Toksik Maskülinite ve Yalnızlaştırma Politikası

21.yüzyıl feminizminin, “kadına destek” ve “cinsiyet eşitliği” illüzyonlarıyla, artık birçoklarının yaptıkları işleri satmak adına “pazarlama” unsuru olarak kullanılması ile kadın kimliği üzerinde yarattığı tahribat ciddi boyutlarda...
Toksik Maskülinite ve Yalnızlaştırma Politikası

Görsel: Cyan Daly

Reyhan Ülker

12-13 yaşlarındaydım. Aybil’in doğum gününü kutlamışız eve dönüyorum. Akşam trafiği, minibüs de epey kalabalık. Sol bacağımda bir sıcaklık hissediyorum. Rahatsız oluyorum ama ne olduğunu da anlamıyorum. Kenara kaymak istiyorum, yer yok. Sıcaklık artıyor, ben titriyorum. Gözlerim dolu dolu, boğazım acıyor. Kafamı kaldıramıyorum. Yola öyle devam ediyoruz. Bana bin yıl gibi geçen bir sürenin sonunda o, minibüsten indi. Hıçkırarak ağlamaya başladım. Araçtakiler telaşla ne olduğunu sordular. Ben ağlamaya devam ederken sadece ‘inen adam beni rahatsız etti’ diyebildim. Rahatsız etti... Gerçi o an başka ne diyebilirdim ki? Gerçekleştirdiği eylemi anlayabilecek kadar cinsellik hakkındaki bilgim bir kenara fikrim bile yarım yamalak. Bu ilkti ve ne yazık ki son olmadı.

Aradan yıllar geçti. Derdini ağlayarak ifade etmeye çalışan küçük kız artık işyerinde uğradığı tacizi dillendirebiliyordu. E peki dillendirdi de ne oldu? Hemcinsi tarafından emin olup olmamakla, yanlış anlayıp anlamamakla sorgulandı. Yetiştiğim kültürdeki kadının yerine ilişkin eleştirilerde bulunuldu. Üstelik bu ekip çok değil birkaç yıl öncesinde birçok ülkeden insanı bir araya getirip gastronomi dünyasındaki ‘cinsel taciz’ problemini konuştukları bir konferans düzenlemişlerken.

Doğuya yakın kültürlerde kadının erkeklerle diyaloğu daha sınırlı olduğu için arkadaşça olan yaklaşımları yanlış anlamış olabilir miymişim? Birlikte çalıştığım şef, bolca f word’le süsleyip gözümün içine baka baka ve eğlenerek diğerlerine harem kültürünü ve kadın bedeni üzerinden kurduğu hayalleri anlatırken… Ya da bir diğeri sosyal medyadan yazdığı mesajlara dönmediğim için aylarca, abartısız aylarca, restoranda her kuytu köşede neden ondan hoşlanmadığımı sorarken, karşı cinsten yakın arkadaşıma zorbalıkta bulunurken ve ben türlü mahcubiyetler yaşarken… Maruz kalınan onca bakış, söz ve en kötüsü de temas. Üstelik bu ve benzerlerini yaşayan bir tek ben değilken gerçekten yanlış anlamış olabilir miyim?

Anlıyorsun ki esas mesele minibüsteki kızın derdini anlatabilmesi değil, anlaşılabilmesi imiş.

İllüstrasyon: Graciella Delgado

Tacizler konusundaki öfkem ve üzüntüm hep taptaze. Uğradığımız haksızlık, kendini koruma içgüdümüz ve sorgulama halimiz bir erkeğin asla anlayamayacağı kadar acı ve yorucu. Hele de bir hemcinsin ile karşı karşıya geliyorsan durum çok daha yıpratıcı.

21. yüzyıl feminizminin, “kadına destek” ve “cinsiyet eşitliği” illüzyonlarıyla, artık birçoklarının yaptıkları işleri satmak adına “pazarlama” unsuru olarak kullanılması ile kadın kimliği üzerinde yarattığı tahribat ciddi boyutlarda. Hâlâ kadınlar konuşamıyor çünkü ötelenmekten, okların kendisine dönmesinden korkuyorlar. Hele de erkek figürü kendisinden daha başarılı ve tanınmışsa… Pek haksız da sayılmazlar. Hiçbirimiz olayın içyüzünü tam anlamıyla bilmezken Şef Taku Sekine’in intiharı ile “kadın” hedef haline gelip, nasıl da linç edildi. Çünkü onlar için, kadının kendisi isimsizdi.

Yine başarı ve şöhretin kalkanıyla, Heston Blumenthal, bilimsel bir dayanakla değil tamamen şahsi kanaatiyle, doğum yaptıktan sonra kadın şeflerin mutfakta başarılı olmasının fiziksel anlamda mümkün olmadığı fikrini çok açık bir şekilde dile getirdikten sonra, gastronomi dünyasında tanınmış yerli/yabancı, kadın/erkek kaç kişi karşıt görüşte fikir belirtebildi?

Kadınlara biçtiğiniz roller, mücadele etmek zorunda bırakıldığımız toksik maskülinite ve sesini çıkarana uygulanan yalnızlaştırma politikanız... Ben gelecek günlerin bizlere getireceği rahatlık ve refahtan ümitsizim. Kadının adı “kadın” olduğu sürece evrensel dertlerimiz ne yazık ki bizlerle birlikte var olmaya devam edecekler. Ama bizler özgüvenli bir şekilde yaşadıklarımızı dile getirebildiğimiz ve birbirimizi dinleyip desteklediğimiz sürece birçoklarının uykuları kaçacaktır, ki kaçsın!

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR