Türkiye'nin Pestalozzi'si: İsmail Hakkı Tonguç

İsmail Hakkı Tonguç, 1893 yılında Tutrakan’ın Tatar Atmaca köyünde, tarla işleriyle uğraşan yoksul bir ailede dünyaya geldi. Kısa bir çocukluk döneminden sonra ailenin işlerine katılarak çocuk yaşlarda tarım işlerinin zorluğunu tecrübe etti. Doğayla mücadele; beklemeyi, katlanmayı, sabırlı ve dirayetli olmayı gerektiriyordu. Köylüler, gücünü bundan alıyordu. Çocukluğu ve gençliği bu bölgede geçti; kişiliği ve düşünce yapısı bu koşullarda şekillendi.
Yedi yaşına gelince ilkokula başladı. İlkokuldan sonra Silistre'deki rüştiyeye gitti. Rüştiyede çoğunluktaki sarıklı hocaların yanı sıra, sürgün olarak oraya gönderilmiş özgürlükçü bazı öğretmenler de vardı. Sürgündeki öğretmenlerin düşünceleri onu çok etkiledi. Rüştiyeyi bitirdiğinde öğrenimine devam etmek istedi ama İstanbul’a gitme isteğini babası desteklemedi ve köye döndü.
1914 ilkbaharında bir sabah İsmail ve annesi herkes uyurken ayaklandılar. Annesi yıllardır biriktirdiği birkaç altını İsmail’e verdi; oğlunu okumaya, İstanbul’a yolluyordu. İsmail ders kitapları ve birkaç parça eşyasıyla yola çıktı. Önünde yürüyecek çok yolu vardı.
Yıllar sonra Canlandırılacak Köy kitabında şu satırları yazacaktı:
“Köylü ailesinde her şey ana ile ilgilidir. Bu teşekkülde ana, tabiat manzumesi içindeki güneş gibidir. O, doğduğundan itibaren ta ölünceye kadar evin ve işin başındadır. Çocukları koruyucu, ailenin düzenini, geçimini temin edici unsur odur. O, memleketin temeli köylü anadır, denilmeye layık bir varlıktır. Türk köyünde her baba gibi ana da başlı başına ayrı bir tarihtir. Türk sosyal hayatının tarihini ancak köylü ananın hayatı yazıldığı gün anlamak mümkün olabilecektir.”
Yılmaz bir genç
İstanbul’a vardığında tek gayesi bir okula girebilmekti. Günler, haftalar boyunca süren arayışı sonuç vermeyince, babasının başı sıkışırsa başvurabileceğini söylediği hemşeri avukat aklına geldi. Avukat, ondan biraz para alarak onu bir okula götürdü ve yönetimle görüşerek aday kaydını yaptığını söyledi. Okulların açıldığı gün, İsmail avukatı bulamadı; aday olduğu okula gitti. Adının yazılı olmadığını öğrenince dolandırıldığını anladı.
Bir süre sonra, yine babasından ismini duyduğu bir başka hemşerisi olan paşanın varlığını hatırladı. Sordu, soruşturdu, paşanın evini buldu. Paşa, yüzüne bile bakmadı ve parası olmayan birinin okuyamayacağını belirtti. İsmail, o gün yaşadığı öfke ile belki de hayatının en büyük dönüm noktası olacak bir farkındalığa ulaştı: Bir şeyleri başarması için birilerinin aracı olması gerekmiyordu. Aylardır İstanbul'da hor görülmüş, insan yerine konmamıştı. Bundan sonra kendi işini sadece kendisi görmeye karar verdi. Bu, tüm yaşamı boyunca uygulayacağı, sonraları öğrencilerine aşılayacağı yaşam ilkesi olacaktı.
(Tonguç ve öğrenciler)
Birkaç gün içinde bir dilekçe yazdı. Bakanlığa kendi götürdü. Bakanın kapısındaki görevlinin yerinden ayrılmasını fırsat bilerek içeri girdi. Maarif Nazırı Şükrü Bey, onu görünce sertçe bakarak ne istediğini sordu. İsmail, göçmen çocuğu olduğunu söyleyerek dilekçesini uzattı. Göçmen çocuğu sözünü duyan Şükrü Bey yumuşadı. Balkanlarda yaşanan savaş yenilgileri nedeniyle göçmenlere karşı merhameti vardı. İsmail’e baktı ve onu öğretmen olması için kendi memleketi olan Kastamonu’ya göndereceğini, eğer orada yapamazsa İstanbul’a aldıracağını söyledi.
İsmail, beş günlük katır yolculuğunun ardından Kastamonu’ya vardı. Oradaki eğitim hayatı bir buçuk yıl sürdü. Okulun eksikleri canını sıkıyor ve kendini yeterince geliştiremediğini düşünüyordu. Bir yandan da İstanbul’da Mustafa Satı Bey’in çabalarıyla gelişen ilerici öğretmen okulunun övgülerini duyuyordu. Şükrü Bey'e bir mektup yazarak kendisine bahsetmiş olduğu İstanbul'a nakil ihtimalini sordu. Bakandan olumlu yanıt geldi. Bir öğrenci olarak bakan ile mektuplaştığı o günü hiç unutmadı. İleride, öğrencilerin, kendisiyle mektuplaşmasını ve ona rahatça ulaşabilmelerini sağlayacaktı.
Tonguç vazifelerine başlıyor
1918 yılında diplomasını aldıktan sonra Almanya'ya gönderilecek öğrenciler arasına seçildi. Bir yıl sonra savaş sebebiyle Türkiye’ye erken dönüş yaptığında, Kurtuluş Savaşı günlerinde Eskişehir’e atandı. O günlerde kurulan Ankara hükümeti, ulusun geleceğinin ve çağdaş uygarlığa erişilmesinin güvencesinin eğitim sayesinde olacağını düşünüyordu. Savaşın en ağır koşullarında bile okullar açık tutuluyor, öğretmenler son zerreye kadar askere alınmıyordu. İstiklal mücadelesinin en yoğun günlerini Eskişehir’de geçirdi: 1921 yılının mayıs ayına kadar. Yunan saldırısı başlamadan önce öğrenciler evlerine yollandı, öğretmenler de Ankara'ya yol aldı. İsmail, 27 bin nüfuslu; din adamları, eşraf ve esnaftan oluşan; yoksul, bakımsız bir belde olan Ankara'ya geldiğinde hiç beklemediği bir kararla karşılaştı. Eğitim Bakanlığı bazı öğretmenleri, yarım kalmış öğrenimlerini tamamlamaları için, hem de bu savaş günlerinde yeniden Avrupa'ya gönderiyordu. Mustafa Kemal ve fikir arkadaşlarının eğitime verdiği öneme bir kez daha hayran kaldı. Yine Karlsruhe'ye gidecekti.
O günlerde Sadık isimli bir arkadaşına yazdığı mektupta hayata bakışını özetleyen bu cümleleri kaleme aldı:
“Fakat azizim, önümüzde her şeyden evvel (zavallı) bir memleket meselesi var. Bunu manen ve maddeten kurtarmak lazım. Bu vazifenin bayraktarları vaziyetindeyiz. İnşallah bir gün mesut günler görür, şerefine yaşarız. Sadık, hiçbir şey yapamazsak, şuna muvaffak olacağımıza katiyen kaniyim: Bugün bütün yoksulluklara bürünmüş viran Anadolu’da hiç olmazsa ihtiyarladığımız zaman bizim gibi düşünenleri ve çalışanları görür, bunlar bizim talebemiz, deriz. Bu kâfi değil mi kardeşim?”
Avrupa'dan dönünce, Konya Dârülmuallimîn’de Resim-Elişleri ve Beden Eğitimi Öğretmeni olarak göreve başladı. Göreve başlamasından altı gün sonra Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı ve savaş sona erdi. Konya’da geçirdiği bir buçuk yılın ardından Ankara Dârülmuallimîn’e atandı. Bu okulda üstlendiği müdür yardımcılığı ilk yöneticilik görevi oldu. Ekim 1924'e kadar o görevi ifa edecek, o tarihte Adana Öğretmen Okulu'na atanacak, Eylül 1925'e kadar orada görev yapıp yeniden Ankara Öğretmen Okulu’na dönecekti. Bu süreçte kendisine verilen görevlendirmeyle iki ay boyunca Almanya, Fransa ve İngiltere'deki mesleki eğitim kurumlarını incelemek için yolculuk yaptı. Almanya'da daha önce de ilgilenmiş olduğu kır okullarını yakından tanıma imkanı buldu.
Mart 1926'da Maarif Vekaleti Levazım ve Alatı Dersiye Müzesi Müdürlüğü görevine getirildi. Aynı zamanda 29-33 yılları arasında, diğer görevlerine ek olarak, Gazi Eğitim Fakültesi’nde Resim-İş Bölümü’nü kurdu ve 34-35 yıllarında Fakülte’de vekil olarak müdürlük yaptı.
Bir eğitim devrimcisi
10 Haziran 1935'te Millî Eğitim Bakanlığı'na Saffet Arıkan getirildi. Arıkan, İsmail Hakkı Tonguç’u İlköğretim Genel Müdürü olarak tavzif etti. Tonguç, 1946 yılına kadar bu görevde kalacaktı.
Bu göreve atandıktan sonra gerçekçi bir durum saptaması yapmayı ve ileriye dönük tasarının ana ilkelerini belirtmeyi amaçlayan bir çalışma hazırladı. 35 sayfalık bu çalışmada, köy-kent eşitsizliğini ortaya koydu, öğretmen yetiştirme işini ayrıntılarıyla ele aldı. Çalışma, getirildiği görevi sadece okuma yazmayı yaygınlaştırmak gibi bir amaçla sınırlamayacağının, bunun çok ötesinde klasik okul sistemini aşacak yeni bilimsel deneme ve uygulamalara girişeceğinin belirtilerini veriyordu.
Fay Kirby, Türkiye'de Köy Enstitüleri isimli kitabında çalışmayı şöyle değerlendirecekti:
"(...) Amerika'nın çeşitli yerlerinde verilen raporlardan tutunuz, Birleşmiş Milletlerin danışman heyetlerinin sunduğu raporlara kadar, eğitim konusunda verilmiş raporları incelediğimiz yıllar içinde Tonguç'un bu raporu değerinde bir tek rapora rastlamadık.”
(Hasan Âli Yücel, İsmet İnönü, enstitü öğrencisi, İsmail Hakkı Tonguç)
10 Kasım 1938’de Gazi Paşa’nın vefatının ardından köyde eğitim projesini sürdürme görevi İsmet İnönü’ye düştü. İnönü, taze Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ile görüştü ve ona, eğitmen yetiştirme işine, köy öğretmen okullarına ve ilköğretime çok önem verilmesi gerektiğinden söz etti. Yücel, bir yasa tasarısı hazırlatarak ülkeyi, tarım koşullarına göre her biri 3–4 ili kapsayan 21 bölgeye ayırdı. Bu 21 bölgeye birer Köy Enstitüsü kurulacaktı.
Hasan Âli Yücel bu seferberlikte omuz omuza çalışacağı yol arkadaşını belirledi ve İsmail Hakkı Tonguç’u vekaleten yürüttüğü göreve asli olarak atadı. Aslında değişik yapıda insanlardı ama zamanla anlaşıp uyuştuklarını anlayacaklar ve aralarında bir ast-üst ilişkisinden çok öte bir dostluk gelişecekti. Yücel, Tonguç’u ülke çapında bir keşif gezisi yapıp rapor hazırlamakla görevlendirdi. Tonguç, yaptığı gezilerle durumu saptadı. Enstitülerin yerleri belirlendi ve 17 Nisan 1940 tarihli yasayla, Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç önderliğinde bir eğitim devrimi başladı. Bütün faaliyetler Tonguç tarafından yönetiliyordu. 21 enstitüyle de ayrı ayrı ilgileniyor, hepsini sık sık gidip denetliyordu. O, öğrencilerin “Tonguç Baba”sıydı.
Hasanoğlan Köy Enstitüsü mezunu Pakize Türkoğlu anlatıyor:
"Tonguç’ta, bir pedagogda bulunması gereken en önemli şey vardı: Siz zannedersiniz ki en çok beni seviyor, en çok bana ilgi gösteriyor; öbürü zanneder ki en çok beni seviyor. Tonguç, öyle bir pedagogdu. Hepimizi çok sever, hepimize ilgi gösterirdi. İsmen herkesi tanırdı. Çocuklar, diye hitap etmez, adıyla hitap ederdi herkese."
(Köy Enstitüleri'nin yolculuğu hakkında detaylı bir okuma yapmak için bu linkten devam edebilirsiniz.)
Bozkırın ortasında vaha oluşturmakla geçen 6 yılın ardından Türkiye tarihinin ilk çok partili seçimi yapıldı. Kabineyi kurma görevi Recep Peker’e verildi. Millî Eğitim Bakanlığı, politik olarak yıprandığına inanılan Yücel’in, İlköğretim Genel Müdürlüğü ise ismi Köy Enstitüleri’yle özdeşleşmiş İsmail Hakkı Tonguç'un elinden alındı.
Tonguç, Yücel’den sonra gelen tüm bakanlar tarafından oradan oraya sürüldü. Demokrat Parti döneminde bakanlık emrine alınarak 31 yıllık meslek yaşamına son verildi. Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne yaptığı ziyaretten bir hafta sonra, 24 Haziran 1960 Cuma günü vefat etti.
Aramızdan ayrılışının yıldönümünde Türkiye'nin Pestalozzi'sini sevgi, saygı ve özlemle anıyor, bizlere bıraktığı miras için şükranlarımı sunuyorum.
Kaynaklar
- Engin Tonguç, Bir Eğitim Devrimcisi İsmail Hakkı Tonguç, YKKED Yayınları.
- İsmail Hakkı Tonguç, Canlandırılacak Köy, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
- Pakize Türkoğlu, Tonguç ve Enstitüleri, YKY.
- Fotoğraflar: tongucvakfi.org.tr
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Şehre, işe, rutinlere dönmenin zorladığı haftada iki yeni sergi, açık hava sineması ve konserlerle kendimize geliyoruz.
24 Haz 2024

YAZARLAR

Görkem Demir
Editor at Ankara Havası

Aposto Ankara
Her pazartesi saat 18.00'de Ankara'dan özenle seçilmiş etkinlikler, haberler ve hikayeler.
İLGİLİ OKUMALAR



