Teknoloji Sektöründe Cinsiyet Eşitsizliği

Yayın hayatımıza başladığımızdan beri büyük çoğunluğu kadınlardan oluşan bir ekibe sahibiz. Kendi konfor alanımızdan uzaklaşıp şöyle bir baktığımızda, teknoloji sektörünün hâlâ büyük oranda cinsiyetçiliğin pençesinde olduğunu görüyoruz. Eşitliklerin ön plana çıkarıldığı bir çağda ön yargılardan sıyrılamayan algılarımız pek çok kadın çalışanın iş değiştirmesine sebep oluyor.
Harvard Business Review’a göre teknoloji alanında çalışan kadınların %41’i çalışma ortamında rahat hissetmediği için sektörü terk ediyor.
Üstelik erkeklerin yalnızca %17’si ile karşılaştırılarak ortaya koyulan bu çalışma, bugüne kadar aştığımıza inandığımız pek çok tabunun gizli gizli varlığını sürdürdüğünün bir ispatı. Mücadeleci bir çalışma ortamında ayakta kalabilmek için güçlü bir psikoloji ya da agresif bir tutum şart koşuluyor. Özellikle iş tanımlarının cinsiyet faktörlerinden tamamen bağımsız ilerlediği teknoloji alanında erkek egemen algı, arkadan yetişen kadın iş gücünün çalışma ortamlarında en az 1-0 geride hissetmesine neden oluyor.
Sorunun ana kaynağına indiğimizde işverenlerin fırsat eşitliğini göz önünde bulundurması bir pozitif ayrımcılık adımı değil, herhangi bir işin ya da unvanın cinsiyetlerden tamamen bağımsız olmasının getirisi olmalı. Elbette çözüm yalnızca işverenler ile bitmiyor, eğitim sürecinde yapılması gereken teşvik ve yönlendirme de, toplumsal olarak pençesine düştüğümüz algının değişmesi için büyük önem arz ediyor. Ancak hem teknoloji sektörü özelinde hem de iş hayatının genel akışında kadın çalışanların yıpranma payı göz önüne alındığında daha fazla kadın ve kız çocuğuna kodlama öğretmek buzdağının yalnızca görünen kısmına hitap etmek olur.
Benzer raporlarla destekleyerek cinsiyet algısının kadınları çalışma ortamında nasıl rahatsız hissettirdiğine şöyle bir göz atalım.
- HBS, Wharton ve MIT Sloan'ın ortaklaşa yürüttüğü bir çalışmada, yatırımcıların bir erkek tarafından kurulan girişimleri tercih etme oranı %68 iken, bir kadın tarafından kurulan girişimleri tercih etme oranları %32’de kaldı. Erkekler tarafından gerçekleştirilen sunumlar, bir kadın sesiyle anlatılan sunumlara göre daha ikna edici, mantıklı ve gerçeklere dayalı olarak değerlendirildi.
- Yale araştırmacıları tarafından yapılan rastgele ve çift kör bir çalışmada, altı büyük kurumdaki bilim fakültesi, laboratuvar yöneticisi pozisyonu için gelen başvuruları değerlendirdi. Rastgele bir erkek ismi atanan başvurular, kadın isimleri atanan özdeş başvurulara kıyasla önemli ölçüde daha yetkin ve işe alınabilir olarak derecelendirildi ve daha yüksek bir başlangıç maaşı ve daha fazla kariyer danışmanlığı sunuldu.
- Rastgele erkek ve kadınlardan oluşan bir grup, Harvard ve CMU ortaklığında yürütülen bir çalışma için aynı senaryoları okuyarak bir iş teklifi için pazarlık yaptı. Daha yüksek maaş isteyen kadınlar birlikte çalışması daha zor ve daha az hoş olarak değerlendirilirken, erkeklerin pazarlık talebi olumsuz bir intiba yaratmadı.
- Psikoloji fakültesine gönderilen özgeçmişlerde (rastgele atanan erkek veya kadın isimleriyle) bir erkek başvuru sahibinin aynı sicile sahip bir kadın başvuru sahibine göre işe alınma olasılıkları önemli ölçüde daha yüksekti..
- Teknoloji sektöründe yüksek performans gösteren çalışanları içeren 248 performans incelemesinde, olumsuz kişilik eleştirisi (aşındırıcı, keskin veya mantıksız gibi) kadınlar için yapılan incelemelerin %85'inde görülürken, erkekler için yapılan incelemelerin yalnızca %2'sinde görüldü. Alanında başarılı kadınların %85'inin kişilik sorunları olduğunu iddia ederken, erkeklerde bu oranın sadece %2 olduğuna inanmak pek akıl kârı değil.
Küresel Cinsiyet Uçurumu 2020 raporuna göre önümüzde 100 yıl var.
Dünya Ekonomik Forumu’nun raporuna göre mevcut ilerleme hızı göz önünde bulundurulduğunda, cinsiyetsiz bir çalışma ortamını muhtemelen hiçbirimiz deneyimleyemeyeceğiz. Ve belki 100 yıl sonra üzerine konuştuğumuz tüm bu baskı ve ön yargı ortamı gelecek nesillere şehir efsanesi gibi anlatılacak. Üstelik ekonomik eşitlik için öngörülen sürenin neredeyse 200 yılı bulması insan evriminin düşünsel yönünün de en az fiziksel yönü kadar yavaş ilerlediğinin bir ispatı…
Şirket kültürünün temelinden değişmesini şart kılan ilerleme hızı var olan ön yargılarımızın farkında olup onlardan sıyrılmamızı mecburi tutuyor. Bugün kimse cinsiyetçi davrandığını kabul etmez ancak değer yargılarımızın ışığında attığımız adımlar bize bambaşka bir hikaye sunuyor. Ve olduğumuz kişiyi inkar ederek sergilediğimiz tutum aslında ön yargılı davranışların temelini oluşturuyor. Bu durum yalnızca cinsiyet eşitsizliği için değil, hayatın her alanı için geçerli.
Her ne kadar belirli bir azınlığın yetersiz temsili kronikleşen bir problem olsa da, çare azınlık algısını ortadan kaldırmakta! Baskısız bir çalışma ortamının oluşturulması cinsiyetin önemsiz bir kelimeden ibaret hale gelmesinden geçiyor. Aksi takdirde bir grubu ön plana çıkararak geliştirilecek kurallar, çoğunluğun haklarını kısıtlayabilir. Özellikle işe alım ve terfi kriterlerinin tamamen sadeleştirilerek resmileştirilmesi hem azınlık baskısını ortadan kaldıracak hem de bilinçsiz ön yargıyı engelleyecek bir adım olarak görülüyor.
Demokratik üretimle 3D baskı, merkeziyetsizliğiyle Blockchain, tarafsızlığıyla yapay zekâ gibi güçleri arkasına alarak özgür bir üretim ortamı sunan yeni teknolojilerin, çeşitlilik sorununu çözeceği günleri iple çekiyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Nur Kardelen Ay
Teknoloji haberciliği, SKA takipçisi, yavaş gazetecilik. Peynir ekmek gibi yazıyorum.
İLGİLİ OKUMALAR



