TPD Başkanı anlatıyor: Psikologlar için yeni yönetmelik ne anlama geliyor?

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
29 Mart’ta Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Sağlık Meslek Mensuplarının Serbest Meslek İcrası Hakkında Yönetmelik” hemşire, ebe, fizyoterapist, odyolog, diyetisyen, dil ve konuşma terapisti, podolog, iş ve uğraşı terapistlerinin yanında psikologları da yakından ilgilendiren maddeleriyle halen tartışılmaya devam ediyor.
Hâlihazırda meslek tanımlarını, görev alanlarını ve etik sınırlarını belirleyen bir meslek yasasına sahip olmayan psikologlar, ruh sağlığı hizmetlerine dair bir düzenlemenin de olmaması nedeniyle psikolojik hizmetlerin denetiminin sağlanamadığını belirtiyor. Bu yönetmelik, bu doğrultuda bir adım atıyor ancak görüşünü aldığımız Türk Psikologlar Derneği Başkanı Gökhan Malkoç, “Yönetmeliğin psikoloji alanına sınırlı bir açıdan baktığını ve ciddi hak ihlalleri yarattığını da görüyoruz” diyor.
Malkoç’a göre, yasal dayanak olan 1219 sayılı Kanun'da psikolog tanımının yer almaması, Sağlık Meslek Mensuplarının Serbest Meslek İcrası Hakkında Yönetmeliği gibi düzenlemelerde psikologların tanımının ve statüsünün netleşmesini engelliyor:
“Bu hukuki belirsizlikler, hem psikologların hem de klinik psikologların mesleki kimliklerini, görev ve yetkilerini belirsiz bırakarak mesleklerini özgürce icra etmelerini zorlaştırıyor ve ciddi mağduriyetler yaratıyor. Çatı bir yasanın olmaması, halk sağlığı açısından da önemli noktalarda belirsizliklere neden oluyor."
Psikologlar artık terapi yapamayacak mı?
Yönetmeliğin ruh sağlığı alanında çalışan kişilere getirdiği en önemli değişikliklerden biri, artık terapi hizmeti sunmak isteyen kişilerin “klinik psikolog” unvanına sahip olmasının gerekmesi. Bu unvan, klinik psikoloji alanında yüksek lisansını tamamlayan kişilere veriliyor. Ancak Malkoç, “sağlık meslek mensubu” tanımının altında değerlendirilmeyen binlerce psikolog için bu değişikliğin mağduriyet yarattığını da belirtiyor:
“Mevcut durumda, psikologlar ne yazık ki 1219 sayılı Kanun ve ilgili diğer yönetmeliklerde 'sağlıkta çalışan diğer meslek personeli' olarak geçiyor. Böylece psikologların yalnızca klinik psikolog yanında çalışabileceği bir sınırlama getirilmiş oluyor.”
Öte yandan: Malkoç’a göre “Bu durum kamu kurumlarında psikologların şimdiye kadar klinik psikolog olmadan da benzer görevleri icra edebildiği gerçeğiyle çelişiyor.”
- Ancak yönetmelikte kamuda veya özel kurumlarda uzun yıllardır sağlık hizmeti sunmuş bu deneyimli psikologlar için de istisnai bir ruhsatlandırma süreci öngörülmüyor.
Malkoç, vakıf üniversitelerinde yüksek lisans ücretlerinin fahiş seviyelere ulaşmasıyla az sayıda psikoloğun erişebildiği klinik psikoloji yüksek lisansı olmayan psikologlara da belirli sınırlar dahilinde bağımsız çalışma hakkı tanınması gerektiğini söylüyor.
Ayrıca: Malkoç, klinik psikolojiye eşdeğer içerikte eğitim veren "Uygulamalı Psikoloji", "Travma Psikolojisi", "Bağımlılık Psikolojisi" veya "Genel Psikoloji" gibi programlardan mezun birçok uzman psikoloğun da yeni yönetmelik kapsamında serbest çalışamayacağını vurguluyor.
Yönetmelikle başka neler değişiyor?
Yönetmelikte bunun haricinde klinik psikologlar için yeni zorunluluklar da bulunuyor. Buna göre klinik psikologlar, tüzel şirket çatısı altında terapi hizmeti sunamayacak; yalnızca bireysel ya da en fazla 3 kişilik ortaklıklar kurarak kendi hizmet birimlerini açabilecekler; tıbbi deontoloji kurallarına ve etik ilkelere aykırı, insanları yanıltan, yanlış yönlendiren, talep yaratmaya yönelik tanıtım ve reklam yapamayacaklar.
- Ayrıca her psikoloğun kendine ait bir ruhsatı ve bağımsız bir uygulama odasının bulunması gerekiyor.
Ruhsat almak için gereken fizikî şartlar da katı sınırlarla belirlenmiş: Her klinik psikoloğun en az 10 m2 büyüklüğünde bir uygulama odası olması; bu odada lavabo bulunması; en az 8m2 büyüklüğünde bekleme alanı, tuvalet, hasta bilgilendirme köşesi, sekreter alanı gibi ortak bölümlerin olması, tabelaların Sağlık Bakanlığı’nın kurallarına uygun tasarlanması gerekiyor.
- Ayrıca yine tartışmalı bir başka maddeye göre, klinik psikologlar artık yalnızca hekim tarafından tanısı konmuş kişilere terapi sunabiliyor.
Yönetmeliğe göre halihazırda çalışan klinik psikologların üç ay içerisinde ruhsat başvurusu yapması, 31 Aralık 2025’e kadar ise fiziki ve diğer standartlara tam uyum sağlaması gerekiyor. Bu şartlara uymayan birimlerin ise kapatılacağı belirtiliyor.
Hangi maddelere neden itiraz ediliyor, gerekçeler ve talepler neler?
Yönetmelikteki bazı maddelere spesifik itirazlarının olduğunu söyleyen Malkoç, TPD olarak itiraz ettikleri maddeleri, gerekçelerini ve taleplerini şöyle sıralıyor:
- Yönetmelikteki 4. maddeye yani "sağlık meslek mensubu" tanımına lisans mezunu psikologların dahil edilmemesine itiraz ediyoruz. Özellikle Sağlık Bakanlığı'nca uygun görülen "Psikolojinin Tıbbi Uygulamaları" eğitimini almış ve yeterliliğini belgelemiş psikologların bu tanıma eklenerek ruhsatlandırılmasını talep ediyoruz.
- Aynı unvana sahip en fazla üç sağlık meslek mensubunun birlikte çalışabilmesi ve her meslek mensubu için ayrı bir 10 m² uygulama odası zorunluluğuna itiraz ediyoruz. Mevcut ekonomik koşullarda her uygulayıcıya ayrı oda sağlamak sürdürülebilir değil. Sahada 8-10 psikoloğun birlikte çalıştığı merkezler mevcut. Büyük şehirlerde uygun yer bulma zorluğu ve maliyetler yüksek. Paylaşımlı ve dönüşümlü oda kullanımına izin verilmesi öneriyoruz.
- Madde 7’de geçen ruhsatlı birimin adres değiştirmesi durumunda ruhsat başvuru sürecinin baştan başlatılmasına itiraz ediyoruz. Sadece fizikî koşulların denetiminin yeterli sayılmasını öneriyoruz.
- Madde 16e’ye yani klinik psikologların yalnızca hekim reçetesi/tedavi planı doğrultusunda çalışabileceği maddesine itirazımız var. Klinik psikologlar, eğitimleri ve etik yükümlülükleri gereği terapi planlaması yapabilecek yetkinliğe sahip. Hekimlerin danışanın ihtiyacına en uygun terapi planını belirlemesi her zaman mümkün olmayabilir. Klinik psikologların hekim reçetesine tamamen bağlı kalmaksızın terapi planlaması yapabilme yetkisinin tanınmasını talep ediyoruz.
- Madde 21’e, klinik psikologların hizmet birimleri dışında faaliyet göstermesinin sınırlandırılmasına da itiraz ediyoruz. Klinik psikologların kurum, okul, şirket gibi merkez dışı alanlarda danışmanlık ve eğitim hizmeti sunabilmesinin açıkça tanımlanmasını talep ediyoruz.
- Yönetmeliğin öngördüğü 3 aylık geçiş süresinin yetersizliğine de itiraz ediyoruz. Yeni şartlara uyum için verilen sürenin en az 12 aya çıkarılmasını talep ediyoruz. Kademeli geçiş ve destek mekanizmaları da öneriyoruz. Deprem yönetmeliği gereği istenen karot raporu gibi taleplerin mevcut yapılarda uygulanması zorluk yaratıyor.
Yönetmelikte 11/b'deki “Uygulama odası içinde lavabo bulunması zorunludur” maddesine yönelik ise Malkoç “Buna elbette itiraz ediyoruz. Psikolojik hizmetler, lavabo gerektiren tıbbi işlemler gibi değildir. Lavabo, terapötik ortamı bozabilir. Bina genelinde erişilebilir lavabonun yeterli olması gerektiğini düşünüyoruz” diyor.
Aynı maddedeki “Tuvaletlerin kapısı, dışarı doğru açılacak şekilde veya sürgülü olur” ifadesiyle ilgili de konuşan Malkoç, “Tuvalet kapılarının dışa açılması gibi mevcut binalarda düzenlenmesi zor koşullara da itiraz ediyoruz. Sadece yeni inşa edilen merkezlerde aranmasını öneriyoruz” ifadelerini kullanıyor.
TPD bu süreçte hangi çalışmaları yürütüyor?
Yönetmelik çalışmalarının 2019’dan beri devam ettiğini söyleyen Malkoç, TPD’nin yönetmeliğin hazırlık sürecinden itibaren aktif rol aldığını söylüyor ve ekliyor:
“Sağlık, Aile, Adalet gibi farklı bakanlıklara bağlı çalışan psikologların görev listelerini, analizlerini ve tanımlarını yaptık. Psikoloji bölümlerindeki ders içeriklerini ve uygulamaya dönük çıktılarını gösteren kapsamlı ders taksonomileri hazırladık. Ayrıca klinik psikolog hizmet görev listesi oluşturuldu.”
Bakanlıkla sürekli temas içinde olduklarını belirten Malkoç, “Düzenli olarak yazılı görüş ve itiraz raporları hazırlamaya özen gösteriyoruz” diyor.
Malkoç, derneğin sadece bu yönetim süresince değil 40 yılı aşkın süredir yasal engellerle mücadele ettiğini söylüyor:
“TPD, psikolog tanımının 1219 sayılı Kanun'da yer alması gibi görece kısa vadeli düzenlemeler için mücadele ediyor. Yakın zamanda olası kazanımlarımızdan biri Psikolojinin Tıbbi Uygulamaları Sertifikası olacak gibi. Bakanlıkla yapılan temaslarda, 'Psikolojinin Tıbbi Uygulamaları' eğitimini alan psikologların yetkinliklerinin başka bir mevzuatla tanınması konusunda çalışma sözü alındı.”
TPD’nin diğer bir çalışması da devlet üniversitelerindeki yüksek lisans kontenjanlarının artırılması, tezsiz yüksek lisansların yaygınlaştırılması ve özel üniversite ücretleriyle mücadele.
Kadro meselesi
Sağlık Bakanlığı tarafından son açıklanan 15 binden fazla kadro içinde sadece 30 psikolog kadrosu bulunuyor.
Malkoç, bu durumun Türkiye’deki psikologların istihdam sorununu ve ruh sağlığı hizmetlerine erişimdeki yetersizlikleri açıkça gösterdiğini söylüyor.
- Türkiye’de her yıl psikoloji bölümlerinden yaklaşık 13 bin öğrenci mezun olurken, toplam psikolog sayısı ise yaklaşık 140 bin.
Psikologların önemli kısmının işsizlikle mücadele ettiğini söyleyen Malkoç şunları söylüyor:
“Donanımlı mezunlarımızın atanma sayılarının yetersizliği ciddi bir problem. Özellikle ülkemizde deprem, sel, yangın gibi sayısız afet, ekonomik ve toplumsal krizler, artan madde bağımlılığı, kadına yönelik şiddet gibi sayısız sorun düşünüldüğünde psikologların bu ülke için yapabileceği çok şey olduğunu herkes görmeli. Halk sağlığı için, biz psikologlara ivedilikle alan açılmalı.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
YAZARLAR

Melisa Gülbaş
Aposto editörü

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





