Türkiyeli tasarımcılar Maldivler’deki projelerini anlatıyor

Yazı: Bahar Turkay
Fotoğraflar: Autoban
Autoban sadece Türkiye’de değil, neredeyse bütün kıtalarda farklı ölçeklerde işlere imza atıyor. Markanın kurucuları Seyhan Özdemir Sarper ve Sefer Çağlar’ın yaptığı tasarımların çıkış noktasında hep bir hikâye var. İkilinin son tasarımlarından biri de Maldivler’de yer alan JOALI. Muravandhoo Adası’nda yer alan projenin detaylarını Seyhan ve Sefer anlatıyor...

JOALI nasıl başladı ve gelişti?
SEYHAN: Projenin işvereni Gürok ile tanışmamız 2017’de oldu ve onlardan bu proje için davet aldık. Daha önce de resort projeleri gerçekleştirmiştik, ancak bu coğrafyada proje yapmamıştık. Dünyanın pek çok yerinde yaptığımız projeleri o coğrafyanın kültürüne, kimliğine özel belirlediğimiz hikâyeler üzerinden kurguluyoruz. JOALI de bu anlamda yeni bir maceraydı. Maldivler, mercan kütleleri üzerinde doğal olarak oluşmuş kara parçalarından oluşuyor. Bu da bizim için yeni dinamikler anlamına geliyordu. Proje, adaya yayılmış bir otel bütünü olduğu için bu mercan yapısının korunması gerekiyordu. Bu nedenle doğal yapı bozulmadan yapılar oluşturuldu ve operasyonel süreçler de bambaşka işledi.
SEFER: Seyhan’ın belirttiği gibi Maldivler’de ilk kez çalışacaktık. Öğrenecek çok şey vardı. Mesela Maldivler’de bulmak, almak istediğin en ufak ürün uzun bir yolculuktan sonra, başka bir yerden oraya geliyor. Dolayısıyla ihtiyacın olan şeylerin hepsini aslında bir gemiye koyup gümrükten geçirip oradaki beyaz kumsala indirmek zorundasın. Bu bile bizim için yeni bir süreçti. İşin bu tarafı, nasıl uygularım sorusuyla ilgili kısmı. Ama biz bundan önce, “Maldivler’de tatile neden giderim?” sorusuna yanıt aradık. Maldivler denince akla gelen ilk şey olan balayı tatili konseptini Akdeniz tatiline çevirmek istedik. Çünkü orayı insanların bir araya gelmek istediği bir yer olarak hayal ettik.
Özgür, Sofistike, Feminen bir Ruh

Bildiğim kadarıyla JOALI projesine esin kaynağı olan bir karakter de var: HER. Onun hikâyesi nedir?
SEFER: İlhamını Meryl Streep’in “Out of Africa” filminde canlandırdığı Karen Blixen karakterinden alıyor HER. Yaşını, yaşamayı, biriktirmeyi seven ve yaşamı da biriktirmiş bir kadının evi sanki burası... Dost biriktiren, dostlarını hep yemeğe çağıran, entelektüel birikimi odak noktası olan bir kadından bahsediyoruz. Hani derler ya, evi otel gibi diye... Her zaman mobilyalar ve eşyalar üzerinden bir hikâye anlattığımız ve tasarımı buna göre yaptığımız için bu karakterin yaşam tarzı da odanın içindeki bir kütüphanede ya da sehpanın üstündeki eski camlarda kendini gösteriyor. Ya da sosyal alanda kendine ait bir mutfağı var. O mutfakta dostlarıyla bir araya gelip yemek yaptığı ortamı yaratıyoruz. Yani aslında JOALI’nin hikâyesi bir anlamda HER’ün hikâyesi.
SEYHAN: Hayat dolu, özgür ruhlu, seyahat etmeyi seven, koleksiyon yapan, sofistike bir kişiliği olan, feminen bir ruh HER. O feminen ruhu aslında Meryl Streep’in hem kendi kişisel tarzında hem de oynadığı rollerde, karakterlerde görüyoruz. Bu nedenle projede sanat, mimari, zanaat, doğa, tasarım; bu stil, ruh ve karakter üzerinden bir araya geldi.
Aslında oraya özgü klasik bir yapı tipolojisi olan Maldiv barakasından yola çıkarak, tüm bunları HER’ün hayat felsefesiyle birleştirdik ve buradan bir deneyim yarattık. Tasarladığımız bütün mekanlar da bu hikâyenin parçalarını, HER’ün ilgi alanlarını ya da onun yaşam tarzından ilham aldığımız detayları içeriyor. Bu mekan deneyiminin paralelinde oluşturulan ve Nacho Carbonell, Misha Khan, Porky Hefer gibi sanatçıların davet edildiği, adanın belli yerlerine konumlanan enstalasyonların, kimi zaman odalara yerleştirilen eserlerin yer aldığı bir sanat yolu projesiyle de bu deneyim zenginleştirildi.

JOALI’nin tasarım ve deneyim olarak adayla kurduğu ilişkiyi anlatabilir misiniz?
SEFER: Joali, Maldivlilerin evlerinin önünde bulunan, bir çerçeveye ağ girmiş gibi bir forma sahip, rahat oturma ünitesine verdikleri isim aslında. Biz hikâyeyi yazarken aklımızda ‘joy of living’ gibi cümleler de vardı. Ama aslında Maldivlilerin en keyifli olduğu hallerindeki oturma şeklini anlatıyor.
SEYHAN: Daha önce bahsettiğim gibi, bu bölge okyanusun ortasında mercanlardan dönüşmüş adalardan meydana geliyor ve burada yaşayan insanlar gerçekten ihtiyaçlarını basit ve akıllı çözümlerle karşılıyor. Joali de Sefer’in söylediği gibi, Maldivliler’in kendilerine yaptığı açılır kapanır oturma ünitesinin adı. Sonuçta bu ismin hem kendisiyle ilişkisi var hem de adanın yerel halkıyla ilişki kurmak gibi bir misyonu da üstlendi.

Yerel doku, malzeme ve renkleri tasarıma nasıl entegre ettiniz?
SEFER: Adaya gittiğimizde çok bakir olduğunu gördük. Balta girmemiş orman derler ya, tam öyleydi... İlk gittiğimizde yol bulmak için çok zorlandık. Etrafta bir sürü palmiye ve onları elindeki palayla kesen insanlar vardı. Bize de hindistan cevizi suyu ikram ediyorlardı. O hindistan cevizi kabuklarının, Brezilya forması giymiş adamın fotoğraflarını çektiğimizde ortaya inanılmaz renkler, yeşiller, kahverengiler ve adanın kente hiç benzemeyen halleri çıktı.
Doğadan başka hiçbir şeyin olmadığı o sonsuzluk hissi ve beyaz kumlar insana “Cennete geldim” hissi veriyor. Kısacası karşımızda inanılmaz bir renk paleti vardı. Bitkilerin formu da etkileyiciydi. Mesela palmiyenin gölgelerinden esinlenerek odaların içine yerleştirmek üzere farklı dokularda halılar ürettik. Hiçbir şey düz değil, aşırı dokulu. Ana çıkış noktamız şuydu: Adaya geldiğimiz andan itibaren oradan yansıyanlarla tasarımı gerçekleştirmek.
JOALI projesine yeni eklenen JOALI Being nasıl ortaya çıktı?
SEYHAN: Müşterimiz daha önce planladığı ikinci bir projeye başlamak istiyordu. İkinci ada kısmında ‘wellbeing’ konsepti üzerinden ilerlemek istediler. Dünyada şu anda oldukça ön planda olan ve insana iyi gelen her şey üzerinden dönen bir kavram. Farklı yansımaları var. Uzakdoğu’da meditatif, Avrupa’da ise medikal yaklaşım ön planda. Biri sofistike ve duyusal, diğerinde tedavi işin içine giriyor. Maldivler’de ise ‘wellbeing’ odaklı bir otel yok. Daha çok wellness fonksiyonları söz konusu. Buradaki hikâye tamamen bir ‘wellbeing’ adası tasarlamak üzerinden başladı. En önemli kelime hafiflikti. Hafiflik derken de insana iyi gelen, ruhu besleyen ve arınmayla birlikte gelen her şeyden bahsediyoruz. Çünkü insana iyi gelen şeyin yüklerden kurtulmak olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu projede en çok bunu konuştuk ve hikâye bunun üzerine yazıldı. Yüklerimiz haline gelen her şey bizi bir yere, birtakım alışkanlıklara, sorumluluklara bağlıyor. Ama bir şekilde arınmak ve bunlardan kurtularak sıfırdan başlamak insan için önemli bir ihtiyaç.

Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
🏝️ Tasarım markası Autoban'ın kurucuları, Maldivler'deki projelerini anlatıyor.
09 Eyl 2022

YAZARLAR

Yuzu Mag
Print ve dijitalde seyahat, mimari, gastronomi, yaşam, sanat ve botanik konulu yazı ve fotoğraflar yayımlayan Yuzu, geçmiş sayılarından yayımlanan yazılarından oluşan seçkiyle her cuma 11.00'de Aposto'da.
İLGİLİ OKUMALAR


