Toprak Bayramı’nı nasıl geçirdik?
Mehmet Selahattin, 26 Mart 1932
Ortalıkta bir kırmızı yumurta bolluğudur gidiyor. Malûm ya önümüz Paskalya. Eskiden Paskalya’nın gününü tayin ederken “Martın onbeşinden sonra giren ilk Arabî ayının bilmem kaçıncı haftasına tesadüf eden pazar günü” diye karışık bir şey söylerlerdi. Sonra bir inanç daha vardı: “Paskalya yumurtasının kabuğu yere düşmedikçe hava düzelmez.”
Sokaklar kırmızı yumurta kabuklarıyla dolduğu halde iyi havaya bir türlü kavuşamadık. Siz buna ne dersiniz?
Dikkat! Önümüzde sayılı bir fırtına daha var: Koz kavuran fırtınası!
Allah vere koz yerine bizi kavurmasa!
***
Sirkeci istasyonundan trene binerken hiçbirimizin neşesi yerinde değildi. Güya Toprak Bayramı’nı kutlamaya gidiyorduk. Soğuk şimal rüzgarı donuk yağmur tanelerini camlara serpiştirirken köşemizde moraran ellerimizi ovuşturuyorduk.
Arkadaşlardan biri “Bugün günlerden Nevruz” diye söylendi ve ilave etti:
“Baharın müjdecisi.”
Ben güya teselliye çalıştım.
“Fena mı sünbülî hava.”
“Evet, öyle.”
Yeşilköy'de trenden indik. Halkalı Mektebi’nin otobüsleri bizi bekliyormuş. Şişman karınlı azametli bir otobüse yerleşmeye çalışıyorduk ki çisenti arttı.
Yolda Ziraat Odası üyelerinden Ziya Bey geçtiğimiz yerler hakkında izahat veriyor:
“Şu solumuzda görünen tümsek meşhur Rus abidesinin yıkıntısı.”
İçimizden 93 cengine yetişenler yoksa da abidenin yıkıldığı günü hepimiz hatırlıyoruz.
Az ileride uzaktan bir köy belirdi.
“Safra Köy!”
Sarsıntıdan zaten saframız kabarmıştı. Birisi atıldı:
“Ne duruyoruz, hemen safraları atalım!”
Ziraatçilerden bir zat anlatıyor:
“Bu köy tilki yuvasıdır. Hah işte bir tanesi! Canım görmüyor musunuz?”
İşaret ettiği tarafa baktık. Mini mini bir cisim adeta uçar gibi çimenler üzerinde koşuyordu. Arkadaşlardan birinin avcılık damarı kabardı.
“Ah bir çifte olsa!”
Ben büzüldüğüm köşeden başımı çıkardım.
“Çifteyi bırak ama bu havada bir tek olsaydı daha çok işimize yarardı.”
***
Yeşil bir çam korusundan geçiyoruz. Bu korunun az ilerisi Halkalı Mektebi. Nihayet mektep binası da göründü. Saate baktım, Yeşilköy’den Halkalı’ya tamam 22 dakikada gelmişiz. Davetlileri kapıdan karşılayan mektebin kıymetli müdürü Tevfik Dündar, Ziraat Odası Reisi Lütfi Arif, Orman Mektebi Rektörü Mazhar, Müderris Tevfik Âli Beyler önümüze düşerek bizi sıcacık bir odaya götürdüler.
Toprak Bayramı’nı her tarafı kapalı bir oda içinde, gürül gürül yanan bir sobaya bakarak kutlamak oldukça hüzünlü geldi bana amma ne yaparsınız!
Mektep Müdürü;
“Ah, bugün alemde hava güzel olmalıydı da size her tarafı gezdirmeliydim!”
Toprak Bayramı günü başka ne konuşulur, tabi söz hep çiftçiliğe dair.
“Avrupa’daki ziraat mektepleri en iyi topraklar üzerinde kurulduğu halde bizim Halkalı’yı içeriğinde %90 kireç bulunan bu kısır toprakta kurmuşlar.”
Bakış açısı şuymuş: İyi toprakta herkes çalışır. Marifet böyle çorak toprakları ihya etmektedir.
Halkalı’nın ilk hocaları pek müşkül şartlar içinde geceli gündüzlü çalışarak bugünkü tesisatın ilk tohumunu atmışlar.
Bir ziraatçi atıldı:
“Bu arazi hatırımda kaldığına göre mabeyincilerden birine mensup bir zatın malı imiş. İstanbul’un bunca zengin toprakları dururken mektebin Halkalı’da kurulmasında biraz da bu nüfuzlu zatın tesiri olmuş derler.”
Ziraat odasından sevimli bir kişi bağcılığa dair tatlı bir bahis açtı. Çok eski bir bağcı olan akrabasından seksenlik bir zat bağdaki yanaşmalara kızdığı zaman şöyle çıkışırmış:
“Zati ne olacak? Bağcılığın piri eşektir. Hayır mı gelir sizden!”
Ziya Bey merak edip sormuş:
“Bağcılığın piri neden eşek oluyor?”
Tecrübeli ihtiyar şu hurafeyi anlatmış:
“Vaktiyle bağ budamasının ne olduğunu bilen yokmuş. Budanmadık bağ da üzüm vermediği için tabii asma kütükleri sadece boy büyütürlermiş. Günün birinde aç bir eşek bağa girip kütüklerin uçlarını birer birer kopararak yemiş. Mevsimi gelince her kütüğün altında salkım salkım üzümler peyda olunca köylüler şaşırmış. “Bağcılığın piri eşektir” sözü işte o zamandan kalmış.”
Aynı kişi İtalya’da yetişen bir tür üzümü ballandıra ballandıra methediyordu:
“Adına ‘Kıral’ diyorlar. Ben resimlerini gördüm de hayret içinde kaldım. Her salkım tamam 35 okka geliyor. Parça parça makasla kesip satıyorlar.”
Ziraatçilerden biri atıldı:
“Diyarbekir karpuzu gibi desenize!”
Öteki zat devam ediyor:
“Dallar bu ağırlık altında kırılmasın diye kütükleri mancınıkla havaya kaldırıyorlarmış.”
Bu tarifte mübalağa çeşnisi sezen biri güldü:
“Amma yaptın ha! Mamafih hakkın da var. Malûm ya bugün Nevruz.“
Sofra, Toprak Bayramı şerefine köknar dalları, çam filizleri, kurutulmuş buğday başaklarıyla süslenmişti.
Mektep Müdürü kadehi elinde ayağa kalkarak hazır bulunanları Toprak Bayramı şerefine mektep toprağı mahsulü şaraptan bir yudum içmeye davet etti. Sağımda oturan bir kişinin kadehi sadece dudaklarına dokundurarak çekmesi Vali Bey’in dikkatini çekmişti. Sofranın başından iltifat etti:
“İçmiyorsunuz ya?”
“İçiyorum efendim.”
Fakat bu sefer de aynı hareketle kadeh dudaklarına kadar gitmişken tekrar geri döndü. Bu sefer de ben dayanamadım.
“Beyefendi galiba Yeşil Hilal’densiniz?”
“Hayır.”
“Şaraba iltifat etmediniz de?”
“İçki kullanmam.”
“Şu halde Yeşil Hilal’in üyesinden sayılırsınız.”
Güldü.
“Evet, kendini Yeşil Hilalci göstermeyen fahri bir üye diyebilirsiniz.”
Sofradan kalktıktan sonra bahçenin ıslak topraklarında bir müddet dolaştık. Yağmur, hiç durmadan yağıyordu.
Matbaaya döndüğüm zaman arkadaşlar sordular:
“Toprak Bayramı nasıl geçti?”
Ayağımın altında biriken çamurları gösterdim.
“Bu sene pek çamurlu.”
* Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Selahattin’in tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
toprak bayramı, halkalı ziraat mektebi, ayastefanos abidesi, 93 harbi
29 Mar 2022

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR


