
Tom King ve Bilquis Evely’nin yeni Supergirl serisi başladı. Hem de çok güzel başladı. Tom King’e 8 sayılık mini seri yaz dediğinizde nasıl bir hikayeyle karşılaşacağınızı bilemiyorsunuz. Bu kitap da aynı öyle başladı. Kara, 21. doğum gününü kutlamak için kırmızı güneşi olan bir gezegene gider ve olaylar gelişir şeklinde bir rüya gördüğünü umduğum Tom King, Bilquis Evely’nin harika çizimlerini de arkasına alınca bize okuması çok keyifli bir kitap vereceğini kesinleştirmiş. Artık King’in bu formülünden sıkıldık mı emin değilim ama her karaktere en azından bir Tom King kitabı yazacağına yeminli olduğunu söyleyebilirim. Neyse bu kadar Tom King şakası yeter şimdilik.
Kitap, Bilquis Evely’nin gözlere şenlik niteliğindeki gün batımı ters ışığında cinayet sahnesiyle açılıyor. Bu panellere de babasının katlini anlatan Ruthye’nin kelimeleri eşlik ediyor. İzlediğimiz dünyanın sürprizini 3. sayfaya saklayan ikili kurdukları mizansenle D&D vari bir dünyada olduğumuzu gösteriyor. Babasının intikamı için yollara düşen Ruthye, köyden geldim şehre demeden ilk duyduğu kelle avcısının yanına gidiyor ve katili aramaya başlıyor. Kelle avcısı Ruthye’ye tokadı basıp, eşyalarını alıp giderken bir de ne görelim? Bembeyaz bir köpekle yan masada oturan sarı saçlı, içkiyi fazla kaçırmış bir hanımefendi! 21. doğum gününde sarhoş olmak için kırmızı güneşli bir gezegene gelen Kara, göğsünde taşıdığı sembolün gerektirdiklerinden olsa gerek, savunmasız bir kadının şiddet görmesine dayanamıyor ve kelle avcısını kelimenin tam anlamıyla tokat manyağı yapıyor. “Truth, justice and the American way” diye diye adamı dövdükten sonra bir bakıyoruz kendisi kırmızı güneşin radyasyonunda senin benim gibi etten kemikten oluşan birisi. Ruthye, kelle avcısı olarak Kara’yı işe almaya çalışsa da, “Benim bir işim var güzelim. İlk kuralı da insan öldürmemek.” diyerek reddeden Kara’yı takip etmeye başlıyor. Kara’nın uzay mekiğini görünce şok olan Ruthye, karşısındaki kadının aslında başka bir dünyadan geldiğini de orada anlıyor. İkili tam bunları konuşurken Kara’nın göğsüne bir ok saplanıyor ve birden çalıların arasından handaki kelle avcısı ve Ruthye’nin babasının katili çıkıyor. Kırmızı güneşin etkilerinden habersiz Krypto, okun geldiği yere doğru koşarken bir ok da onun göğsüne saplanıyor, bin ok da bizim. Öfke kontrolü konusunda pek başarılı olamamasıyla ünlü Kara, canım köpüşünü o halde görünce önce kelle avcısını tekrar tokat manyağı yapıyor, ardından da tam katille dövüşecekken katilin uzay mekiğine kaçmasını izliyor. Katilin güverteye çıkmasıyla havalanan mekik, Krypto ve Kara’yı yaralı bir şekilde Ruthye’nin yanında bırakıp dünyaya doğru yola koyuluyor. Sayı da burada bitiyor.
Bilquis Evely’nin çizimlerine bakıp büyük harflerle “OMG!” diyoruz ilk sayfadan itibaren. Tom King ise yine ne beklediğimizi bizden daha iyi biliyor. Biz “Orta çağ setupında geçen bir Supergirl hikayesi mi? Gerçekten mi? Bu mu yani?” derken Tom King bıyık altından gülüyor ve bize harika bir hikaye kurguluyor. İlerleyen sayılarda Ruthye ve Kara’nın karakter gelişimini ağzımız açık bir şekilde izleyeceğimiz çok belli. Neler olup biteceğini ise kestirmek imkansız. Eğer biraz Supergirl lore’una ilgiliyseniz ya da “Tom King ne yazsa okurum.” diyorsanız, hemen alıp başlamanız lazım çünkü hem King hem de Evely harika iş çıkartmış. Ayrıca buradan Tom King’e seslenmek istiyorum. Zaten Alfred’i öldürdün, eğer Krypto’ya bir şey olursa evini basarım King efendi! Lütfen.
Kapak: Bilquis Evely
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


