Uzun Yürüyüşler ve Tesadüfler


Ankara’da her yer yürüme mesafesidir. Kent; zamanı ve mekanı daraltıp bir yere toplama maharetini gösterebilmiştir. Şehirdeki en uzak mesafe aynı zamanda “iki yer arasındaki en kısa mesafeyi” de tarif eder. Burada mesafeler kısadır ama zihinde birikmiş soru baloncukları ne kadar fazlaysa yol da aslında bir o kadar uzundur. Yürümek, cevapsız sorulara yanıt bulabilmek için ideal kaynaktır çoğu zaman. Ankara’nın tek hat üzerinde ilerleyen yürüyüş rotaları ise İngiliz anahtarı gibidir, çözüme ulaşacağınız son kapının cıvatalarını gevşetir. Gerçi, böyle güzergahlarda yürümek sadece varoluşsal soruları çengelli iğne gibi peşinize takmayı da gerektirmez.

Bir amaç doğrultusunda yürümek şart değildir. Kendinizi tesadüflere, anlık olaylara bırakabileceğiniz aylak yürüyüşler de bu rotaların olmazsa olmazıdır. Neticede bir adım, diğerinin yanına gelince yeni bir ihtimal doğar. Dünya sonsuz ihtimaller etrafında döner, bunların biri illaki sizin adımınızın yanına gelir. Nihayetinde hareket, kozmosla bütünleşmek olduğu kadar ihtimal mekanizmasını çalıştırmak anlamına da gelir. Ankara’da bu anlamda hem mistik hem de aylak yürüyüş yapabileceğiniz iki önemli rota vardır: Bunlardan ilki Cebeci-Kızılay diğeri ise Tunalı-Kızılay hattıdır. Cebeci-Kızılay hattı bir tür hac yolculuğudur, mistik tarafı daha keskindir. Tunalı-Kızılay ise tesadüfler içinde gezinmektir. Ama tüm yollar bir şekilde Kızılay’a bağlanır. Öyle olmak zorundadır çünkü.

Cebeci Kızılay kesintisiz bir hat üzerinde yer alır. Yolunuzu hiçbir şekilde değiştirmeden dümdüz ilerleyerek Ankara’nın eski yerleşim merkezi Cebeci’den bir başka merkezi Kızılay’a doğru gitmekte olan bir yolda bulabilirsiniz kendinizi. Zaman her şeyi kum tanesine çevirir, tarih ise kum tanesini bir cam fanusun içerisine koyar -unutturmamak için. Cebeci-Kızılay rotası da tam olarak bunun karşılığıdır. Her kaldırım taşının üzerinde Ankara’nın uzak ve yakın tarihi vardır. Her adımda bu tarihin izleri karşınıza çıkabilir. Ankara Üniversitesi'nin önünden yürümeye başlarsınız.

Karşınıza askerlik ya da hastane işlerine koşturan insanlarla, geç kaldıkları derse yetişmek için çabalayan öğrenciler çıkar. Kalabalık arasından geçtikten sonra yeni nesil kahveciler, sıvaları dökülmüş evler yol üstünde sıralanır. Yolun tam karşısında ise tren rayları bekler.
Biraz daha ilerlediğinizde Kurtuluş Parkı gözükür artık. Park, dört mevsim başka bir fotoğraf karesine bürünür. Yaz ve bahar aylarında yeşillenir, ıhlamur kokuları caddeye yayılır. Sonbahar ve kış aylarında sararmış yapraklar ve kar taneleriyle örtülür. Selim Turan’ın Sarıkız Heykeli ise ağaç dallarında asılıdır. Meraklı gözler onu hemen fark eder. Usta kaykaycılar çeşitli figürlerle kendilerini gösterir, acemiler mutlaka birine çarpar; tespihçiler, telefon kılıfçıları ve kitapçılar sessiz bir şekilde müşterilerini bekler. Tartan pistte takım elbiseli, eşofmanlı koşucular yarış yapar; masa tenisinde küçük çaplı dünya şampiyonları çıkar. Parkın içindeki havuz kışın ıssızlığa bürünür, bütün bir mevsimin kiri ortaya çıkar, yazın ise suyla dolar. Havuzu izlemeye gelen biri illaki bulunur. Parkın içinde mutlaka bankın üzerine oturmuş etrafı izleyen bir Barış Bıçakçı karakterine rastlarsınız.

Parktan çıktıktan sonra Kurtuluş’a gelirsiniz. Ted Koleji'nden mezun olanların mutlaka fotoğraf çektirdiği Foto Naci, yol üstünde karşınıza çıkar. Vitrin önünde Reha Muhtar'ın, Mazhar Alanson’un lise mezuniyet fotoğrafları vardır. Foto Naci’nin büyülü objektifi isterseniz sizi de Reha Muhtar’a çevirebilir.

Yol devam eder. Sağlı sollu sıralanmış mekanların, dükkanların arasından geçersiniz. Şansınıza hava açık ve güneşliyse, güneş ışığı yolunuzu fener gibi aydınlatır, pencereler ışıldar. Egzoz dumanının ardından Kızılay artık çok yakınınızdadır. Kalabalığın acelesi farklılaşmıştır artık. İşten çıkanlar, bir yere yetişenler, soru kitapçığı yorgunu liseliler, durakta bekleyenler, gün boyu bürokrasiyle güreşmek durumunda kalıp bir an önce evine dönmek isteyenler size ya çarpar ya da teğet geçerler. Yolun sonuna doğru siz de onlar kadar yorgun olabilirsiniz ama hiç endişelenmeyin. Artık başladığınız yol ile sonuna geldiğiniz yol arasında geçen sürede aynı kişi olmaktan çıktınız. Cebeci’den Kızılay’a yapılan hac yolculuğu böyle bir şeydir. İç hatlarda birikmiş sorulara yanıt bulunur. En kötü yanıtı beklediğiniz soruya giden yolu keşfeder ya da artık bunları kafaya takmayı bırakabilirsiniz.

Kentin tarihi içinde kısa bir tur atıp, mola verecekseniz Mülkiyeliler ideal noktadır. Burada gündüz birası içerken, zamanı yavaşlatıp etrafı izleyerek mevsim geçişlerini yakalayabilir, yan masada dönen derin muhabbete kulak misafiri olabilir, eski bir dosta rastlayabilirsiniz; edebiyatçıların ruhları ise her daim masalar arasındadır. Gideceğiniz yol uzundur ama artık gitmek istemezsiniz. Zaman karşısında bir tüy gibi hafiflemişsinizdir, o yüzden bırakın, rüzgar essin…


Tunalı, herkesin herkesi bir yerden tanıdığı ve mutlaka birbiriyle karşılaştığı bir topografya üzerindedir. Kıtır’da şansınız varsa bulabileceğiniz boş masalarda oturup içebileceğiniz gündüz birası sonrası kendinizi kalabalığın içine Marmara’daki lüfer akınındaymış gibi bırakırsınız. Yürümek, yüzmek gibidir artık.

Tanıdık birileriyle karşılaşarak, sohbet ederek ya da eski sevgiliyle karşılaşmamak için kaldırım taşı değiştirerek yolunuza devam edersiniz. Burada her şey ihtimal dahilindedir. Her an her şey olabilir. Bir yerlerden mutlaka müzik sesi işitilir. Blues, rap, 90’lar Türkçe pop aynı atmosfere karışmıştır. Kim neyi seviyorsa gökyüzünden ona göre toplar notaları.
Yol üstünde görülen ve anında beğenilen birine bahar aylarında “ınınnının” deyip klark çekebilir, platonik olarak hoşlanılan birisiyle karşılaşabilirsiniz. Bu noktada kelimeler düğüm düğüm olabilir, gerisi kaderin işidir. “Tüm kara parçalarında, Tunalı dahil” aylak yürüyüşler mutlaka başka bir dost masasına karışır. “Olamaz mı, olabilir doğru.”

Sadece bu değil, Tunalı-Kızılay hattı bir rutinin de parçası olabilir. Devr-i Alem Sahaf’ta mutlaka mola verip çizgi romanlara göz atarsınız; Shades Süleyman’da ise plaklara bakar, müzik üzerine derin bir sohbet içine düşebilirsiniz. Tunalı’dan Tunus’a doğru yaklaştıkça eğlencenin dozu artar, kahkahalar yükselir, araba kornaları amaçsızca çalınır. Yazları günler uzadıkça tüm hayat sokağa karışır, kışın ise donma tehlikesine rağmen bu alışkanlığı sürdürenlerle kendilerini sıcak bir yere atmaya çalışanlar ayrı dünyaların insanları olarak yaşamlarını sürdürürler.

Esat yokuşundan ara sokağa kendinizi bırakırsınız. Dünyalar farklılaşmıştır artık. Sokağın sonunda sahaflar sıralanmıştır. Artık Olgunlar Sokak’tasınız. İngilizce ve KPSS kitapları almak isteyenler, pastanede mola verenler, Metin Yurdanur’un gururla poz veren Madenci Heykeli hep yan yanadır. Kalabalık, bir aşağı bir yukarı yürür. Herkesin zamanı ve mekanı algılayışı başkadır. Burada zaman çok yönlüdür artık.

Yola devam edersiniz, önünüze başka bir dünya serilir. Nargileciler, kahveciler, dersaneler ve kitapçılar yol boyu sıralanır. Artık Ankara’nın merkezinde, Kızılay’dasınız. Devrik kavak ağacının gölgesi, kayıp zaman, bir yerden başka bir yere varma telaşı, anılarınız, geride bıraktıklarınız derken artık yolun devamındaki geleceğin tam ortasındasınız.

Çizer: Duygu Vatan
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta şehirde yeni sergiler, iyi müzik ve iyi tiyatro oyunları var.
08 Oca 2023

YAZARLAR

Aposto Ankara
Her pazartesi saat 18.00'de Ankara'dan özenle seçilmiş etkinlikler, haberler ve hikayeler.
İLGİLİ OKUMALAR


