Tek merkezden adalet mümkün mü?

Adalet Bakanı Akın Gürlek, yakın zamanda Ceza İşleri Genel Müdürlüğü çatısı altında Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı da dahil olmak üzere 7 farklı daire başkanlığı oluşturdu. Bu da yargıda merkezin çok güçlü olduğu bir dönemin başladığının işareti. Peki son dönemde adalet alanında atılan, Gülistan Doku dosyasının yeniden açılması gibi adımları nasıl değerlendirmeli ve bu değişim yargı bağımsızlığına nasıl etki edebilir?
Tek merkezden adalet mümkün mü?

Bundan tam 6 yıl önce ortadan kaybolan Gülistan Doku’nun dosyasının beklenmedik biçimde yeniden açılması, bugüne kadar bugün ortaya çıkan neredeyse tüm başlıkları gündeme getiren ailenin iddialarının aniden delillendirilmesi hem insanları mutlu etti hem de soru işaretlerine yol açtı.

  • Öyle ya tam 6 yıldır herhangi bir gelişme yaşanmayan, eski İçişleri Bakanları’nın, savcıların, “tüm iddialar araştırıldı” sözleriyle gündemden düşürdüğü bu dosya aniden cumhuriyet tarihinin en önemli soruşturmalarından birine dönüşüverdi.

Eski Tunceli Valisi’nin ve oğlunun tutuklandığı, devletin olanaklarının kullanılarak bir cinayet dosyasının örtbas edildiği, Gülistan Doku aranırken başka bir kadının da öldürüldüğünün açığa çıktığı bir dosyadan söz ediyoruz. Sistemli olarak kadınlara yönelik kumpasların kurulduğu, dokunulmaz ilan edilenlerin canının istediği gibi davrandığı bir sistemden…

Kimsenin elbette bu dosyanın üzerine gidilmesine itirazı olamaz. Aksine bütün dosyaların bu şekilde ele alınması, “dokunulmaz” sayılan kamu görevlilerine uzanan soruşturmaların etkin biçimde yürütülmesi bugüne kadar sanılanın aksine devlete sadece itibar kazandırır.

Peki soru işareti nerede ve neden? Ya da bu soru işaretleri ortadan nasıl kalkar? 

Tam da bunların konuşulduğu bir dönemde Adalet Bakanı Akın Gürlek, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nın kurulduğunu, bu başkanlıkta faili meçhul kalmış dosyalarla ilgili incelemeler yapılacağını ve savcılıklara destek olunacağını açıkladı.

Yeni daire başkanlıkları ne amaçla kuruldu?

Hemen ardından Rabia Naz dosyası gibi dosyaların da bu kapsamda Adalet Bakanlığı’nca incelemeye alındığı açıklandı. Bununla yetinilmedi… Bakanlık koltuğuna oturur oturmaz, Adalet Bakanlığı’ndaki bürokrat kadrolarını tarihte ender görülen biçimde ve kapsamda değiştiren Gürlek, Ceza İşleri Genel Müdürlüğü çatısı altında farklı daire başkanlıkları da oluşturdu.

  • Adli Emanet Daire Başkanlığı, Doğal Afet ve Kazalar Daire Başkanlığı, Kamu Düzeni, Dijital Ortam Güvenliği ve Dezenformasyonla Mücadele Daire Başkanlığı, Örgütlü, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Daire Başkanlığı, Terör Suçları Daire Başkanlığı, Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Daire Başkanlığı… 

Bütün bu daire başkanlıklarının görev kapsamları aslında isimlerinden de anlaşılıyor. Ancak kafaların karışması da tam bu noktada başlıyor.

Örneğin Dezenformasyonla Mücadele Daire Başkanlığı… Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde zaten Dezenformasyonla Mücadele Merkezi var. Kamuoyuna yansıyan, yanıltıcı bilgi içerdiği iddia edilen konularla ilgili bazen son derece yanıltıcı açıklamalar yaptığını biliyoruz.

  • O zaman Adalet Bakanlığı bünyesindeki daire başkanlığı ne yapacak Dezenformasyonla nasıl mücadele edecek?

Dezenformasyonla Mücadele Kanunu olarak bilinen düzenleme nedeniyle 80’i aşkın gazeteci yargılanıyor. MHP grubu dahil, TBMM’de grubu bulunan partiler, düzenlemenin yanlış uygulandığı yönünde açıklamalar yapıyor. Gazeteciler bu nedenle sürekli olarak tutuklanıyor. Hangi haberin gerçek, hangi haberin dezenformasyon amaçlı olduğunun nasıl belirlendiği sorusu ortada dururken, bu daire başkanlığı hangi kriterlerle konuları ele alacak?

Küçük bir örnek… Altı yıl önce Gülistan Doku dosyasında, valinin sorumluluğunu yazan gazeteciler, İçişleri Bakanlığı’nın, “Sorumlu değildir” açıklaması karşısında kendini cezaevinde bulabilirdi bu kanuna göre. Bugün ise gazetecilerin doğruyu anlattıkları ortaya çıkıyor. Kriterlerin bütünüyle belirsiz ve belirsiz kalması isteniyor.

Ve bir de Cumhurbaşkanlığı’ndaki merkezin aksine bakanlığın savcılıklarla yakın temasta olacağı gerçeği var. Bir ihbar mekanizması mı işletilecek, hoşa gitmeyen bilgi ve haberler için bu yöntem mi kullanılacak, kaygılar bunlar...

Faili meçhul dosyalarla ilgili kaygılar

Faili meçhul dosyalarla ilgili de kaygılar benzer. Küçük bir örnek daha… 1993-96 yılları arasında işlenmiş faili meçhul cinayetlerle ilgili dava, Susurluk skandalı sırasında kaybolan silahların sahiplerinin ortaya çıkmasına, tanık anlatımlarına, bizzat bu çetenin içindeki isimlerin itiraflarına rağmen beraat ve zamanaşımı kararlarıyla kapatıldı geçen yıl.

  • Bu yıl, 1996’da işlenen cinayetler açısından da zamanaşımı süresi dolacak. Yeni bir kanıt söz konusu olsa bile cinayetlerin aydınlatılması zamanaşımına takılmış olacak. Bunun gibi 90’lara ait onlarca kapatılmış dosyayı, 2000’lerde işlenen suçlara ilişkin dosyaları sayabiliriz.

Güvenlik güçlerinin suçlandığı bu dosyalar, “faili meçhul” dosyalar kapsamında ele alınacak mı?

Yargının suçlu bulduğu ancak zamanaşımına girene kadar harekete geçilmeyen dosyalarda bu ağır ihmallere imza atan, Türkiye’nin AİHM’de mahkum olmasına yol açanlar hakkında işlem yapılacak mı?

Güven tazelemesi mi, gerçek bir yüzleşme mi?

Akın Gürlek, bakanlık koltuğuna tartışmalar sonrası oturan bir isim. Sadece İBB ve Ekrem İmamoğlu soruşturmaları nedeniyle değil. Önceki dönemde de iktidara muhalif kim varsa dosyalarında görev yaptı, ismi de o dönemde duyulmaya başlandı.

Yöneltilen sorular da buradan başlıyor:

  • Birkaç dosya ele alınıp geriye kalanlar için harekete geçilmeden bir güven tazelemesi mi yapılacak yoksa gerçekten Türkiye eski defterleri kapatabilecek soruşturmalara tanıklık mı edecek?
  • Ve bu bir anlayış değişikliğiyse bunu tek merkezden yürütmek mümkün mü? Bakanlık ve daire başkanlığı bütün bu tartışmalı dosyalara yetişebilir mi?
  • Yoksa asıl mesele savcılıkların cezasızlık kültürüne karşı mücadele etmesi konusunda kararlılık oluşturmak mı?

Gürlek, bakanlık koltuğuna oturduğunda yakın çalışma arkadaşlarını da bakanlık bünyesine taşıdı. Artık İstanbul Başsavcılığı’ndaki uygulamaların bütün Türkiye’de geçerli olacağı eleştirileri bu nedenle yapıldı.

Bugün Gülistan Doku dosyasındaki pozitif uygulamalarla konuştuğumuz yeni daire başkanlığı ve diğer başkanlıklar hep böyle pozitif örneklerle mi gündeme gelecek göreceğiz? 

Ve kulislerde konuşulan bir iddia daha… Özellikle Terör Suçları Daire Başkanlığı’nın, çözüm sürecinde etkili bir rol oynayacağı, tamamen bu amaçla oluşturulduğu iddiaları var. Bu iddianın ne derecede doğru olduğunu da zaman gösterecek.

Ancak şunu net biçimde söyleyebiliriz. Yargıda merkezin çok güçlü olduğu bir dönem başlıyor. Yargı bağımsızlığı ile ilgili temel ilkeler ise bunun aksinin söz konusu olması gerektiğini söylüyor.

Ancak kendimizi kandırmayalım. Merkezin rolü her zaman ve belki şimdikinden çok daha güçlüydü. Şimdi yapılan kurumsallaşma… Bunun sonuçlarını da hep birlikte izleyeceğiz.

 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

YAZARLAR

Gökçer Tahincioğlu

Gazeteci ve yazar. 1997-2018 yılları arasında Milliyet Gazetesi’nde muhabir, haber müdürü ve köşe yazarı olarak çalışan Tahincioğlu, 2019’dan beri T24 internet sitesinde Ankara Temsilcisi ve yazarlık görevlerini üstleniyor.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR