Tik tak tik tak, Dudu peri zamanı rahat bırak

“Zamannnnn ileriye aksınnnn.” Sihirli Annem izleyenler bilir, periler zamanı ileri veya geri alabilme ve hatta durdurabilme özelliğine sahiptirler. Sonra da fanilerin zihninden o anıları silerler ve hayat normalmiş gibi akıp gider. Şeye benzetirdim bunu, güzel vakit geçirirken zamanın nasıl hıphızlı akmasına ama sıkıcı bir derste ya da toplantıda dakikaların saatmiş gibi gelmesine. Zihin de sihirlidir bana göre, belki de bu yüzden kendimi insan zihnini anlamlandırmaya adadım. Bir süredir ise zamanın — güzel vakit geçirip geçirmemekten bağımsız — eskisine kıyasla çok daha hızlı aktığını düşünüp duruyorum. (Hangi peri benim zihnimden eski zaman akışını silmeyi unuttuysa Periliçe icabına baksın!!).
Çocukken bir ömür gibi geçen bir koca yıl sanki kuş olup uçtu ve yerini 'aaa 2019, 4 sene önce miydi?'lere bıraktı. Zamanın yaş ilerledikçe daha hızlı geçiyormuş gibi algılanmasını perilere bağlayamayız tabii. Bu durumun en basit açıklaması hayatta olduğumuz sürenin uzamasıyla otomatik olarak bir senenin ömrümüze göre daha düşük bir orana tekabül etmesi. Örneğin 5 yaşındayken 1 sene hayatımızın beşte biriyken 29 yaşındaki birisi için bir sene hayatın 1/29’unu oluşturur. Zaten büyüdükçe eskiden kocccaman gözüken yerler 'aaa, burası bu kadarcık mıydı' dedirtmez mi insana? Sen küçüksün, alan sana göre büyük. Aynı hesap sanırım. Bir diğer fikir ise çocukluktaki zihinsel aktivitenin inanılmaz fazla olmasıyla ilgili. Yeni gelmişsin dünyaya, o kadar çok yeni şey öğreniyorsun ki hayat dolu dolu geçiyor ve dolayısıyla daha uzun zaman geçmiş gibi algılanıyor. Görece yeni bir çalışma da subjektif zaman algısındaki hızlanmayı, yaşlandıkça nöral bağlantılarımızda olan değişimlerden dolayı görselleri işleyiş hızımızda olan yavaşlamaya bağlamış.

İllüstrasyon: Irmak Hacımusaoğlu
Mantıklı buldum bu açıklamaları. ‘Tamam,' dedim 'zamanı rahat bırakayım.’ Dedim dedim de bu sefer de mayıs ayı iki sene gibi geldi bana! Malum seçim döneminde zamanda (ya da içimizde…) bir kırılma oldu herhalde. Upuzun mayısın ardından ise gözümü bir açtım, temmuzdayız. Eee haziran nereye gitti? İçime kurt düştü yine. Başka zihinler ve hatta başka kültürler nasıl algılıyor bu zaman denen şeyi diye kaşınıp durunca dayanamadım, sordum: Zamanın akışı hakkında ne düşünüyorsunuz? Özellikle bu aralar (yaz başı) zaman çok mu hızlı geçti?
Sorduğum 59 kişiden yaklaşık %80’i genel olarak zamanın eskisine göre daha hızlı akmasına evet cevabını verdi. Bu oran sadece yabancı arkadaşlarımın cevaplarına baktığımda da benzer çıktı üstelik. Zaman algısının komple kaybolduğunu söyleyen de oldu. Peki başka neler mi dendi?
“Bir klişe: geçmesin istemediğim zaman hızlı geçiyor. O yüzden haziran böyle oldu. Yaz bitmesin.”
“18 yaşından sonraki son 10 senenin nasıl hızla geçtiğini anlamadım. Hızla yaşlanmak zor.”
“Tatile çıktığımda daha ilk günden hemen bitecek tribine giriyorum ve hemen bitiyor.”
“Bir yerde okumuştum, yaşlandıkça zaman daha hızlı geçiyor çünkü ömrüne oranla an kısalıyor diye. Mesela 7 yaşımdan 8 yaşıma koskoca bir yıl vardı ama 27’den 28’e bir anda bitiverdi gibi.”
“Benim duygu durumumla çok bağlantılı zaman algım ya. Jolie’nin Wanted’daki çocuk gibi.”
“Nasıl oluyor vakit bir türlü geçmezken yıllar hayatlar geçiyor.”
“Geçmiyor.”
“Günler birbirine benzediği için daha hızlı geçiyormuş gibi hissediyoruz.”
“Zamanın hızını dehşet verici bulmak zamanın hızından daha korkutucu geliyor.”
“Mutluyken, anı yaşarken çok hızlı geçmesi biraz can sıkıcı.”
“Ya dün zaman kavramımı kaybettim, o kadar hızlı geçti ki bir şey. Cidden yaş ilerleyince sanırım zaten zaman hızlı geçiyor ama bazı zamanlar gün içinde yok oluyor. Düşüncem şu: zaman kırılma artık, bir sabit kal.”
“Diş fırçam otomatik yani hep aynı süre çalışıyor ama dişimi sabah fırçalarken 15 saniye sürüyor, akşamsa hele kafam iyiyse 3,5 saat. Demem o ki insan mahmurken yani ne buradayken ne de uykudayken (metaforik olarak da) zaman hızlı geçiyor.”
“Bu belirli zaman dilimi için zamanın hızlı geçtiğini düşünmüyorum çünkü bulunduğum yerlere, tanıştığım insanlara, yaptığım şeylere baktığımda çok fazla hissettiriyor. Genel olaraksa daha dün küçük bir kızdım şimdi doktoradayım, bu çılgınca. Yani yıllar açısından bakarsam zamanın daha hızlı geçtiği hissine sahibim ve bu rahatsız edici bir hal alıyor.” [çeviri]
“Zamanı nasıl hissettiğimin hayattaki dönüm noktalarına bağlı olduğunu düşünüyorum ve bu dönüm noktaları zaman alan şeyler. Örneğin bir bitkinin büyümesi ya da kedimin büyümesi. Böyle şeyler görürsem, zaman değişikliklerini fark edeceğim. MUTLU(!) doktora öğrencileri olduğumuz için bir diğer önemli dönüm noktası burada nasıl ilerleme kaydettiğimiz ve çok da fazla ilerlemediğim için şöyle hissediyorum: zaman [algısı] nereye gitti?” [çeviri]
***
İnsan mahmurken veya günler birbirine benzediği için zamanın daha hızlı geçiyormuş gibi gelmesine dair cevaplar ve birinin çok fazla şey yaptığı için bu ara zamanı pek de yavaş algılamadığından söz etmesi bana bu girişte bahsettiğim ikinci fikri anımsattı. Küçükken an be an çok daha fazla şey öğrenip daha fazla uyanık (alert) ya da anda mı kalıyorduk acaba? Günlerimiz de birbirine bu kadar benzemiyordu. Bir kere gün aynı olsa bile onu yaşayan zihin aynı zihin değil. Ne dersiniz?
Not: Yabancı arkadaşlara katıldıkları için teşekkür ederim, evrensel bir durum olduğunu burada da görmek ne hoş. Ne diyelim, e be periler!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Irmak Hacımusaoğlu
Beyine bakar, tespit yapar, yazar, çizer ve günün sonunda “ben ne yapıyorum yaa” der 🫠

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR




