Strazburg'da gerilim, Brüksel'de çatlak: Çatışan AB vizyonları

Avrupa Birliği'nde özellikle göç ve çevre politikaları konularında ortaya çıkan çatlaklar, Birliği liberal ve illiberal olmak üzere kamplara ayırıyor. Derinleşen çatlakların bir tarafında Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, öbür tarafında ise Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ı görebiliyoruz.
Strazburg'da gerilim, Brüksel'de çatlak: Çatışan AB vizyonları

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

9 Ekim'de Strasburg'da yapılan Avrupa Parlamentosu oturumunda, Avrupa Konseyi Dönem Başkanlığı'nı yürüten Macaristan Başbakanı Viktor Orban ile Avrupa Komisyonu Başkanlığı'na ikinci kez seçilen Ursula von der Leyen arasında tansiyon yükseldi. "İlliberal demokrasi" savunucusu olarak bilinen Orban, sık sık AB ile çatıştığı bu tutumunu bir kez daha gündeme getirdi. Orban konuşmasını tamamladıktan hemen sonra, bazı ilerici milletvekilleri İtalyan antifaşist direniş şarkısı "Bella Ciao"yu söyleyerek protestolarını dile getirdiler, ancak bu eylem Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola tarafından sonlandırıldı. Aynı anda Orban’a destek veren muhafazakar üyeler de sloganlarla desteklerini dile getirdi.

Taraflar birbirlerine sert suçlamalar yöneltti, fakat tartışmanın her iki taraf için de ortak noktası "AB’nin değişmesi gerektiği" fikriydi. Ancak bu değişimin hangi bakış açısıyla gerçekleştirileceği konusunda henüz bir uzlaşma yok. Gelin, bu tartışmanın temel başlıklarına birlikte bakalım.

Rusya-Ukrayna savaşı 

Tartışmanın merkezinde, tarafların “Ukrayna Savaşı” hakkındaki tutumları yer alıyor. Orban, AB’nin savaş politikasını "kötü planlanmış ve kötü uygulanmış" olarak nitelendirerek, AB’nin stratejisini değiştirmesi gerektiğini savundu. Ayrıca, Rusya ile diplomatik temasların yeniden başlatılmasını talep etti ve Moskova’yla iletişim kurulmadığı sürece savaşın daha da derinleşeceği uyarısında bulundu. Von der Leyen ise bu eleştiriler karşısında, Orban’ın Moskova ziyaretini ve Rusya ile yakın ilişkilerini sert bir dille eleştirdi. Ukrayna halkını özgürlük savaşçıları olarak tanımlayan von der Leyen, Macar liderin Rusya’ya olan yaklaşımının “AB'nin güvenlik çıkarlarına zarar verdiğini” vurguladı. Von der Leyen, Sovyetler Birliği'nin Macaristan'ı işgal ettiği döneme atıfta bulunarak, "Hâlâ bu savaştan işgalciyi değil, işgal edileni sorumlu tutanlar var. Putin'in güç arzusunu değil, Ukrayna'nın özgürlük özlemini suçlayanlar var. Onlara sormak istiyorum: 1956'da Sovyet işgali için hiç Macarları suçladılar mı? Ya da 1968'de Sovyet baskısı için Çekleri ve Slovakları suçladılar mı?" dedi. Orban ise bu kıyaslamaya kesinlikle karşı çıkarak, Komisyon'un artık "siyasi bir organ" hâline geldiğini öne sürdü. "Eskiden, anlaşmaların da belirttiği gibi, Komisyon, anlaşmaların koruyucusuydu, tarafsız bir yapıydı" dedi. "Görevi siyasi tartışmalardan uzak durarak farklılıkları hukuki bir çerçevede ele almaktı, ancak bu durum değişti." İfadelerini kullanan Orban, doğrudan von der Leyen'e hitap ederek, "Artık antlaşmaların koruyucusu değil, siyasi bir organ, siyasi bir silah haline geldiniz," diye ekledi. Orban’ın bu ifadesi, Avrupa Birliği’nin, üyeleri üzerinde baskı uygulayan bir siyasi aygıta dönüştüğünü iddia eden, ulusal egemenliği savunan liderlerin eleştirilerine bir örnek olarak öne çıkıyor

Yeşil dönüşüm ve rekabetçilik

Orban, Avrupa Birliği’nin yeşil dönüşüm politikalarını sert bir şekilde eleştirdi. Macar lider, AB’nin Rus fosil yakıtlarından uzaklaşmasının, enerji fiyatlarını ABD'ye kıyasla çok daha yüksek hâle getirerek AB’nin küresel rekabet gücünü zayıflattığını savundu. Ayrıca, yeşil dönüşümün, AB'nin iddia ettiği üzere iş yaratmayacağını, aksine iş kayıplarına yol açacağını belirtti. Orban, bu politikaların Avrupa sanayisinin enerji maliyetlerini artırdığı ve AB'nin ticaretteki payının düştüğünü vurgulayarak, mevcut iklim hedeflerinin uzun vadede ekonomik fayda sağlamayacağını söyledi. Orban’a göre, özellikle tarım sektöründeki rekabet gücü, “aşırı düzenlemeler” ve “iklim politikaları” nedeniyle tehdit altında.

Von der Leyen, Macar hükümetinin Avrupalı şirketlere karşı ayrımcılık yaptığını ve bu şirketleri yerel şirketlere kıyasla daha yüksek vergilere tabi tuttuğunu dile getirdi. Bu durumun, Avrupa’daki yatırımların azalmasına neden olacağını söyledi ve Macaristan'ın AB'nin rekabetçi yapısına zarar verdiğini ifade eden Von der Leyen, Orban'ın enerji politikalarına yönelik eleştirilerine de yanıt vererek, AB'nin yeşil dönüşüm politikalarının iş yaratma ve sürdürülebilir büyüme sağlayacağını savundu. Orban'ın aksine, yeşil dönüşümün AB ekonomisini uzun vadede güçlendireceğini ve enerji bağımlılığını azaltacağını belirtti. Ancak Macaristan’ın bu politikalara uymayarak, hem kendi ekonomisine hem de AB’nin ortak ekonomik hedeflerine zarar verdiğini öne sürdü.

Göç ve güvenlik politikalarında derin farklılıklar

Orban'ın uzun süredir savunduğu sert göç politikaları bir diğer gündem maddesiydi. Macaristan Başbakanı, AB’nin göç sistemini başarısız olarak nitelendirip, iltica başvurularının Avrupa dışındaki merkezlerde değerlendirilmesini savundu. Bu yaklaşım, Orban’ın Avrupa’nın sınırlarını daha sıkı kontrol altına almayı önceliklendiren milliyetçi ve illiberal siyasetinin bir uzantısı. Von der Leyen ise bu tutumu, AB’nin temel değerlerine ve insan haklarına aykırı buluyor. Göç ve iltica konularında AB içindeki bu keskin bölünme, Avrupa'nın gelecekteki politikalarını şekillendiren en önemli meselelerden biri olmaya devam ediyor

Rusya ve Çin’le ilişkiler: Egemenlik mi, yabancı müdahale mi?

Von der Leyen, tartışmanın bir diğer boyutunda, Orban’ı Rusya ve Çin’le olan ilişkileri nedeniyle sert bir şekilde eleştirdi. Özellikle Macaristan’ın Rusya’dan enerji satın almayı sürdürmesi ve Çin polisinin ülke içinde faaliyet göstermesine izin verilmesi, von der Leyen tarafından AB’nin güvenliği için bir tehdit olarak gösterildi. Von der Leyen, Macaristan'ın bu adımlarını "Avrupa egemenliğinin savunulması değil, yabancı müdahaleler için bir arka kapı" olarak nitelendirdi. Orban ise bu eleştirileri reddederek, kendi hükümetinin vatansever bir çizgide AB’yi ve Macaristan’ın çıkarlarını koruduğunu savundu.

AB’nin geleceği üzerine tartışmalar

Sonuç olarak, Ursula von der Leyen ile Viktor Orban arasındaki gerginlik, AB içinde derinleşen liberal ve illiberal eğilimlerin çarpıcı bir göstergesi. Von der Leyen, AB'nin temel değerleri olan demokrasi, hukukun üstünlüğü ve çevresel sürdürülebilirliği savunurken, Orban milliyetçi ve egemenlik vurgulu illiberal politikalarıyla bu değerlere karşı çıkıyor. Orban'ın Donald Trump ile kurduğu ideolojik paralellikler de dikkat çekiyor; özellikle Macaristan’ın dönem başkanlığı sloganı olan "Make Europe Great Again," Trump’ın ABD’deki popülist söylemini yansıtıyor. Eğer Trump 2024'te yeniden seçilirse, transatlantik ilişkilerde bir çatlağın tekrar gündeme gelme olasılığı yüksek. Bu durum, AB'nin birliğini ve transatlantik güvenlik yapısını yeniden sarsabilir.

Orban’ın savunduğu bu illiberal çizgi, Avrupa Birliği'nde sadece Macaristan ile sınırlı değil. İtalya’da Giorgia Meloni liderliğindeki hükümet ve Fransa'da Marine Le Pen'in etkisi altındaki milliyetçi hareketler de, AB’nin merkeziyetçi ve liberal değerlerine karşı çıkan bir çizgide hareket ediyorlar. Göç politikaları ise bu bölünmenin önemli bir parçası. Almanya, özellikle Şansölye Angela Merkel döneminde, AB’nin liberal göç politikalarının savunucusu olmuştu. Merkel'in göçmenleri kabul etme kararı, AB içinde tartışmalara yol açmıştı. Merkel’in ardından ise Almanya’nın göç politikalarında bazı değişiklikler gözleniyor; Olaf Scholz’un liderliğindeki hükümet, daha kontrollü ve iş gücü odaklı bir göç yaklaşımını benimsiyor. Bu değişim, AB genelinde daha sınırlı bir göç politikası taleplerini güçlendirmekte. Polonya lideri Donald Tusk, düzensiz göçü kısıtlama amacıyla “iltica hakkını geçici olarak askıya alan” yasa tasarısı üzerinde çalıştığını açıkladı. Tusk, "Avrupa'da bu kararın tanınmasını talep edeceğini"  de söyledi.

AB'nin geleceği bu bağlamda belirsizliğini koruyor. Liberal değerleri savunan Batı Avrupa ülkeleri ile illiberal çizgideki Doğu Avrupa hükümetleri arasındaki gerilimler, AB’nin iç uyumunu tehdit ediyor. Transatlantik ilişkilerin de Trump’ın olası zaferiyle yeniden sarsılması halinde, AB’nin kendi savunma ve dış politikalarını yeniden şekillendirmesi gerekebilir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Büşra Kılıç

Yazar @ Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR