
Bu kısımda psikoloji, sosyoloji gibi alanlardan çeşitli konulara ilişkin, Nedir? sorusunu soruyoruz. Bu sayıda Tüketimcilik Nedir? sorusuna cevap arayacağız.
Şimdi bir düşünelim…Yoğun geçen günlerimizde, "boş vaktim olsun, neler neler yapacağım" diye bir çoğumuz içimizden geçiririz sanırım. Peki sonra o boş vakit olduğunda ağırlıklı olarak neler yaptığınızı sorsam, ne dersiniz?
İşte artık günümüzde, bu boş vakitleri değerlendirmenin ağırlıklı yöntemi bi çeşit “tüketimcilik” olmuş durumda. Tüketimcilik dediğimizde aklınıza sadece para harcamak gelmesin. “Tüketimcilik”, Oxford Sözlüğü’nde yer alan şekliyle ürün ve hizmetlerin satın alınması ve kullanılması ile (bu günlük hayatımızda tüketime atfettiğimiz anlam aslında), büyük miktarda mal ve hizmet satın almanın ve kullanmanın bir toplum veya bireysel bir kişi için iyi olduğu inancı (bu da felsefede kullanılan karşılığı diyebiliriz) anlamına geliyor. Sosyolojik olarak ise, tüketimcilik kavramının, kişileri tükettikleri mal veya hizmetlerin miktarına veya kalitesine göre değerlerini tanımlamaya yönlendiren olumsuz bir etki olarak görüldüğünü söylemek mümkün.
Boş vakitlerimize dönersek; belki bazılarımızın daha romantik şekilde boş vakitlerimizde kitap okuduğumuzu, müzik dinlediğimizi söyleyeceğine şüphem olmasa da, yükselen trendin, boş zamanlarda alışveriş sitelerinde gezinmek, kampanyalara, linklere göz atmak, Alışveriş Merkezleri’nde dolanmak, yemeye içmeye para harcamak ve bunun gibi bir çok çeşitli tüketim faaliyetlerinde bulunmak olduğunu söylemenin hiç de yanlış olmayacağını düşünüyorum.
“Tüketim Toplumu” kitabının yazarı Jean Baudrillard, tüketimin artık sadece alışverişte değil, bir sürü alanda karşımıza çıkmakta olduğunu belirtmektedir. Cinsellik, moda, reklamlar, markalar, spor yapma biçimlerimiz, dinlenme tercihlerimiz ve benzeri bütün şekillerde tüketim çılgınlığı mevcut. Pazarlama gibi destekleyici aktiviteler, her türlü tüketimi destekleyip yaygınlaştırdığı için de, belli ki tüm bu aktivite ve süreçlerin normal olduğu algısı kişilerin tüketim alışkanlığını sorgulamamasına neden olabiliyor.
Tüketimin zamanla nasıl arttığına dair çeşitli teoriler var ama esasen, 17. yüzyılın sonunda, ilk olarak Britanya'da gerçekleşen sanayi devrimi sırasında arttığı bir gerçek olarak kabul ediliyor. Toplum, daha lüks eşyalar elde etme araçlarına sahip bir orta sınıfın ortaya çıkmasıyla değişmekteydi ve kolonilerden gelen egzotik mallar da dahil olmak üzere mallar daha kolay erişilebilir hale geldikçe satın alma kalıpları da değişmeye başladı. Yeni moda trendlerine ayak uydurmak, sadece giyimde değil, süs eşyasında da tüketimi teşvik etti. Seri üretim, satılık daha fazla mal ve daha ucuz fiyatlar yarattı ve bu nedenle mallar toplumdaki daha geniş bir insan yelpazesi tarafından erişilebilir ve uygun fiyatlıydı.
O günlerden bu günlere pazarlama stratejileri gelişti ve hızına bizim bile yetişemediğimiz bir dinamiklik için değişen satın alma trendleri, tüketim trendleri, tüm hayatımızın içine sızdıkça sızdı.
Prof. Ömer Aytaç, 2006 yılında yayınlanan, “Tüketimcilik ve Metalaşma Kıskacında Boş Zaman” başlıklı yazısında şöyle diyor:
“Tüketim/tüketimcilik, günümüzde, neredeyse yaşamlarımızı büsbütün dönüştürmüş gibidir…Seçkin piyasalardan farklı olarak kitle piyasalarında da modanın seferber olması, tüketimin temposunu sadece giyim, süsleme ve dekorasyonda değil, aynı zamanda hayat tarzları ve dinlenme faaliyetlerini de (örn. boş zaman ve spor alışkanlıkları, pop müzik türleri, video ve çocuk oyunları vs.) kapsayan geniş bir alanda hızlandırmaya neden olmuştur. Ayrıca, mal tüketiminden hizmet tüketimine doğru da bir değişim meydana gelmiştir. Sadece kişisel ve ticari hizmetler, eğitim ve sağlıkta değil aynı zamanda eğlence, gösteri ve hobiler dünyasında da kayda değer farklaşmalar ortaya çıkmıştır.”
16 yıl önceki bu içerik, şu an ne kadar tanıdık değil mi yaşamlarımız için? Bugün geldiğimiz noktada tüketimcilik, imrendirmeyi, imrendirme kıskançlıkları ve açgözlülüğü, açgözlülük arzuları, arzular da hiç bir zaman tam anlamıyla tatmin olamama halini besler durumda. Bunu, "Ah Tanrım, ne yapmalıyız da tüketimi durdurmalıyız?" gibi bir yakarışla söylemiyorum, zira bunun şu anki düzenimizde tamamıyla mümkün olmadığının farkındayım. İçinde bulunduğumuz döngülerde, hem hayatta kalmak için bir şeyleri tüketmemiz, hem de bazen küçük mutluluklar için tüketime yönelmemiz gerekebiliyor. Sadece, her yaptığımız eylemin tüketimi destekleyici olmamasının bize verebileceği huzurun da farkında olursak ve neye ne kadar ihtiyacım var sorusunu kendimize daha çok sorarsak, etrafımızdakileri buna göre değerlendirmekten kaçınırsak, biraz daha tüketimcilik anlayışı tarafından tüketilmediğimiz bir hayat yaşamamız mümkün olabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

İçimdeki Dünya
İçimizdeki dünyaya yakınlaşabilir miyiz? Onu merakla keşfedebilir miyiz? Pratikler, ilhamlar, motivasyonlar ve şifa dünyasından haberler iki haftada bir posta kutunda!
İLGİLİ OKUMALAR



