Tamino gizli manifestosu ile sahnelere nihayet geri döndü

Tamino'nun "Kendimi Kaybetmeyeceğim Manifestosu".
Tamino gizli manifestosu ile sahnelere nihayet geri döndü

Geçtiğimiz hafta yüreğimize hem su, hem yangın düştü. Bunu aynı anda yapabilmek sayılı insana nasip olur. Bu akıl almaz derecede yetenekli artist, konserlerinde biz dinleyicilerine duygudaşlık kurduran çok sevdiğimiz Tamino. Bunu nasıl yapabildiği ise, bu yazının konusu. Çünkü bu, uzun zamandır ortadan adeta kaybolmuş olmasının ardından, sadece bir şarkı ile kendini hatırlatmanın çok ötesinde bir dönüş. Bir tanecik şarkı ile dönüş için en fazla haber yapabilirsiniz; “yeni teklisi ile müzik platformlarında yerini aldı, şarkısı çok beğenildi,…” vb. gibi. Fakat bu tekli yüreğimizi dağladı geçti sevgili Taminoseverler (müzikseverden ayrı bir kulvar olarak düşünüyorum; çünkü görsel sanat ve edebiyat ile harmanlanmış bir model sunuyor bize).

Bahsi geçen şarkı First Disciple yani İlk Mürit (doğu mistisizminin baskın olduğu kanaatiyle havari demekten imtina ediyorum). Müzikal olarak bakınca dualist bir perspektif sunuyor bize Tamino; pesten tize, doğu tınılarından batıya, durağan akıştan hareketliliğe; bir oraya bir buraya savruluyoruz. Ve fakat bu savrulma doğu-batı arasında sıkışıp kalmış bizler için bir anlaşılma olarak açığa çıkıyor. Karakteri, benliği, kütürü içinde ihtiva ettiği bu dualizm, Türkiye’nin de müzikal olarak bir yansıması gibi (burada doğu-batı arasındaki köprü analojisini yapmak isterim). Yani Tamino özellikle First Disciple ile bize ayna tutuyor, dersem sanıyorum yanılmış sayılmam.

Evet şarkı şimdiye kadar pek tabii düzinelerce dinlendi, şarkıdan bir süre sonra nefret etmemek için şarkı orucuna girildi bile. Fakat tekrar başa dönersek, Tamino aynı anda bizi nasıl sevindirip, hemen ardından yerin dibine soktuğunu anlamak için, şarkı sözlerine birlikte detaylı bakalım mı?

Tamino bu şarkı ile biz dinleyicilerine ilk defa mahremini açıyor. Doğrudan bize seslenmiyor tabii; “ben kendimle konuşacağım, siz de şöyle bir durun, dinleyin”, diyor. Johari penceresi içinde düşünürsek; “gizli alanındaki” kendisi“, herkese açık alanındaki” kendisi ile konuşuyor. Gizli alandaki kişi ise “İlk Müridi-First Disciple” olan yine kendisi oluyor. Ve bizim bilmediğimiz gizli Tamino, bize gösterdiği Tamino’ya giydiriyor. Ve nihayetinde bu giydirmeden biz de nasibimizi alıyoruz. Bu kalabalık içinde var olan biri olarak, kendi kişisel hissiyatımı az sonra paylaşmak isterim.

Şöyle diyor (çevirinin hatalı olmadığını umarak):

Acaba tüm bunları arzu edilen biri olmak için mi yaptın?

Tüm bunları takdir görmek için mi yaptın? 

Gördüğün sevginin utancını örtmek için mi?

Şimdi etrafında topladığın oldukça kalabalık bir güruh bu

Bir çoğu seni bir şekilde istiyor

Seni öpebilmek için her türlü bedeli öderler

Bunun sevgi olduğunu söyleme bana

Biliyorsun, bunun hiç bir anlamı yok

Biliyorsun, biliyor olmalısın

Şarkıda sadece izleyici olarak bulunabilen bize de bu diyalogtan sonra söz hakkı doğmuş oldu, belki de sadece monolog olarak kalacak sözlerimiz. Ve hatta belki bundan sonra sadece fanlarının kuracağı diyaloglara izleyici olarak kalan o olacaktır.

O halde benim monoloğum şöyle oluyor:

Hiçbir zaman ünlü olmak istemedim, ünlü insanların artık isteseler de eski sıradan yaşamlarına dönemeyeceklerini, artık herkes gibi otobüse, metroya binemeyeceklerini, arkadaşları ile istediği gibi, istediği yerde vakit geçiremeyeceklerini düşündükçe, ünlüler için dünya (ne kadar ünlü olduğuna göre değişen) açık hava cezaevi gibi geliyor bana. Bir gün Antakya’da enfes bir lokantada Mabel Matiz’i görmüştüm, lokanta açıkhava ama kendisi üst katta kapalı bir odada yemek yemek zorunda kalmıştı, onun adına üzüldüğümü hatırlıyorum. Neden bundan bahsediyorum, çünkü anladığım kadarıyla Tamino, küçük yaşında bu ani tanınırlık, sürekli takip ve taciz edilme, hangi arkadaşına ne kadar güveneceğini bilememe (birlikte oldukları anı fotoğraflayıp, sosyal medyada paylaşmayacağından emin olması gerektiği düşünüldüğünde) ve beğeni ile başedememiş olacak ki, böyle bir şarkıya imza atmış. Ve bu kesinlikle onun başarısızlığından kaynaklanmıyor, yaşadığı olağanüstü büyük bir şey, başedememe ise bir o kadar doğal. Şarkılarının karanlık ve depresif bir çizgide ilerlediğini düşününce aklıma 27’ler Klübü geliyor sonra. Tanrım, sonu benzemesin! Çünkü iki tane kendileri oluyor nihayetinde, biri aslında oldukları, diğeri hayranlarının bildikleri. Hayranları nasıl istiyorsa, öyle olma yolunda olunca işler karışıyor. Veya Narsist Kişilik Bozukluğunu tetikliyor tüm bu yaşananlar. Şimdi düşünüyorum da, Tamino gibi mütevazi bir çocuk sanırım, narsist olmamak için büyük bir çaba harcıyor. Fakat ipin ucu kaçarsa, öz-saygıyı da yerle bir etme tehlikesi mevcut. Velhasıl her şey DENGE’de güzel!

Sevgili Avaz Avaz okurları, tüm bunlar sadece bir şarkı ile geri dönüş sonrası yazılabildi. Bu uzun sessizlik sonrası sadece bir geri dönüş değil, bir manifesto aynı zamanda; “Kendimi Kaybetmeyeceğim Manifestosu”, kanaatimce.

Bu Manifesto ardından, Istanbul’a konsere geleceği haberini verelim. 25-26 Haziran’da Parkorman’da Gezgin Salon Festivalinde kendisini yeniden canlı dinleyebileceğiz. Festivalde birinci günde Almanya’dan Elektronik müzikseverler için Moderat’ı ve Fransa’dan elektro-pop grubu L’Imperatrice’i ağırlıyoruz. İkinci gün ise Amerikalı dream-pop grubu Cigarette After Sex ve Belçikalı, müziğini bir kalıba koymakta zorlandığım Tamino ile sakinliğe ve huzura doyacağımız bir konser bizi bekliyor.

Manifestosunu bir de canlı dinlemek üzere konserde buluşalım!

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

Belçika yolculuğu ✈️🎶

Avaz Avaz okurları için bir yarışma duyurusu ve Belçika müzik sahnesine yolculuk!

07 May 2022

Alexander Popelier

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR