

PowerFactor ile güvendesiniz Architecht'ten PowerFactor çözümü Dijitalleşmenin ivmesini artırmasıyla birçok firma hizmetlerini mobil uygulamalar aracılığıyla sunuyor ve kullanıcılarının hayatını oldukça kolaylaştırıyor. Süpermarket alışverişinden yemek siparişine, finansal hizmetlerden sağlık hizmetlerine, müzikten video ve fotoğraf editlemeye kadar birçok farklı hizmete kolayca ve hızlıca erişilebiliyor. Dijitalleşmenin sağladığı kolaylığın ve verimliliğin yanında birtakım riskler bulunuyor. Bunların en başında çevrimiçi dolandırıcılık ve siber saldırılar gelmekte. Özellikle son zamanlarda büyük kullanıcı kitlesi olan ve bilinirliği oldukça yüksek olan firmaların siber saldırılara uğradığını veya veri ihlali gerçekleştiğini sıkça duyar olduk. Veri ihalelerinin ve siber saldırıların sadece itibar ve güvenilirlik kaybı maliyetleri olmakla kalmayıp finansal, hukuksal ve operasyonel birçok maliyeti de bulunuyor. Bu maliyetler, siber saldırı öncesi alınacak tedbirlerin maliyetlerinden oldukça yüksek. Hangi önlemler alınabilir? Çevrimiçi dolandırıcılıkların ve siber saldırıların birçok yöntemi bulunuyor ancak firmaların alabilecekleri en etkin önlemler şu şekilde; Kullanıcılarını çok faktörlü kimlik doğrulamayla doğrulamaları. Kullanıcılarının yaptıkları hassas işlemleri güvenli onayla gerçekleştirmelerini sağlanması. Mobil uygulamalarının güvenliğini sağlamaları. PowerFactor'le hem işiniz hem de kullanıcılarınız güvende: PowerFactor kapsamlı yazılım geliştirme kitiyle firmaların ihtiyaçları olan çok faktörlü kimlik doğrulama, mobil uygulama - cihaz güvenliği ve güvenli işlem doğrulama yetkinliklerini barındıran kapsayıcı bir ürün. PowerFactor’ü yakından tanımak için web sitesi üzerinden canlı demo randevunuzu sadece bir dakika içinde oluşturabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Küresel endekslere göre, haklar ve hürriyetler alanında son on yıldır dünya çapında büyük bir daralma yaşanıyor. Türkiye de bu akımın bir parçası olarak, uzun süredir dibe doğru bu yarışta hızlı bir biçimde yol almakta. Tutuklu medya çalışanları, haber takibinde şiddete maruz kalan muhabirler, yayımladıkları haberler nedeniyle çevrimiçi tehditler alıp ardından fiziksel şiddete uğrayan gazeteciler ve tüm bunlara ek olarak da sistemli biçimde sansür uygulamalarını yaygınlaştıran, her yıl kapsamı genişleyen kısıtlayıcı yasalar ilk aşamada akla gelenler.
Avrupa çapında faaliyet gösteren, medya özgürlüğü ve ifade hürriyeti odaklı altı kurumdan oluşan Medya Özgürlüğü Acil Müdahale (MFRR) Konsorsiyumu, 2020 yılında Avrupa Komisyonu'nun da desteğiyle faaliyete geçtiğinden bu yana Türkiye fazlasıyla yoğun biçimde medya ve basın özgürlüğü ihlalleriyle öne çıkmıştır. İki yıllık bu süreçte kayıtlara geçen en az 211 ihlal bulunuyor, buna ek olarak da raporlama hızının yetişemediği ya da basın mensupları tarafından henüz bize bildirilmemiş olan daha onlarcası olduğunu tahmin etmek ise zor değil. Türkiye, bu sayıyla son iki yıllık dönemde Avrupa'da en yoğun medya özgürlüğü yaşanan ikinci ülke olarak, yaygın bir takip ve izleme ağının yer aldığı Almanya’nın ardında bulunuyor. Ayrıca son yıllarda bazı gözlemlere göre daha az ihlal olduğu şeklinde göze çarpabilecek bir ihlal yoğunluğu olmasını da maalesef genel itibarıyla daralan medya atmosferiyle açıklamak mümkün.
Türkiye'de medya özgürlüğü ihlallerinin dağılımı
Medya özgürlüğü ihlallerini izlemek ve raporlamak için geliştirdiğimiz Mapping Media Freedom (MapMF.org) üzerinde yer alan bu ihlal raporlarına bakacak olursak, en yoğun ihlal yönteminin tüm vakaların %22,3'ünü oluşturan tutuklama, hemen ardından da %14,7 ile yapılan haberler nedeniyle açılan davalar olduğunu görmek mümkün; sorgulama, gözaltı ve ertelenen hapis cezaları ise ayrı kategoriler olarak bu ihlallere ek olarak değerlendiriliyor. Taciz, gösteri sırasında polis ya da göstericiler tarafından yaralama da diğer yaygın ihlaller olarak öne çıkıyor.
Türkiye'de habercilerin maruz kaldıkları ihlallerin kaynağı incelendiğinde, %34,6 gibi bir oranla polis başı çekerken, hukuki süreçler ve mahkemeler de %24,6'lık bir oranla onu takip ediyor. Üçüncü sırada bulunan özel şahısların medya özgürlüğü ihlallerindeki payı %13'e yakın, onu %10,9'la hükümet ve kamu görevlileri takip ediyor.
Gazetecilerin en yoğun maruz kaldığı ihlalin hapis, yargılama, sorgu ve tutuklama uygulamaları olduğu göz önünde bulundurulduğunda, ihlallerin yaşandığı ortamlarda mahkemelerin %27'lik bir oranla başı çekmesi şaşırtıcı değil. Bunu %12,3 ile eylemler sırasında haber takibi yaparken şiddete maruz kalan gazeteciler takip ediyor, ardından da %11,4'lük bir oranla çevrimiçi tehditler diğer dijital saldırılar geliyor.
Bu sayılara ek olarak ayrıca belirtmekte fayda var -Rusya'nın Ukrayna'yı istilası nedeniyle mülteci-gazetecilerin sayısının ardından- Avrupa'daki yabancı gazetecilerin sayısına bakıldığında Türkiye'de yaşamını sürdüremeyen, ülkesini terk etmek zorunda bırakılanlar en büyük grubu oluşturuyor, ve gazeteci-sığınma programlarına en yoğun başvuru yapılan ülke de yine Türkiye olarak öne çıkıyor.
Türkiye'de medyanın sorunları
Nitelikli kararlar verebilmek adına başlıca gereksinimlerden biri olan çoğulcu ve bağımsız medya, maalesef Türkiye'de uzun zamandır görmeye alışık olduğumuz bir şey değil. Türkiye coğrafyasında ilk yayınların basılmaya başladığı günlerden itibaren, tam anlamıyla hür bir yayıncılık anlayışının var olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak son yıllarda iktidarın medya üzerindeki kontrolü ve baskısını artırdığı dönemde, eşzamanlı finansal bir darboğazdan geçen medyanın bir de dijitalleşmeye uyum sağlayamaması, var olan sorunların boyutunu birkaç kat artırmışa benziyor.
Bugün bir değerlendirme yapacak olursak, tüm baskının mucizevi bir biçimde yok olduğu farazi bir ortamda, medya yine de büyük bir krizi yaşayacaktır. Dijital çağın gereksinimleri açısından değerlendirildiğinde, yaratıcı içeriklerin sayısı maalesef Türkiye'de toplumun geneline ulaşamıyor ve bu yönde üretim de yeterli bir düzeyde değil. Yaygın biçimde topluma eriştiği söylenen yayınların, -çoğunluğu dijital ortamda haber takip eden toplumda- internet erişimi olan kişilerin sayısına oranı oldukça az kalıyor. Bu az sayıdaki girişimi takdir etmekle birlikte, 80 milyondan fazla nüfusu barındıran bir ülkede çok daha fazla medya ve haber kurumu olması gerekliliği bir gerçek. Etki açısından ve sayısal olarak yetersiz görünen medya sahnesine bakacak olursak, bunun arkasındaki en büyük nedenlerden bir tanesi haberciliğin -hâlen ve çoğunlukla- fazlasıyla geleneksel bir biçimde ele alınması diye bir çıkarımda bulunmak mümkün. Yaratıcı ve üretken işler çıkarabilecek kişi ve kurumlar da bir diğer yandan gelişmemiş gelir modelleriyle yatırımlarını heba etmek istememekte haklılar elbette. Buna ek olarak, gerçekleştirilecek habercilik faaliyetinin ardından muhtemel baskılardan kendini koruma isteği de bulunuyor…
Bu koşullar altında bile Türkiye'de hâlen varlığını sürdürebilen bağımsız haber mecraları ve daha da önemlisi yaratıcı yöntemlerle toplumda giderek daha da yaygın bir hâle gelme potansiyelini büyüten başarılı yeni medya girişimleri bulunuyor. Benim şahsen temennim, ülkede hukukun üstünlüğünün tesis edilerek, bunun ekonomik yansımalarıyla birlikte piyasa koşullarının bağımsız, çoğulcu ve özgür bir medyanın var olup büyüyebileceği koşulların yaratıldığı bir sürece doğru ilerleyebileceğimiz günlerin uzak olmaması. Bunu sağlayabilmek için 2023 seçimleri öncesi siyasi partilerden bir taahhüt almak gerekiyor. Tıpkı 2019 yerel seçimleri öncesi şeffaflık beyannameleri imzalayan belediye başkan adaylarında olduğu gibi, şu sıralar parti genel başkanlarına medya özgürlüğü taahhütnamesi sunmak gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde, hâlihazırda yürürlükte olan kısıtlayıcı yasalara ek olarak hâlen mecliste oylanması beklenen dezenformasyon yasa tasarısı gibi uygulamaların ışığında, önümüzdeki yıllarda da son iki yıldaki 211 ihlale ek olarak daha fazla medya ve basın özgürlüğü ihlali raporlarıyla karşılaşmak kaçınılmaz olacak.
Not: Serbest Kürsü'de yer alan tüm görüşler yazarlara ait olup, Aposto'nun editoryal bakış açısını yansıtmamaktadır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Günaydın. Serbest Kürsü'de Türkiye'deki basın ve medya özgürlüğü ihlallerinin değerlendirildiği bir yazı sizleri bekliyor. Ayrıca Türkiye-Ukrayna ortak yapımı Klondike Oscar adayı olarak seçildi. 2022 Mercury Ödül Töreni ertelendi.
10 Eyl 2022

YAZARLAR

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.




