Uzaktan eğitimin empatisinde ben neredeyim?

Yazı: Ece Kıcalı
Ona bakınca, dünyaya dair tüm algımın bir çerçeveye sıkıştığı ekranımdan yazıyorum bu yazıyı. Okul ve çalışma hayatım yeniden sanal dersliklere sıkışıp kalmışken gerçek hayatta, gündelikte ne yaşarsak yaşayalım, birkaç ekranda küçülüyor, boyutsuzlaşıyor hepsi.
Toplum olarak yaşadığımız felaketlerin getirdiği zorlukları da beraber göğüslemeye alıştık gibi görünüyor. Sonrakinin daha ne kadar kötü olacağını aklımıza dahi getiremediğimiz olaylar çok kısa zamanlarda yaşamlarımızı trajik döngülere bağladı. Birkaç yıl önce pandemi nedeniyle, bugünlerde ise pek çoğumuzun tanık olup hatırladığı en yıkıcı afetler silsilesi ve onun görünür kıldıklarının sonucu olarak hayatlarımız büyük ölçüde etkilendi ve değişti.
Tıpkı pandemi döneminde olduğu gibi ilk müdahale, olağan koşullarda bile zayıf temeller üzerine kurulu olan, her birkaç yılda bir yıkılıp yeniden yapılmaya çalışılan eğitim-öğretim ortamlarına karşı gelişti. Çözülmesi, değiştirilmesi, daha doğru yapılması gereken onlarca mesele olduğu gibi duruyorken üniversite öğrencileri, henüz yeni yeni ısınmaya ve kendilerini ait hissetmeye başladıkları kampüslerden bir kez daha ayrıldı. Yaşadıklarımıza inanamadığımız süreçlerden geçerken bir arada olmaktan ve dayanışmadan uzak kalmak ve eğitimi bu koşullarda sürdürmek pek çoğumuzun tanıdığı güçlükleri tekrar karşımıza çıkarıyor.
Sanal stüdyo ihtimalleri
Üniversitelerde derslerin uzaktan yürütülmesi kararının öncekinden farklı sebeplerle alınmasının aşılması daha zor sorunlar doğurduğu aşikâr. Bir arada bulunmak sağlık sorununa neden olmadığı hâlde öğrenciler, her geçen gün durumunu sorguladıkları evlerde, sosyal ilişkilerden ve öğrenme motivasyonundan uzaklaşarak derslerine başladılar. Çok değil, bir sene öncesine kadar hevesle terk edilen uzaktan eğitim sistemi hem öğrenciler hem de akademisyenler için tercih konusu bile olmayan zararlı bir ihtimaldi. Teorik, pratik ve uygulamalı dersler ve apayrı programlara sahip bölümler, kısa zaman önce tecrübe ettikleri sorunlarla bir kez daha karşı karşıya kaldı. Bu koşullarla ilk kez hem bir akademisyen hem de öğrenci olarak baş etmek, benim için yeni tartışmalar yaratırken, mevcut sorunlara çözüm üretmeyi biraz daha mümkün kılıyor.
Hem bizzat yaşayan hem de tanık olanlar için diğer mesleki öğrenim modellerinden farklılıkları anlaşılabilen mimarlık okulları, özneler arası ilişkilerle birlikte insanın nesneyle olan ilişkisini de tekrar tekrar inşa etmeyi benimsetiyor. Proje stüdyolarının ve uygulamalı derslerin etkileşime, iletişime ve geri bildirime dayanarak yürütülmeye devam etmesi ise uzaktan eğitimle neredeyse imkânsız bir hâle geliyor. Yüzyüzeyken konuşmak, tartışmak mimarlık ekollerinin vazgeçilmeziyken, ekranlar içine sıkışmış bireyler fiziksel dünyadan kopuk, ölçekten uzak tasarlanan düşüncelerle öğrenciler sanal ortamdan da öte bir yapaylıkla mücadele ediyorlar.
Konuşmalar tutuklaşıyor, yorumlar ve eleştiriler alıcılarına ulaşamayıp ekranlar arası boşlukta kayboluyor. Toplumsal travmanın getirdiği hassasiyetin üstüne git gide verimsizleşen dersler ve azalan hevesler eklenince telafi edilmesi güç zaman ve emek kaybıyla karşı karşıya kalabiliyoruz.
Kendi deneyimlerimde uzaktan eğitim kısa bir dönemi kapsamış olsa da bu durumu bir öğrenci olarak yeniden yaşarken hem akademisyen kimliğimin getirdiklerinden faydalanıyor hem de ona fayda sağlayabildiğimi düşünüyorum. Çevrimiçi durağanlıkları bir öğrenci olarak gözlemleyebildiğim anda, kendi akademik kimliğimi karşımda varsayıp dersi mümkün olduğunca gerçekçi hâle getirmeye çabalıyorum. Kimi zaman bunu başaramıyor, ya da ihtiyacım olan motivasyonu bulamıyorsam da birkaç yüze bakarken, bazen yüzleri bile göremezken saatler süren ders ve mimarlık stüdyosu deneyimini daha iyi yaşamak pek de kolay olmuyor.
Her şeye rağmen öğrenciler de akademisyenler de onca sıkıntı ve acıdan yanımıza kalan bu mecburi talihsizlikle mücadele etmeye, bireysel ve kolektif çabalarla kısa süreceğini umduğumuz bu dönemden ferahlığa rahat bir geçiş sağlamaya gayret ediyorlar.
Bir sonraki günün daha iyi geldiği zamanlara ulaşmak dileğiyle.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR



