönetiminde BM kendi kararının esiri oldu
İlerleyen dönemde tıpkı bölgelerin kurulmasıyla ilgili CIA değerlendirme raporunda öngörüldüğü gibi Birleşmiş Milletler bu kararının esiri oldu.
1994’te Ruanda’da, 1995’te Srebrenitsa’daki soykırımlardaki rolü, yönetim ve “yumuşak diplomasi” anlayışı daha sonraları çokça eleştirilen dönemin BM Genel Sekreter Müsteşarı Kofi Annan’ın henüz Srebrenitsa’daki anlaşmanın mürekkebi kurumadan 23 Nisan 1993’te Gen. Wahlgren’e gönderdiği not, askerlik yeminini onurlandırmak isteyen ve sahada durumsal farkındalığı daha güçlü olan generalin “kulağını çekerken” adeta gelecekten haber veriyordu.

Kofi Annan. Fotoğraf: AFP
Annan, Wahlgren’e özetle o dönem Avrupa Birliği’nin Yugoslavya Barış Müzakerecisi Britanyalı Lord David Owen’ın “elle yazdığı nota da binaen”, yani onun da görüşü böyle demeye getirerek şöyle diyordu:
“Srebrenitsa’nın silahlardan arındırılması tarafların kendi kararıdır. Birleşmiş Milletler’in önerisi değildir. UNPROFOR insanlar ölmesin diye aracılık yapmıştır. Arabuluculuk, Sırp saldırılarınının bahanesini ortadan kaldıracak şekilde Srebrenitsa’da silahları toplamayı da kapsıyor. Ancak bu durum aynı zamanda ahlaki olarak silahsız kalan Srebrenitsa’yı koruma sorumluluğunu da getirir. Fakat bunu yapacak gücün yok. Bana telefonda 'Angajman kurallarına göre eğer buradaki BM güçlerine ateş açılırsa ben de karşılık veririm' diyorsun ama neden orada olduğunu unutma. 'Ben gerekirse Srebrenitsa’yı saldırılara karşı savunurum' gibi 'cesurca' açıklamalar yapıyorsunuz orada. 145 barış gücü askeriyle Bosna Sırp Ordusu’na karşı bir şey yapamazsın, Sırplar topçu ateşine başlarsa sen de herkes gibi sığınağa gireceksin.”
Öyle de oldu.
- CIA’in öngördüğü gibi ağır çatışmalar için ekipmanı ve yetkisi olmayan UNPROFOR güçlerinden 320’si öldürüldü. Birçoğu gözlemci olarak bulunduğu bölgedeki halkla birlikte kuşatma altında kaldı, özellikle rehin alındı. BM’nin Yugoslavya’daki misyonu, sivillere yardımı garantilemekten kendi askerinin güvenliğini sağlama çabasına dönüştü.
'Aman Sırplar kızmasın'
UNPROFOR’un hem kendini hem de sürekli katledilen sivilleri koruyacak şekilde güçlendirilmesi, Boşnaklara destek olarak algılanır ve Sırplar görüşme masasından kalkar endişesiyle Sırp Ordusu ve paramiliter örgütleri caydırıcı önlemler alınamadı.
Buraya yer kısıtı nedeniyle eklenemeyen birçok belgeye göre en üst düzeyde “Ne kadar müdahale etme zorunluluğu da doğsa aman Sırpları kızdırmayalım ve bu durumu daha içinden çıkılmaz bir hâle sokmayalım. Anlaşmaya ikna edebileceğimiz alanda tutalım” mantığı ile harekete geçilemedi.
Diğer taraftan gitgide kötüleşen insani kriz ve kara birlikleriyle girişilecek bir harekatın belirsiz sonuçları dolayısıyla askerlerin telkini ve hazırlık için bastırmasıyla “caydırıcı hava operasyonları” gündeme geldi.
- Operasyonlar ilk etapta istekli olduklarını belirten Britanya ve Fransa, daha sonra ABD tarafından ve en sonunda NATO çerçevesinde gerçekleştirilecekti.
Ancak ilginçtir bunun planlamasında dahi Sırpları “kızdırmamaya” çok dikkat edildi.
Fransa, hava operasyonunda Türkiye’nin varlığına karşı çıktı
28 Mayıs 1993 tarihli “Yugoslavya görevinde UNPROFOR’a hava desteği” konulu, “gizli” ibareli NATO Kuzey Atlantik Konseyi toplantı notlarına göre NATO, Bosna’da tekil ulusların müdahalesi yerine kolektif bir çabayı desteklerken, Türkiye’nin hava operasyonlardaki rolü bu nedenle sınırlanmaya çalışılıyordu.
O dönem Bosna’da ve NATO’da görev yapan hava kuvvetleri personeli ve dışişleri bürokratlarından Sırplar konusundaki hassasiyetleri ve özellikle Fransa’nın Türkiye’nin hava destek operasyonlarına doğrudan katılımına sürekli karşı çıktığını biliyordum.
Ancak yazıyı hazırlarken gördüm ki bu belgelerde anlatılanlardan ve Srebrenitsa’da soykırıma giden süreçte yaşananların tamamından onların da haberi yoktu. Tıpkı Hollandalı yetkililer gibi.
- Yine sonradan ortaya çıkan belgeler ve dönemin Hollanda Dışişleri Bakanı'nın ifadelerine göre 1995’te Hollandalılar, Bosna Sırp Ordusu Srebrenitsa’ya girmeden önce kuşatmayı hafifletebilmek için 5 gün içinde 9 kez NATO'dan hava desteği talep etmişti.
O dönemde NATO, uzun aralıklarla da olsa UNPROFOR’a ya da güvenli bölgelere saldırı durumunda hava harekatları düzenlemesine rağmen bu istek "prosedüre uygun şekilde" yapılmadığı için sürekli olarak reddedilmiş ve NATO bir hava operasyonu "icra edememişti.”
Ancak sebep başkaydı.
Hava harekatları neden durdu?
25 ve 26 Mayıs’ta Sırp topçusunun bazı güvenli bölgeleri vurmasından sonra NATO uçakları Saraybosna’nın 15 km. doğusunda, 1992-1995 yılları arasında Bosna Hersek Sırp Cumhuriyeti’ne başkentlik yapan Pale’de, BSO’ya ait mühimmat depolarını vurmuş; onlar da 370 BM Barış Gücü askerini rehin almıştı.
UNPROFOR'un o dönemki komutanı İngiliz General Rupert Smith, saldırıdan sonra kendi karargahına 29 Mayıs’ta yazdığı “hava saldırısı sonrası direktifi”nde Pale’deki saldırıyı stratejik hedefleri gerçekleşmediği için başarısız olarak nitelendiriyor; UNPROFOR’un misyonunu, siyasi otoritenin ortaya koyduğu orta ve uzun vadeli hedeflerin ve buna bağlı “emirlerin” neler olduğunu sorguluyordu.
- Gen. Smith emrindeki askerlere ayrıca UNPROFOR’un “emirlerinin” 29 Mayıs itibarıyla UNPROFOR askerlerinin güvenliğinden sonra ikinci sırada geldiği şeklinde bir “direktif aldığını” da belirtiyordu.
Srebrenitsa’da soykırıma giden yoldaki en önemli olay belki de buydu.
ABD, Britanya, Fransa arası gizli anlaşma
Dönemin ABD Başkanı'nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Sandy Berger'in sonradan "Çok da verimli sonuçları olmadı" diyerek doğruladığı; Fransız Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Britanya Başbakanı John Major ve ABD Başkanı Bill Clinton arasında yapılan gizli bir anlaşmaya göre, NATO'nun hava operasyonları rehin tutulan bu askerlerin güvenliği düşünülerek durdurulmuştu.
Hollanda Savunma Bakanı Joris Voorhoeve, 2015’te Ratko Mladić'in Lahey’deki yargılanması sırasında şöyle diyecekti:
"Bize bu anlaşmadan bahsedilmedi, ben anılarımı yazmak için Amerikan belgelerini incelerken 2013'te anlaşmayı tesadüfen öğrendim. Eğer o dönemde tıpkı Srebrenitsa sonrasında Gorazde’de olduğu gibi BM çatısı altında bir hava operasyonu gerçekleştirilseydi Mladic'in planları değişebilirdi. En azından katledilenlerin sayısı azaltılabilirdi."
Katliama davetiye sayılabilecek belge
Voorhoeve'nin bahsettiği belgede yazanlar, ne kadar haklı olduğunu gösteriyordu.
ABD Başkanı’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Anthony Lake, 29 Mayıs’ta ABD Başkanı Clinton’a yazdığı notta “Çekilme ve yeniden konuşlandırma sırasında UNPROFOR’u destekleyecek NATO güçlerine ABD kara güçlerinin katılımı”yla ilgili ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Müdürler toplantısında görüştüklerini anlatıyor.
Güvenli bölgelerden çekilmenin ABD çıkarlarına aykırı olduğunu, ek hava operasyonları konusunda eğer Sırplar rehineleri öldürürse acil saldırı seçeneğinin ve büyük bir saldırının müttefikler ile planlanabileceğini belirtiyor. Bu operasyonların ihtiyaç hâlinde daha etkili şekilde icra edilmesi gerektiğini ve özelde hava operasyonlarına ara vermeyi kabul edeceklerini ancak bunu kamuya açıklamayacaklarını söylüyor.
Belgede Başkan Clinton’un elyazısıyla onayı bulunuyor.
Hollanda hükümetinin bilmediğini Mladić biliyor
Ne var ki kamuya açıklanmayan bu karar, büyük ihtimalle 4 Haziran’da UNPROFOR’un Fransız komutanı Bernard Janvier ile Mladić arasında yapılan toplantıda Mladić’e rehinelere zarar gelmemesi için açıklanıyor.
Fransız Parlamentosu Srebrenitsa Komisyonu raporundan alınan görüşme tutanağına göre BM Güçleri Komutanı General Janvier ve Bosna Sırp Cumhuriyeti Kurmay Başkanı Mladić, üç noktada anlaşıyor:
- Bosna Sırp Cumhuriyeti çeşitli güç unsurları kullanarak UNPROFOR üyelerinin hayatını ve güvenliğini tehdit etmeyecek.
- UNPROFOR Bosna Sırp Cumhuriyeti’ne karşı herhangi bir şekilde güç kullanmayacak; Sırp Cumhuriyeti bölgelerindeki hedeflere hava saldırısı düzenlemeyecek.
- Anlaşmanın imzalanmasıyla tüm savaş esirleri (UNPROFOR) serbest bırakılacak.
Yani Ratko Mladić, Srebrenitsa'yı işgal etse, oradaki herkesi katletse de uluslararası toplumun müdahale etmeyeceğini biliyor.
Tersi olsa, tıpkı Voorhoeve gibi “Belki sadece kenti kuşatacak ve bekleyecek ya da katliama cesaret edemeyecekti" diyen çok.
Ama olmuyor.
'Politik tavır bir aydın sorumluluğu'
Yugoslav İçsavaşı sırasında El Pais gazetesi için haberler yapan Juan Goytisolo, İspanyolca konuşan coğrafyanın 21. yüzyılda yaşayan en büyük yazarlarından biri olarak kabul ediliyor. İnsanlığa edebiyat alanında kazandırdıklarının yanında bir düşünce insanı olarak Kolombiya, Çeçenistan ve Bosna'daki çatışmalarda "politik tavrın" bir aydın sorumluluğu olduğunu dünyaya büyük bir dirençle anlatmasıyla da biliniyor.
Dolayısıyla Franco rejimi sürgünü bir hayatta gurbete sığdırdığı onlarca roman ve dünyanın farklı üniversitelerinde geçen prestijli bir akademik hayatın tam göbeğinde 63 yaşına rağmen gittiği savaşlarda yaptığı "gazetecilik" bir "bağımlılıktan" öte, bu sorumluluğa dayanıyor.

Goytisolo, Saraybosna'da yıkılan bir kütüphanenin kalıntıları arasında, 1993. Fotoğraf: Gervasio Sanchez
Goytisolo, sonradan yazılarını topladığı Saraybosna Yazıları: Barbarlığa Doğru Bir Yolculuğun Notları adlı kitabında şu tespiti yapıyor:
"Bosna Savaşı insanın yapabilecekleri hakkında en iyiyi ve en kötüyü gösteren eşsiz bir bilgi kaynağı olarak hatırlanacak. İnsanlık suçu, utanç ve ibret kelimelerinin hemen karşısında.”
P.S. Bosna Savaşı sırasında Sırp keskin nişancılar tarafından yüzünden vurulan, yüzünün yarısını bıraktığı ameliyat masasından kalkıp 6 ay sonra elinde kamerayla tekrar Bosna’da çalışmaya başlayan; kendisinden gazeteciliğe ve insanlığa dair çok şey öğrendiğim Margaret Moth'a özlemle…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
YAZARLAR

Utku Başar
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okudu. Aynı bölümde yüksek lisans yaparken Mehmet Ali Birand’ın teklifiyle gazeteciliğe başladı. 32. Gün belgeselleri ile birlikte CNN Türk Dış haber servisinde çalışırken CNN International ve farklı uluslararası yayın organizasyonları için prodüktörlük yaptı. 2004’te muhabir olarak girdiği 32. Gün’ den 2013’te genel yayın yönetmeni olarak ayrıldı. 2013-2015 arası CNN Türk’te kendi haftalık belgesel programını hazırlayıp sundu. Ulusal ve uluslararası şirketler için kıdemli pazarlama iletişimi danışmanı olarak çalıştı. Maya Vakfı’nın diplomasi ve operasyon direktörlüğünü, Deniz Temiz Derneği Turmepa’ nın genel müdür yardımcılığını yaptı. Aralarında 140 Journos, Reflekt, Habertürk gibi kurumların bulunduğu geleneksel ve dijital yayıncılar için strateji - içerik - yayın danışmanlığı ve yöneticilik yaptı. Aralarında Al Jazeera, Maclean’s, DW/+90 ve 12 Punto’nun da bulunduğu çeşitli ulusal ve uluslararası yayın kuruluşlarına serbest gazeteci olarak katkıda bulundu. Kampanya bazlı siyaset ve stratejik iletişim danışmanlığı yapıyor, uluslararası ve ulusal askeri tatbikatlarda StratCom ve medya SME olarak çalışıyor. resaid’in kurucularından.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.

Mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine dönmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının Yeni Parti’yi kurmasıyla sonuçlandı. Ankara kulislerinde şimdi Yargıtay’ın kararı kaldırıp kaldırmayacağı, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının gündeme gelip gelmeyeceği ve CHP’de yeni bir kurultay sürecinin başlayıp başlamayacağı tartışılıyor. Yeni Parti yönetimi ise butlan kararı kaldırılsa bile CHP’ye dönmeme ve seçime kendi çatısı altında girme eğiliminde.

Bir partinin logosu, tek başına o partinin geleceğini belirlemez. Seçmen desteğini asıl şekillendiren; partinin programı, liderliği, örgütlenme biçimi ve toplumla kurduğu ilişkidir. Yine de logo, milyonlara ulaşmayı hedefleyen bir siyasi yapının kamuoyuna sunduğu ilk işaretlerden biridir. Peki Yeni Parti’nin logosu nasıl bir mesaj veriyor? Tasarımın güçlü yanları neler, hangi yönleri henüz tamamlanmamış görünüyor ve daha tutarlı bir görsel kimliğe dönüşmesi için neler yapılabilir?

Avrupa Merkez Bankası, radikal bir kararla euro banknotlarını baştan aşağı değiştirmeye hazırlanıyor. Bu kararla Avrupa, yalnızca yeni güvenlik özelliklerine sahip banknotlar tasarlamıyor; aynı zamanda gölgede kaldığını hissettiği bir dönemde kendini nasıl anlatmak istediğini de yeniden düşünüyor.




