
Hemen baştan söyleyeyim, alt başlıktaki sorunun ikinci kısmı tam olarak hoşnutluk üzerine düşünürken yapılan hata. Neden mi?
Şunu söylemeye çalışıyorum, hoşnutluk dediğimiz şey mevcut koşullardan bağımsız olarak, ya da daha doğrusu, koşullardan bağımsız yaşamak mümkün olmadığı için mevcut koşullara rağmen olduğunda kendisi olan şey.
Hoşnutluk bir çeşit yaşamı olumlama hali, işler nasıl giderse gitsin olanlardan memnun olmak, olanda güzeli görmek, görülemeyecek kadar sarpa sardığında ise bunun yalnızca bir an, bir süreç olduğunun farkındalığında olma hali. Tekrar ediyorum, her şey olduğu gibi, hoşnutluk da benim için bir hâl, bir tavır. "Şu şu şu koşullar gerçekleştiğinde hayattan hoşnut olabilirim..." dediğim an zaten hoşnutluk kavramının doğasına aksi bir şey söylemiş oluyorum ve akabinde yaşamım bir yapılması gerekenler listesine dönüşüveriyor. Bu defa, ironik bir biçimde, yaşamımı yaşayamıyorum. Bu yüzden geçen bültenlerin birinde söz ettiğimiz amor fati, hoşnutluk dediğim kavramın mihenk taşını oluşturuyor.
Yine de konuyu burada bırakmak istemiyorum, bence bu söylenenler yeterli değil. Madem koşullardan bağımsız bir memnuniyet halinden söz ediyoruz o halde çabalamayı, eylemde bulunmayı, her şeyi bir kenara bırakalım ve Amerikan Güzeli filminde yer alan o meşhur sahnedeki rüzgarın savurduğu bir poşet gibi oradan oraya savrulalım, "Bu da hoş!" demeye çalışmıyorum.

Belirli-belirsiz sürekli tekrar ettiğim bir şey var, algı ve eylemlere eşlik eden bilinçli bir farkındalık hali, kendi kendinin bilinci denilen şey. O yüzden aslında kastettiğim, koşullar seni sağa sola savurduğunda bundan hoşnut olmaktan ziyade kendini yontma çabası içerisindeyken yaşamın getirdiklerini olumlamak olarak ifade edilebilir. Bu yüzden elbette hoşnutluk, kendi kendini mesele etmeye, yaşam üzerine meditasyonlar yaparak yaşamını dönüştürmeye engel değil. Ya da en azından ben böyle anlamıyorum.

Genişleyen Halkalar olarak adlandırdığım yaşam felsefesine dair Gizem Bozkurt'un yaptığı illüstrasyon
Bende şunu sordum, koşullardan bağımsız ya da onlara hazırlık olarak, hangi alışkanlıkları sürdürdüğüm takdirde hoşnut olma halini sürdürmek benim için kolaylaşır? Benim öngöremediğim türlü olayın yaratacağı kaosa rağmen, bu hali korumak ve hoşnutluk vesilesiyle (zaten bence eş anlamlısı olan) mutluluğu sağlamaya ben ne gibi bir zemin hazırlayabilirim?
Teoriler hayatı anlarken bir "görme" sağlayabilir ama 30.yaşına kadar öğrendiğim ve kesin olarak emin olduğum bir şey varsa pratikte edimselleşmeyen teorinin çöp olduğu. Hoşnutluk (ve dolayısıyla mutluluk) üzerine teorik çıkarsamalar, karalamalar yapmak faydasız değil fakat bunun pratik edilmesi, edimselleştikçe sende yer edinen bir beceri olduğuna emin gibiyim. Teori kelimesi, Eski Yunanca theoria'dan görmeden geliyor ama bu görme pratik yaşamın içinde, zaman ve mekanda karşılaşmalarla kendini gerçekleştiriyor. Yoksa çekmecede duran soyut bir şema olmaktan öteye gidemiyor, bizi hamallaştırıyor. Haliyle benim günlük pratiklerimde ince ince işleyerek hazırladığım zemin hayatın önüme çıkardığı sert kayaçları aşındırarak, onları üzerimden kayan kum tanelerine dönüştürebilir.

Bu noktada maddeler kişiye göre değişebilir ama benim kayaçları üzerimden akıp giden kumlara çevirme çabamda olması gerektiğini düşündüğüm mekanizma şöyle görünüyor;
- Konforsuzlukta konfor yaratmalıyım. Bununla şunu kastediyorum, örneğin konforsuz gözüken bir kamp hayatı sürdürüyorsam dahi, sabah uyandığımda çalışacağım bir alan olmalı; bilgisayarı, defteri açtığımda yazacağım bir imkan yaratmalıyım. Nereye gidersem gideyim, vardığımda ilk yaptığım şey bu alanı kendime olabildiğince sağlamak olmalı. Bununla kaz tüyü yorgan kullanmayı kastetmediğimi anlaşmışsındır umarım, konforsuzlukla dahi üretkenliği sürdürebileceğim bir konfor alanı, bir ben köşesi olmalı.
- Kendini duyabilmek için sessizliğe ihtiyacı olanlardan olduğumdan bu sessizlik lüksüne sahip olmak için (en azından ben) sabah 5'te, 6'da uyanmalıyım. Bütün gün bilgisayar başında mailler, mesajlar, yorumlar vesilesiyle yüzlerce insanla birlikte çalışan biri olduğumdan hayat başlamadan sadece bana kalan bir saat olmalı. Bunu başka bir bültende konuşmak istiyorum ama sabah 6 sularında kalkmaya başladığımdan beri o klişe sabahların sihri ifadesinin ne demek olduğunu anladım. Bu dinginlikte güzeli görmek epey kolaylaştı.
- Kesinlikle ama kesinlikle, insanlardan, şeylerden, mekanlardan, sanattan, ilham aldığım olanaklara yaklaşmalıyım. En azından ilham verici bulduğum bir kaynak ile her gün ilişki içerisinde olmalıyım. Bu senin için gökyüzü de olabilir, ne olduğu önemli değil. Etrafımda bana ilham veren hiçbir şey yoksa kendimi toparlamam imkansızlaşıyor bu defa eridiğimi, köreldiğimi hissediyor ve pratik koşullar iyi görünse bile hoşnutsuzlaşıyorum. Bu benim için duvara filozof resmi asmak değil; esasen ben herkes ve herkesin hikayesinden bir şeyler öğrenebileceğimizi düşünüyorum. Bu yüzden imkanlar el verdiğince seyahat etmek, (bu seyahat Türkiye'de başka bir şehre gitmek de olabilir, mekanların konuyla çok az ilgisi var) bu seyahatlerde normalde kendi çemberimin içerisinde olmayan insanlarla karşılaşmak ve bu karşılaşmalarda o insanların değer ve düşüncelerine dair nasıl pozisyon aldığımı görmek istiyorum. Kendimi bir başkası aracılığıyla görmek diyorum buna. Özetle mekanları değil, ilginç insanları görmek için seyahat ediyorum.
- Schopenhauer'ın Mutlu Olma Sanatı adlı kitabında onlarca madde sıraladıktan sonra "Mutluluğun onda dokuzu sağlıktır." yazması gibi, beden ile varolduğumuzu hatta "-ile var olmak" ifadesinin bir çeşit araçtan söz ediyormuşcasına yarattığı yanlış anlama karşı, varlığımızın bedensel olduğunu içselleştirmeli, bedene gerekli özen ve ilgiyi göstermeliyim. Fiziksel koşullarımız hangisine imkan tanıyorsa bedenin hareketinde insanı kendi kendisine ve mevcut anın farkındalığına getiren başka türden bir bilgelik var.
Özetle rutinlerin gerçekleştiği bir alan, sabahların sessizliğinde kendini dinleme olanağı, ilham verici kaynaklarla ilişkilenme ve bedenin hareketindeki bilgelikten faydalanma gibi şimdilik bu dört adımı gerçekleştirdiğimde var kalım çabamda kendimce ustalaşıyorum. Bu adımların sağladığı olanakla, mevcut koşullar ne olursa olsun, kendime hoşnut olacak / hoşnut kalma yolları yaratmam kolaylaşıyor.
Şimdilik... Yine büyük laflar etmişim gibi hissediyorum. En azından 10 Mart 2022 Dilarası böyle düşünüyor.
O halde gelecek hafta başka bir bültende görüşmek üzere. Bültenin paylaşılmaya değer olduğunu düşünür ve başkalarıyla paylaşırsan memnun olurum. İçten sevgilerimle, meraklı kal!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş




