Türkiye’de genç olmak


Vodafone ve Endeavor Türkiye iş birliğiyle: Vodafone Vitrin Vodafone Vitrin: Gaming Vodafone’un hayata geçirdiği girişim hızlandırma programı Vodafone Vitrin , bu yıl da Endeavor Türkiye iş birliğiyle yürütülerek mobil oyun girişimlerin küresel çapta büyümelerine destek olacak. Nedir? Dünyanın en büyük girişimci ağı olan ve Türkiye’nin önde gelen girişimlerini ağında bulunduran Endeavor Türkiye ve Türkiye’nin dijitalleşmesine liderlik etme vizyonuyla faaliyet gösteren Vodafone, bu yıl mobil oyunlara odaklanarak Vodafone Vitrin ’i ikinci defa birlikte yürütecek. Mart 2024’e kadar en az beş mobil oyun stüdyosuyla gelir ve opsiyonel hisse ortaklığı yapısı kurulması hedeflenen program kapsamında 10 oyun seçilecek. Bu ay başlayacak program, mobil oyun pazarında faaliyet gösteren girişimlerin yeni oyunlar üretmesiyle sektörün büyümesine destek olmayı hedefliyor. Neler var? Vodafone Yanımda uygulaması altında kurulacak Mobil Oyun Pazaryeri platformu üzerinden ayda 300 milyon trafik yaratılması ve 15 milyon aktif Vodafone kullanıcısına erişilmesi öngörülüyor. Milyonlarca Vodafone müşterisine ulaşma imkânı bulan Vitrin üyeleri, geliştirecekleri mobil oyunları pazara sürüp hızlı bir şekilde oyunlardaki kullanıcı sayısını ve gelirlerini üst seviyeye taşıyabilecek. Endeavor Türkiye ’nin tasarlayacağı seçim süreci ve sunacağı ölçeklenme odaklı mentorluk ve atölyelerle programa katılan girişimlere daha hızlı büyümelerine yarayacak araçlar sağlanacak. Türkiye’nin dijital geleceğine yön vermek ve mobil oyun sektöründe büyümek için bu bağlantı üzerinden Vodafone Vitrin ’e başvurabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Sesini duyurmak isteyen gençlerin baskılandığı, onların problemlerini anlamayan 45 yaş üstü siyasetçilerin sözünün geçtiği bir Türkiye’de genç olmak…
Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Emre Erdoğan’la gençlerin seslerini duyurabilmek için neden bir araya gelemediklerini, Arayüz Kampanyası Direktörü Nevzat Taşçı ile siyasette genç temsiliyeti nasıl sağlanabileceğinden ve gençlerin siyasetçilerden neler beklediğini konuştuk.
Türkiye’de neredeyse 13 milyon olan genç nüfus, geleceğe dair umutsuz. İmkanı olan yurtdışında yaşamak istiyor: Nedenlerin başında ise gençlerin problemlerinin siyasetçiler tarafından dinlenmiyor olması geliyor. Konrad-Adenauer-Stiftung (KAS) Derneği’nin 2022 yılında yaptığı ankete göre; gençlerin %38,9’u yaşadıkları sorunlardan tüm siyasetçileri, %34,6’sı ise Cumhurbaşkanını sorumlu tutuyor. Yani gençler; liyakatsızlık, işsizlik, niteliksiz eğitim gibi sorunların farkında; ama önlerine çıkan engellerden dolayı organize olup seslerini yükseltmiyor.
Aslında Türkiye gençliği gerektiğinde sesini yükseltmekten korkmayan bir gençlik: 2020’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın YouTube’daki “Gençlerle Buluşma” canlı yayınında gençlerin #OyMoyYok etiketiyle gösterdikleri tepki, yayının yoruma kapatılmasına neden olmuştu. Gençler şu anki iktidara karşı tepkililer ve gerektiğinde de bunu ifade etmekten korkmuyorlar. Peki bugünkü gençler tepkilerini neden ‘68 kuşağı gençliği gibi birlik olarak ifade etmiyor?
Gençlerin sivil ve siyasal katılımı

Prof. Dr. Emre Erdoğan
Bir ülkede demokratik değerlerin gelişme potansiyelin artmasını sağlayan en önemli basamak vatandaşların siyasal ve sivil katılım göstermesi. Sivil katılım için dernek üyeliğini, siyasal katılım için ise siyasi parti üyeliğini örnek verebiliriz. Seçim döneminde artış gerçekleşse de Türkiye’de gençlerin sadece %10’u bir STK’ya ya da bir siyasi partiye üye.
Bu düşük oranın nedenlerinden bir tanesi Türkiye’de bireylerin birbirine güvenmemesi: “Genelleştirilmiş” güven diye tanımlanan bireylerin tanımadığı insana güvenme eğiliminin Türkiye’de düşük olması bireylerin tanımadıkları insanlardan zarar göreceğine inandığını gösteriyor. Bireylerarası güven düşük olduğu için de derneklere ya da siyasi partilere üye olma oranı da düşük oluyor.
Prof. Dr. Emre Erdoğan, Türkiye’de bireylerin tanımadığı insana duyduğu güvensizliğin yanında sivil kültürün daha tam olarak yerleşmediğini de vurguluyor. ABD gibi bireyselliğe önem veren bir ülkede bile sivil kültür bilincinin güçlü olması kilise faaliyetlerinin dinî bir etkinlikten daha çok bir yardımlaşma faaliyeti olarak görülmesinde bile kendini gösteriyor. Türkiye’de bu benzer, yeşermiş bir sivil kültür varlığından bahsedemiyoruz; dolayısıyla, gençler de sivil topluma katılmak için talep göstermiyor. Prof. Dr. Erdoğan, STK’lerin kapsayıcı olmadığının da altını çiziyor:
“Türkiye’de STK’lar kendine gönüllü çekmek için yeterli çabayı göstermiyor; gençlere afiş asma gibi basit görevler verip karar alma mekanizmasına sokmayarak onlara söz hakkı vermemiş oluyor. STK içinde bir işe yaramadığına inanan genç de gönüllü olmaktan soğumuş oluyor. Gönüllüğün maddi getirisi olmaması da Neoliberal bakış açısının popülerleşmesiyle sivil kültürün cazibesini iyice ortadan kaldırıyor. Gençlerin sivil katılım göstermesinin önündeki en büyük neden ise devletin gönüllüğe sıcak bakmaması. Türkiye’de bir derneğe üye olan kişi, bir darbe olduğunda ya da derneğin sahibinin hükümetle ters düşmesiyle suçlu olarak görülebiliyor.”
Prof Dr. Erdoğan, gençliğin siyasal katılımda da geri kalmasının nedeni olarak ise eğitim seviyesinden cinsiyete, sosyoekonomik durumundan bireyin nerede yaşadığına, devlet bürokrasisinin koyduğu engellerden Türk aile yapısının baskınlığına kadar birçok nedenden bahsedilebileceğini vurguluyor.
“Siyasal katılımı konvansiyonel olan ve konvansiyonel olmayan katılım olarak ikiye ayırabiliriz. Konvansiyonel olan siyasal katılım; Türkiye’de genel olarak yaygın olan oy verme, siyasi bir partide rol oynama gibi faaliyetlerdir. Konvansiyonel olan siyasal katılım pasiftir, devletin sevdiği ama yeterli olmayan katılımdır; demokratik değerlere olan inanç bu katılım türü üzerinden ölçülemez. Eğer demokrasiyi fikirleri özgürce ifade edebilme bağlamında ele alırsak, demokratik değerleri benimseme potansiyelini geliştirme bakımından konvansiyonel olmayan siyasal katılımın daha değerli olduğunu söyleyebiliriz. Yasadışı grevler, boykotlar, işgaller, protesto yürüyüşleri gibi varolan elite meydan okuyan bu katılım türü, Türkiye’de artık çok göremediğimiz bir siyasal katılım. 2013’te Gezi Parkı olayları, konvansiyonel olmayan siyasal katılıma örnek olsa da artık çok fazla bu protestoları göremediğimiz için istisna sayılabiliyor sadece.”
Her ne kadar siyasal katılım az olsa da zaman zaman kendini gösteren geçici örgütlenmeleri Prof. Dr. Erdoğan, umut veren bir deneyim olarak yorumluyor.
Siyasal katılım aracı olarak gösterilen ve Gezi Parkı protestolarında da kullanılan sosyal medya ise aslında siyasal katılımı artıran bir kamusal alan değil. Prof. Dr. Erdoğan, internetin var olan eşitsizlikleri daha da pekiştirdiğinden yana. Siyasal katılımı yüksek olanların siyasî olarak sosyal medyayı aktif kullanması yaptığı araştırmada belirtiliyor. Aynı zamanda sosyal medyada bireyler farklı görüşte olan insanlarla ya karşılaşmıyor ya da karşılaştığında empati duymadan iletişime geçiyor. İnternet, eşitsizlikleri pekiştirmeyi ve saygı ortamı olmadan iletişim kuranların bulunduğu bir platform oldukça kamusal alan sayılamıyor.
Gençler arasında artan kutuplaşma
Türkiye’de bireylerarası güvenin düşük olmasının yanı sıra bir diğer sorun da hoşgörüsüzlük.
“Yabancı” olan hoşgörülmüyor ve farklı düşüncelere sahip olan bireylerle iletişime geçilmiyor ya da farklı olanlar düşman olarak görülüyor. Prof. Dr. Erdoğan, bu hoşgörüsüzlük ortamında kutuplaşmanın son yıllarda daha da büyüdüğüne dikkat çekiyor. Gençlerin ve hoşgörüsüzlük ortamında büyümesi ve sosyal medya gibi farklı düşüncelere saygı duyulmayan mecralarda vakit geçirmeleri bu kutuplaşmayı daha da körükleyerek birlik duygusunun yeşermesine izin vermiyor. Prof. Dr. Erdoğan, bu kutuplaşmanın sonucu olarak gençlerin mağduriyetlerini ortak çözememelerine neden olduğunu vurguluyor:
“Maddi olanakların azalması, kültürel tüketim alanın daralması ve haklarına yapılan müdahale gençlerde bir öfke yaratıyor ve sorumlusunda da uzlaşabiliyorlar ama ortak mağduriyetin nasıl tazmin edileceğinde uzlaşamadıkları için tepki kalıcılığını yitiriyor.”
Burada gençlerin homojen olmamasının da önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Erdoğan, kutuplaşmaya derinleşen gençler arası kültür, eğitim, dinî inanç ve etnik köken farkının bu öfkenin kalıcılığını yitirmesine bir örnek olarak gösterilebileceğini ifade ediyor.
Gençler arası kutuplaşmanın güçlenmesinin bir nedeni de partiler arası ilişkilerin kutuplaşmış olması. Okulda verilen yemeğin kötü olması hem AK Partili genç için hem CHP’li genç için problem teşkil ederken kutuplaşmadan dolayı AK Partili genç yemeğin kötü olduğuyla ilgili konuşulmasına izin vermiyor.
Kutuplaşmanın çözümü saygının, empatinin ve eşitliğin olduğu kamusal alanlar ve gençlerin hareketliliğinin artması olabilir. Gençlerin hareketliliğinin pandemi, ekonomik kriz ve deprem ile tehdit edilmiş olmasına rağmen azalmamış olması gençlerin bireyselerarası güven ve birlik olma eğilimini artırılabileceğini işaretliyor. Farklı şehirlerde okumaya ya da çalışmaya giden gençler, bu fiziksel mobilite ile farklı düşünceleri tanıyıp onlara toleranslı olmayı öğreniyor. Bilişsel mobilite ise gazeteden ya da internetten öğrenilen farklı fikirlerle tanışan gençlerin farklı fikirlere toleransını artırabiliyor.
Arayüz Kampanyası Direktörü Nevzat Taşçı; gençlerin otoriter yönetimlere karşı özgürlük, eşitlik ve adalet istediğinde ileri gözükseler de aslında bu kavramların anlamlarını bilmeden kullandıklarına dikkat çekiyor. “Gençler olarak önemli bir kısmımızda bu kavramları sadece kendimizle aynı düşünce yapısında olan gençler ya da insanlar için istediğimiz ortaya çıkıyor,” diyen Taşçı, bu problemin kamusal alanların yetersizliğinden kaynaklandığını ve gençlerin birbirlerini saygı ve empati çerçevesinde tanımasıyla gençlerin birlikte örgütlenmesinin mümkün olabileceğini vurguluyor.
Siyasette Genç Temsili

Nevzat Taşçı
Nevzat Taşçı, Türkiye’de genç temsiliyetinin az olmasının nedeninin hükümetlerin gençleri tehdit olarak görmeleri olduğunu vurguluyor. 80'lerde gençlerin derneklere üye olması devlet tarafından yasaklanarak apolitize edilmiş baskılanmış gençlerin siyasetle bağlantıları kriminalize edilerek azaltılması, bugün siyasetin zor ve büyüklerin işi algısı yaratılmasıyla sonuçlandı.
Taşçı, bu noktada derneklerin ve partilerin genç temsilinin bir hak olduğunu dile getirmekte eksik kaldıklarının altını çiziyor. Bunun nedeni olarak ise parti ve derneklerin yöneticilerinin 45 yaş üstü, hetero, Müslüman ve Sünni erkek olduğu için tüm genç grupların sorunlarını anlamadıklarını ve de umursamadıklarını ekliyor. Temsil eksikliğinin sonucu olarak ise gençler değersiz ve umutsuz hissediyor: Sorunları olduğunda dinleyen ya da destek olan siyasetçi bulamayan gençler Türkiye’de yaşamak istemiyor.
- Editörün Önerisi: Siyasette genç temsili
Peki, gençler ne istiyor?
Nevzat Taşçı, gençlerin geleceğe dair umutlu olmak istediğini; problemlerinin dinlendiği bir ortam ve seslerini yükseltmekten korkmadıkları bir gelecek istediklerini belirtiyor. Gençler siyasette 45 yaş üstü erkekler tarafından değil; onlar gibi homojen olmayan, her kesimden gelen gençler tarafından temsil edilmek istiyorlar.
Her ne kadar popüler söylemde gençlerin 20 yıldır aynı hükümet tarafından yönetildikleri için değişime karşı umutlu olmadıkları ya da değişimin olamayacağını düşündükleri söylense de gençler değişime her gün tanık oluyorlar: 2019’da iktidar partisi İstanbul, Ankara, Mersin ve Adana’yı kaybederken ana muhalefet partisi kazandı.
Prof. Dr. Erdoğan, bu ‘zamansal değişim’in gençler için iki parti arasındaki farkı karşılaştırma imkanı bulduğunun altını çiziyor. Bunun yanında, Üsküdar’dan vapurla Beşiktaş’a geçerken yaşanan değişim hissi, yani ‘boyutsal değişim’, gençlerin daha rahat ve güvenilir hissettiği bir tecrübe yaşatarak karşılaştırma imkanı sunuyor. Gençlerin %75’inin oy kullanması, gençlerde oy vermenin işe yaramadığına dair bir görüşün yaygın olmadığını gösteriyor.
Sonuçta Türkiye’nin kuruluşundan beri aktif siyasal katılım devlet tarafından bastırılmış ve kriminalize edilmiş bir katılım türü; gençlerin korkmadan gösterecekleri ve demokrasinin önemli taşlarından olan aktif siyasal katılım, onların daha iyi bir geleceği elde etmeleri için en önemli ve tek yol.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Gençlerin sivil katılımdaki tepkileri neden kalıcı olamıyor? Gençlerin okuma alışkanlığı geliştirmesinin önündeki engel, yetişkinlerin kontrolcülüğü mi?
09 Nis 2023

YAZARLAR

İdil Yılmaz
Intern at Aposto

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





