Türkiye'de V for Vendetta esintisi

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Salgın ya da doğal afet gibi olağanüstü durumlarda tarih boyunca devletler, kuruluşunun en temel görevlerinden biri olan “halkı koruma” misyonunu yerine getirmek için adımlar attı. Kimi zaman yöneticiler elde edilen güce sahip olmaya devam etme isteğini, halk ise “korunma” ihtiyacını dizginleyemedi. Bu sürece İspanyol gribinin ardından gelen Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında İtalya ile Almanya’da yükselen faşist yönetimler örnek olarak gösterilebilir.
"Kim olduğun, ne yaptığının yanında önemsizdir."
Dünya küresel bir salgının pençesinde, neredeyse üç yıldır bitmek tükenmek bilmeyen bir savaş veriyor. Tarihi geri sardığımızda Mart 2020’de henüz koronavirüsün ne olduğunu bile bilmezken yasaklarla tanıştığımız, evden dışarıya adım atmadığımız dönemlerde, yine yeni yeniden V for Vendetta filmini izledim.
Hatırlarsınız, Guy Fawkes maskeli bir kara şövalye faşist bir yönetim altındaki toplumu uyandırmak için kendini feda ediyor. Akıllıca hazırlanmış kurgusu ve hala duvarlara yazılan cümleleriyle döneminde büyük yankı uyandıran filmin başlangıcı ise birçok kişinin hatırından çıkmış.
Kısa bir hatırlatma yapmak gerekirse; salgının baş gösterdiği Birleşik Krallık’ta halk büyük bir korku içinde. Hastalığı ya da ne yapacağını bilmeyen toplum, korkunç salgının bitmesi için her şeyi yapmaya razı. Halkın en umutsuz döneminde bir lider ortaya çıkıp “ben bu hastalığı bitireceğim ancak dediklerimi yapacaksınız” diyor. Bu süreçte büyük acılar çeken halk o an elinde avucunda ne varsa verecek durumda olduğu için her şartı kabul ediyor.
"Korku, bu hükümetin esas aracı haline geldi."
Yasaklar yasakları, kısıtlamalar kısıtlamaları getiriyor; öyle ki yıllar sonra Birleşik Krallık bir korku ülkesine dönüşüyor. Ölüm korkusu nedeniyle halk, fark etmeden yaşama hakkından vazgeçiyor. Sokağa çıkma kısıtlaması ile başlayan hak feragatleri, klasik müzik dinleyememe, eşcinsel olamamaya, hatta devlet kanalları ve gazeteleri dışında başka haber alma organlarına ulaşamamaya kadar ulaşıyor. Dünya edebiyatına ait 100 temel eserin birçoğunun okunmasının yasak olduğunu bile görüyoruz, zorla din değiştirmeleri de.
Salgın için başlatılan hak feragatleri, zamanla devlet için yürürlüğe konulan yasaklara dönüşüyor. Yaşadıkları büyük korkudan kaçmaya çalışan milyonlarca kişi, kendini despot korkusunun içinde buluyor. Ancak daha da korkuncu, bir kişi çıkıp yaşanan durumu dile getirmeden kimse bu haklara sahip olduğunu bile hatırlamıyor. Size de tanıdık gelen detaylar oldu değil mi? Büyük bir salgın, başta salgının bitmesi için konulan yasaklar ardından hak ihlalleri ve tüm bunlar yapılırken durumun farkına bile varmayan uyuşmuş bir toplum.
“Sen zaten tutsaktın. Hem de hayatın boyunca.”
Koronavirüsle birlikte Türkiye’de de önce maske zorunluluğu ve hafta sonları sokağa çıkma yasakları ile belirli kurallar getirildi. Yaklaşık 2 ay boyunca her yer kapatıldı, kimse evinden dışarı adım bile atmadı. Zorlu geçen bir yılın ardından hastalık eskisinden de etkili olunca bu kez hükümet, uygulanan kısıtlamanın yeterli olmadığını düşünerek birçok ek tedbir daha aldı.

Kaynak: İnci Sözlük
Halk ise bu süreçte tedbirlere ve yasaklara alıştı. Maske takma, sosyal mesafeye uyma zorunluluğunun yanında belirli saatlerin ardından sokağa çıkmama, hafta sonu alkol satışı yapmama gibi bazı kamu sağlığına doğrudan ya da dolaylı bir etkisi olmayan kurallar getirildi. Sorgulayan kitlelere rağmen halkın büyük çoğunluğunda beklenen etki yakalanamadı. Tüm bunlar olurken aklımızda canlanan soru; “Bu kısıtlamalar kamu yararına mı? Yoksa hükümet yararına mı?” oldu.
“Aynaya baktığınızda suçluluk duyuyorsanız gerçekleri öğrenmişsinizdir.”
“Hafta sonu marketlerde alkol alışverişi yapamama”, “Saat 00.00’den sonra müziğin kapatılması”, belirli bir dönem “ibadethaneler açıkken tiyatro, sinema ve konser alanlarının kapalı kalması” gibi yasaklar her ne kadar salgını önleyici tedbirler olarak gösterilse de kişisel haklara müdahale olarak değerlendiriliyor.
İdare Hukuku Uzmanı Prof. Dr. Metin Günday da alkol satışının yasaklanmasıyla ilgili “Bu kararda genel sağlığı koruma yok. Karar insanların yaşam tarzına açık bir müdahaledir” diyor. Tüm bu değerlendirmelere bakıldığında; hükümetin kendi değerlerini “kısıtlama” yoluyla halka dayattığı yorumunu yapmak kaçınılmaz oluyor.
"Bu maskenin altında etten daha fazlası var, bu maskenin altında bir fikir var; ve fikirlere kurşun işlemez."
Yakın zamanda delta varyantının yayılmaya başlaması da yine büyük korku yaratan durumlardan biri. Vaka sayılarının 23 bini aştığı son günlerde halk, yaz aylarının bitmesiyle yeni kısıtlama dönemini beklemeye başlıyor. Kimi yasakların gelmesi gerektiğini kimi aksini dile getirirken ne olacağı meçhul; ancak birçoğumuz 2 yıldır havanın derecesinin düşmesiyle beraber tâbi tutulduğumuz kurallara alıştık. Bu alışkanlıktan belki de uyuşukluktan çıkarak hükümetin yaptırımlarına eleştirel bakmak ve yaşama müdahaleye karşı ayakta durmak, salgın sonrası yönetimi için büyük önem arz ediyor. Çünkü salgın sonrası Türkiye’nin bir “korku devletine” dönüşmesi olanaksız değil.
"O haklıydı, bu ülkenin şu anda bir binadan fazlasına ihtiyacı var. Bu ülkenin umuda ihtiyacı var."
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bugün hikâyemizde salgınla beraber gelen ve kalıcı olma potansiyeli taşıyan kısıtlamalar ile benzer bir konuyu işleyen V for Vendetta filmine odaklanıyoruz.
10 Ağu 2021

YAZARLAR

İlkim Emirler
Deputy editor @ Aposto

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




