Teknoloji Çalışanları Neden Sendikalaşmaya Uzak?

🤯 Derin bir uykudan uyanmak gibi.
Teknoloji Çalışanları Neden Sendikalaşmaya Uzak?

Geçtiğimiz hafta bülteni yetiştirmenin rahatlığıyla Twitter’da gezinirken önüme bir tweet düştü. Uzun zamandır teknoloji haberciliği yaptığım ve gelişmelerin genellikle sosyokültürel çıktıları ile yakından ilgilendiğim için ilgi odağım bir anda değişti. Teknoloji sektöründe son dönemde yaşanan işten çıkarmaları içeren tweet, alıntılarında sendikalaşma sesleri barındırıyordu. Kafamı dinlemek için yaptığım kaydırmalar bir anda bir sonraki sayıyı planlama hevesine dönüştü ve şimdi buradayız.

Son yıllarda iş gücü büyük oranda teknoloji sektörüne kanalize olsa da, sektör çalışanlarının sendikalaşma kavramına pek yakın olmadığını görüyoruz. Çoğu üçüncü nesil kahve dükkanları ve akşam yemeğinde salata tercihi gibi etiketlere maruz kalan beyaz yakalı grubunun bir parçası aslında. Ancak yakın zamanda mavi yakalı olmaya uzanan çalışan profili evrimi örgütlenmenin aciliyetine dair kırmızı alarm veriyor.

Değişen dünyaya ayak uydurmak: Çalışanlar vs İşverenler

Teknoloji sektörünün genişliğini Isınma Turları kısmında yer verdiğimiz sayısal verilerle ele alalım. Statista verilerine göre 2020 yılında ABD’de teknoloji sektörü 5.2 milyon çalışanı bünyesinde barındırıyordu. Bu sayının 2030’da 6 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. ABD’de istihdamın demirbaşlarından olan hastanelerin 2022 yılında 5 milyon çalışana sahip olduğunu düşünürsek, teknoloji sektörünün gümbür gümbür geldiğini söyleyebiliriz.

Kaynak: Pexels

Teknoloji şirketlerinde, özellikle Big Tech tarafında, çalışan işveren çatışmasının en büyük örneği yakın zamanda Twitter’da yaşanan iş gücü kaybı. Elon Musk’ın satın almasıyla, iç yapısında büyük bozunmalar yaşanan Twitter, yeni düzeni reddeden çalışanların ayrılmasıyla zor günler geçirdi. Özellikle kritik rollerde çalışan mühendislerin teker teker istifa etmesi, sosyal medyanın en büyük platformlarından biri olan Twitter’ın kapanabileceği iddialarını ortaya çıkardı.

Teknoloji çalışanları neden mi derhal sendikalaşmalı? Muhtemelen Twitter çalışanlarının bir sendikası olsaydı, hem bireysel hem de kurumsal haklarını korumak için çeşitli haklara sahip olacaklardı. Hatta çalışanların büyük oranda sendikalaştığı bir senaryoda Elon Musk Twitter’ı satın almayabilirdi bile. İş tanımlarını kökten değiştiren ve haftada 80 saatten fazla çalışma saati biçen bir düzene karşı çıkmak için yasal güvence şart. Üstelik tüm bunları reddettiklerinde kovulsalar dahi haklarını bir üst mercide arama hakkına sahip oluyorlar. 

Sendikalaşmanın bir de görünmez etkisi var. Kolektif bir bilinci uyandıran bu etki, aslında tehdit olarak algılanıyor. Hatta bunu 1920’lerde sokak sanatı ilk başladığında yönetim ve kaymak tabaka arasında yaygınlaşan bir fikre benzetmek mümkün. Kendini ifade etmek için graffitiye başvuran gençler, çeteleşme ve anarşi ile suçlanıyordu. Bulunduğu ortamda haklı ya da haksız çıkıntılık yapan herkesin başına gelebileceği gibi çalışma ortamında da sendikalaşma olumsuz bir intiba yaratıyor. 

İşverenler bir sendika hareketine ortak olmanın meslektaşlar arasındaki bağları güçlendirerek, işçilerin birbirleri ve toplum hakkındaki düşüncelerini değiştirdiğini ifade ediyor. İlerleyen süreçte siyasi bir ayağa da varması muhtemel bu düşünce biçimi, aslında tüm iş gruplarının sahip olması gereken kolektif gücü adeta bir canavar gibi yansıtıyor. Ne de olsa birbirini tanımayan, herhangi bir bağa sahip olmayan ve meslektaşlarına zorbalık yapmaya meyilli işçileri yönetmek çok daha kolay. Aslında günümüz işveren mantığı, küçük işletme de olsa teknoloji devi de olsa, istihdamı körükleyen verimli bir çalışma ortamına değil, robot gibi çalışan dürtüsüz insan ordularına dayanıyor.

Varsa yoksa çalışanlar

Bir şirket en temel işlevlerini yerine getirmek için bile çalışanlarına bağlı. Pazarlamadan teknik ekibe, yönetimden üretim hattına kadar her bir dinamik yerine koyulamayacak bir değer yaratıyor. Günün sonunda her işletme, olmazsa olmaz detaylara hakim olan ve yerine asla başkalarının bakamayacağı çekirdek bir teknik ekibe sahip. Özellikle teknoloji sektörünün disiplinlerarası dirsek temasını ve bireysel performansı merkezinde barındırması, çalışanların işverenden taleplerini çok daha kolay alabileceği bir ortam olması gerektiğini düşündürüyor. İşverenler bu talepleri karşılamaya ne kadar hevesli bilmiyoruz ancak çalışanların almak için o kadar da istekli olmadığını söylemek mümkün.

Bunun en büyük sebebinin teknoloji sektöründe çalışan bir kesimin yüksek maaş alması olduğunu söyleyebiliriz. Kaba tabirle tuzu kuru olarak nitelendirilebilecek bu kesim, emeğinin karşılığını aldığını düşündüğü için sendikalaşma fikrine uzak kalıyor. Ancak bir çalışanın emeğinin karşılığını alması, yine de emek ve itibar dolandırıcılığına uğramadığını göstermez. Alphabet ve Meta (yakın zamana kadar) gibi şirketlerin muazzam kârlar elde etmesi ve yöneticilerinin açgözlülük hayallerinin ötesinde zengin olması bunun kanıtı. Bir yazılım mühendisi altı haneli sayılara ulaşıyor olsa bile, şirketin tepesinde bu kadar çok paranın birikiyor olması şirket sahiplerinin fazlasından çok daha fazlasını elde ettiğini gösteriyor. Nihayetinde gün sonunda emek ve itibar olması gerektiği gibi dağıtılmamış oluyor.

Sendikalaşın, şimdi!

Apple, çalışanların Slack'te yönetimin bilgisi olmadan kanallar oluşturduğunu öğrendiğinde, müdahale etmesi gerektiğini hissetti. Aldıkları önleme göre çalışanlar izinsiz yeni Slack kanalları oluşturamayacaktı. Apple, Slack'e erişimi bu şekilde kısıtladığında ise çalışanlar, maaş eşitliğini tartışma haklarının engellendiğini söyleyerek Ulusal Çalışma İlişkileri Kurulu'na (NLRB) şikayette bulundu. Teknoloji çalışanları yeri geldiğinde çok da güzel örgütleniyor ve arkasına teknolojiyi alıyor. Ancak sendikalaşmak sadece kriz anında ya da yolunda gitmeyen bir düzeni değiştirmek için uygulanacak bir prosedür değil.

Aslında çoğu alanda olduğu gibi sendika kavramını da olması gerekenden yanlış tanımlıyoruz. Esasında sendika dediğimiz olgu göze batan herhangi bir konuyu ele almak için değil, şirkette çalışmanın kültürel faydalarını kanunlaştırma ve koruma çabasının bir parçası olarak hayat buluyor. Yani aslında şu an keyfi yerinde olan her çalışanın hem çevresindekilere hem de kendine aynaya karşı şunu sorması gerek: Şu an ilerici bir işveren ile çalıştığım için ayrıcalıklı bir konuma sahibim, ancak bugün ben sendikalaşmayı göz ardı edersem daha az ilerici işverenler için çalışacak insanlar bunu nasıl yapacak? 

Biriken saatler, düşük prim oranları, imkansız kotalar, akabinde uykusuz geceler… Belki de kader değil, düzen değil, sadece seçimdir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

🧩 Beyazdan Maviye Kusursuz Geçiş

⚡️ "Yaka" silken sendikalaşsın!

29 Oca 2023

🧩 Beyazdan Maviye Kusursuz Geçiş

YAZARLAR

Nur Kardelen Ay

Teknoloji haberciliği, SKA takipçisi, yavaş gazetecilik. Peynir ekmek gibi yazıyorum.

İLGİLİ OKUMALAR