Üniversite eğitiminin 3 yıla düşürülmesi gündemde: Düzenleme öğrenciler için ne anlama geliyor?

Yükseköğrenim süresinin üç yıla indirilmesi yeniden gündemde. Aposto’ya konuşan Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Bu düzenleme genç işsizliğini çözmeye değil, istatistiksel olarak yönetmeye yönelik. Gençler daha erken işgücü piyasasına itiliyor ancak düşük ücret ve güvencesiz çalışma biçimleriyle karşılaşıyorlar. Böylece işsizlik sorunu çözülmüyor, genç yoksulluğu derinleşiyor” diyor.
Üniversite eğitiminin 3 yıla düşürülmesi gündemde: Düzenleme öğrenciler için ne anlama geliyor?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Yükseköğrenim süresinin dört yıldan üç yıla düşürülmesine yönelik olası düzenleme, genç işsizliğinin yüksek seyrettiği, ekonomik koşulların ağırlaştığı bir dönemde yeniden gündeme geldi.

  • Eğitim politikaları açısından teknik bir değişiklik gibi sunulan bu adım, üniversitelerin işlevinden istihdam politikalarına, nüfus stratejilerinden kamusal harcamalara kadar uzanan geniş bir alanı etkiliyor. 

Tartışma, yalnızca yükseköğretimin yapısıyla ilgili değil, istihdam, nüfus politikaları ve kamusal sorumluluk açısından da soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

Eğitim süresi kısaltılacak mı?

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Erol Özvar, üniversite eğitim süresinin üç yıla düşürülmesine imkan tanıyacak bir model üzerinde çalıştıklarını açıkladı. 20 Aralık’ta katıldığı bir programda konuşan Özvar, yeni sistemde ders sürelerini ve kredilerini değiştirmeyeceklerini söyledi.

  • Özvar'a göre amaç, lisans programlarında öğrenim çıktılarından ve toplam krediden vazgeçmeden, akademik yılı daha yoğun hâle getirerek öğrencilerin daha kısa sürede mezun olabilmesini sağlamak.

Üniversiteyi daha erken tamamlamak isteyen öğrencilerin “sekiz sömestri üç yılda bitirebileceğini” ifade eden Özvar, planlanan modele ilişkin şu bilgileri paylaştı:

“Bir yarıyıl şu anda 14 hafta sürüyor. Bunu biraz daha kısaltacağız ancak öğrencilerin alacağı krediyi, yapacağı projeyi azaltmayacağız. Daha yoğunlaşmış bir programlama ile eylül ayında başlayan ve temmuz ayında sona eren bir eğitim planlıyoruz.”

Bu kapsamda, üniversitelerde üçüncü dönem için gerekli zamanın tatil sürelerinin kısaltılmasıyla yaratılması öngörülüyor. Üç ay süren yaz tatilinin kısaltılması da seçenekler arasında yer alıyor.

Öte yandan, planlanan değişikliklere yönelik eleştiriler de artıyor. Üç dönemli bir sistemin öğrenciler üzerindeki akademik ve fiziksel yükü artıracağına dikkat çekenler, bu modelin hayata geçirilmesi hâlinde staj ve çalışma imkanlarının azalabileceğini, öğrencilerin sosyal ve kişisel gelişim alanlarının daralabileceğini vurguluyor.

Ayrıca sistemin, ailesinden uzakta eğitim gören öğrenciler için yaşamı daha da zorlaştırabileceği, artan iş yükünün akademisyenlerin araştırmaya ayırdığı zamanı ve akademik üretkenliği olumsuz etkileyebileceği de başlıca eleştiriler arasında yer alıyor.

Türkiye’de üniversite verileri

Türkiye'de toplam üniversite sayısı 208. Bu üniversitelerin 129’u devlet, 75’i vakıf üniversitesi, dördü ise vakıf meslek yüksekokulu. YÖK’ün son verilerine göre, örgün öğretim, açık ve uzaktan öğretim dahil olmak üzere Türkiye’de toplam 6 milyon 715 bin 761 öğrenci yükseköğretime kayıtlı. Bu öğrencilerin 3 milyon 714 bin 449’u örgün öğretimde öğrenim görürken, açık ve uzaktan öğretime kayıtlı öğrenci sayısı 3 milyon 1 bin 312’ye ulaşıyor.

  • Örgün öğretimde okuyan öğrencilerin 2 milyon 571 bin 297’si lisans, 1 milyon 143 bin 152’si ise ön lisans programlarında yer alıyor. Açık ve uzaktan öğretimde ise 1 milyon 921 bin 32 öğrenci ön lisans, 1 milyon 80 bin 280 öğrenci lisans programlarına kayıtlı. Yükseköğretim sistemine kayıtlı öğrencilerin 1 milyon 961 bin 195’i ikinci üniversite kapsamında eğitim görüyor. Bu grubun 631 bin 542’si lisans, 1 milyon 329 bin 653’ü ön lisans programlarında öğrenim görüyor.

İkinci üniversite okuyanlar hariç tutulduğunda, Türkiye’de yükseköğretimde fiilen öğrenim gören öğrenci sayısı 4 milyon 754 bin 566. Bu öğrencilerin 3 milyon 20 bin 35’i lisans, 1 milyon 734 bin 531’i ise ön lisans programlarında eğitim alıyor.

Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak: ‘Üniversiteler kamusal alan olmaktan çıkarılıyor’

Aposto’ya konuşan Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, YÖK Başkanı Erol Özvar’ın üniversitelerde eğitim süresini üç yıla düşürmeye yönelik açıklamasının yükseköğretimin kamusal, bilimsel ve toplumsal niteliği açısından sorunlu olduğunu söylüyor:

“Bu tür düzenlemeler yüzeyde ‘esneklik’, ‘verimlilik’ ya da ‘uluslararası uyum’ gibi kavramlarla gerekçelendirilmeye çalışılsa da arka planında yükseköğretimin sistemli biçimde piyasalaştırılması ve daraltılması gibi amaçlar bulunuyor.”

Irmak’a göre eğitim süresinin kısaltılması, üniversitelerin toplumsal rolünü daraltmayı amaçlıyor:

“Bu adımın temel amacı, yükseköğretimi toplumun ortak geleceğini inşa eden bir kamusal alan olmaktan çıkarıp, sermayenin kısa vadeli ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırmak.”

Bu yaklaşımın üniversiteleri bilim üretmeyen ve yalnızca işgücü belgesi veren yapılara dönüştürme riskini büyüttüğünü belirten Irmak, “Eğitim süresinin kısaltılması, üniversiteleri eleştirel düşünce, bilimsel üretim ve toplumsal sorumluluk taşıyan kurumlar olmaktan uzaklaştırarak sermayenin ihtiyaçlarına göre standartlaştırılmış, bilim üretmeyen ve yalnızca işgücü belgesi dağıtan yapılara dönüştürme riskini büyütüyor” diyor.

‘İşsizlik sorunu çözülmüyor, genç yoksulluğu derinleştiriliyor’

Irmak, genç işsizliğini istatistiksel olarak yönetmenin bu önerinin temel hedeflerinden biri olduğunu söylüyor:

“Bu düzenleme aynı zamanda genç işsizliğini çözmeye değil, onu istatistiksel olarak yönetmeye yönelik. Eğitim süresinin kısaltılmasıyla gençler daha erken işgücü piyasasına itiliyor ancak düşük ücret ve güvencesiz çalışma biçimleriyle karşılaşıyorlar. Böylece işsizlik sorunu çözülmüyor, genç yoksulluğu derinleşiyor.”

Irmak’a göre eğitim süresinin kısaltılmasındaki bir diğer temel araç ise kamusal harcamaların azaltılması. Devletin eğitimdeki sorumluluğunun daraltıldığını ifade eden Irmak, “Eğitim süresinin kısaltılması; barınma, burs, yemekhane, akademik kadro ve sosyal destekler gibi alanlarda devletin sorumluluğunu daha da daraltma aracı olarak kullanılıyor. Kamusal yükseköğretim adım adım tasfiye edilirken, maliyet öğrencilere ve ailelere yükleniyor” diyor.

Irmak, üniversiteler artık entelektüel ve siyasal gelişimi destekleyen kurumlar olmaktan çıkarıldığını söylüyor ve ekliyor:

“Üniversite artık düşünmenin, sorgulamanın ve bilimsel derinliğin mekânı değil, biran önce tamamlanıp terk edilmesi gereken zorunlu bir aşama olarak görülüyor. Bu da gençliğin toplumsal ve siyasal özne olma kapasitesini bilinçli biçimde zayıflatıyor.”

Öğrenci sayısındaki düşüşün mevcut sistemin itici gücünü gösterdiğini belirten Irmak, bunun gençlerin sistemden umudunu kestiğini ortaya koyduğunu söylüyor:

“YÖK’ün kendi verilerine göre, 2024–2025 eğitim öğretim yılına kıyasla yükseköğretime kayıtlı öğrenci sayısının 366 bin 128 kişi azalması, gençliğin üniversiteden değil; mevcut yükseköğretim rejiminden umut kestiğini açık biçimde ortaya koyuyor.”

Peki, bu düşüşün nedenleri neler? 

Irmak, bu nedenleri şöyle sıralıyor:

“Mezuniyet sonrası yaygın işsizlik ve güvencesizlik; üniversite diplomalarının hızla değersizleşmesi; barınma, ulaşım ve yaşam maliyetlerinin öğrenciler için karşılanamaz hâle gelmesi; akademik özgürlüklerin tasfiyesi, kayyım rektörlükler ve baskıcı kampüs ortamı; bilimsel ve eleştirel eğitimin yerini itaat ve uyum temelli müfredatların alması.”

Neler yapılmalı?

Irmak, çözümün eğitim süresini kısaltmakla değil eğitimin niteliğini ve gençlerin koşullarını iyileştirmekle mümkün olacağını vurguluyor:

“Üniversiteler piyasanın değil, toplumun ihtiyaçlarına göre; kamusal, bilimsel, özgür ve demokratik biçimde yeniden yapılandırılmalı. Mezuniyet sonrası güvencesizliğe mahkûm etmeyen kamusal istihdam politikaları geliştirilmeli.

Barınma sorunu çözülmeden, burslar yaşanabilir düzeye çekilmeden, ücretsiz ve nitelikli yemek sağlanmadan yükseköğretime yönelim beklenemez. Sorun çok ders ya da uzun süre değil; içeriği boşaltılmış, bilimsel niteliğini yitirmiş programlar. Eğitim süresi değil, eğitimin niteliği ve derinliği tartışılmalı.”

'Üniversiteler kısaltılarak değil, yeniden kamusallaştırılarak güçlenir'

Gençlerin üniversitelerde yalnızca “öğrenci” değil; karar süreçlerine katılan eşit özneler olarak görülmesi gerektiğini belirten Irmak, “Eğitim süresini 3 yıla düşürmek, gençlerin yükseköğretimden kopuşuna çözüm değil, bu kopuşu kurumsallaştıran bir adım. Bugün ihtiyaç duyulan şey hızlandırılmış diplomalar değil; gençlere gelecek sunan, kamusal sorumluluğu olan, bilimsel ve özgür üniversitelerdir. Üniversiteler kısaltılarak değil, yeniden kamusallaştırılarak güçlenir. Aksi hâlde süre kısalır ama gençliğin geleceği daha da daralır” diyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Melisa Gülbaş

Aposto editörü

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak