Vesna Madzoski Röportajı: Bölüm 1

Vesna Madzoski Türkiye’de “Küratörlük“ kitabıyla bilinen bir isim. Sanat çalışmalarına odaklanan araştırmacıyla küratörlük üstüne sohbet ettik. Konu derin olunca konuşma da uzun sürdü. Bu sebeple röportajı iki bölüm şeklinde planladık. Önümüzdeki hafta 2. Bölüm olan "Ekonomi sanatı bir gölge olarak takip eder" kısmını paylaşacağız.
Her ne kadar "Küratörlük" kitabından Türkiye'de tanıyor olsak da biraz senden başlamak istiyorum, kendinden bahseder misin, neler yapıyorsun?
Şu anda, öğrencilerin yazılarını ve yüksek lisans tezlerini denetlediğim İsviçre'deki Avrupa Lisansüstü Okulunda çalışıyorum. Doktora eğitimimi sekiz yıl önce, küratörlükle ilgili kitabımla bitirdikten sonra, yeni araştırmalara eğildim. Birçoğu, Michel Foucault’nun, çalışmalarının belirli yönleriyle ilgiliydi, o zamanlar akademi tarafından pek bilinmediği için daha çok sanat ve hayallerle ilgili yazıları ilgimi çekiyordu. Bütün bunlar, Malevich’in ırkçılıkla ilgili “Siyah Kare” resminin yeni esinlerinin ve Foucauldian perspektifinden “Get Out” filminin analizi gibi yeni makaleler şeklinde sonuçlandı. Şu anda, Sırbistan'daki ve eski Yugoslavya'daki sosyal geçmişin görsel izlerini araştırmaya odaklanıyorum, ancak hala gelişme aşamasında olduğu için bu araştırmanın alabileceği formlar hakkında konuşmak için henüz erken. Umarım yeni bir yayın ve bir sergi olacak, ama bunların hepsi gelecekte.
Araştırmanda küratörlüğün tarihine değiniyorsun. Kitapta okuduklarımıza da atıfta bulunarak özetle küratör, siyasi sistem tarafından yaratılmış, sömürülen ve tanımı geniş düşünülmüş bir sanat emeği midir?
Küratörlük üzerine yaptığım araştırma, bizzat küratör olarak sanat projelerine dahil olduğum için bu pratiğe yansıtma ihtiyacımdan doğdu. İlk dikkatimi çeken şey, hepimizin Batı'daki sanat üretiminin tamamen özgür olduğuna inandığımız hikayenin aslında bir yanılsama olduğuydu. Birdenbire, özellikle belirli alana müdahale olarak yaratılan sanat eserlerini üretirken yapmamamız gerekenlerin listesi yavaşça bize verildi. Çoğu durumda, duvara çivi bile çakmak yasaktı, daha sert müdahalelerden bahsetmiyorum bile. Bizi kontrol eden sistemin iskeleti gözlerimizin önünde yavaşça belirdi. Öte yandan, küratörler olarak bu düzenlemelerle başa çıkmamız ve yavaşça rehberlik etmemiz beklenirdi, hatta sanatçıları, yapmayı ilk amaçladıklarından tamamen farklı olan eserler yaratmaları için manipüle etmemiz bile. Sanatçı ne kadar genç olursa, gitmelerini istediğimiz yöne doğru ‘yönlendirmek’ daha kolaydı.
Bu özel durumdaki konumuma kafa yorduktan sonra, küratörlerin aslında kurum ve o kurumda sergilemeye davet edilen sanatçılar arasındaki arabulucular olduğunu ve sadece kurumun değil, aynı zamanda sergilemenin gerçekliğinden kazanacak olan sanatçının kariyerini korumanın bizim görevimiz olduğunu fark ettim. Bu nedenle, küratörlerin sanatta ne zaman yer edindiğini ve ne tür yeni ihtiyaç veya işlevleri yerine getirmeleri gerektiğini daha derine inerek ve anlamaya çalışmaya karar verdim. Dolayısıyla bu mesleğe siyah veya beyaz olarak bakabileceğimizi sanmıyorum, niyetim uygulayıcıları ilk başta küratörlük uygulamasına daha duyarlı hale getirmekti.
Her zaman iyi ve kötü polisler vardır, ama her ne olursa olsun onlar polistir. Ve evet, küratörlerin çoğu, daha önce bir dizi profesyonel tarafından yapılan, sanatçıları aramak, müzakere etmek, sanat eserleri üretmek, hakkında yazmak, dış dünya ile iyi PR yoluyla iletişim kurmak gibi, inanılmaz bir iş listesi yapması beklenerek, az maaşla çok fazla çalıştırılıyor, sanat sistemi tarafından istismar ediliyor. Bu liste biz konuşurken büyüyor.
Kitabında batı kültürünün bazı kısımlarını ve küratörlüğün kapsamını yorumluyorsun ve güncel olan batı merkeziyetçilik, tiranlık, dışlama, çoğulculuk üzerinden sanat pratiklerini sorguluyorsun. Disiplinlerarası yöntemlerle; küratörlüğün yarattığı estetiğin yanı sıra politik ve etik sorunları da güncel konular haline getiriyorsun. Bu sorunların nedeni hakkında neler söylersin? Sebebin sanat, markalar veya siyasi süreç olduğunu mu düşünüyorsun?
Küratörlüğün tarihini incelemede başlangıç noktam bu mesleğin adının görüldüğü ilk yer olan Roma İmparatorluğu olsa da, asıl sorum, neden birden bire tamamen farklı bir alanda, aynı adı taşıyan bir mesleğe sahip olduğumuzdu. Bu mesleğin yapması beklenen güç sisteminin değerli olduğuna ve gözetilmesinin mühim olduğuna inandığı nesneleri veya konuları korumak faaliyetini tanımlamak benim için önemliydi. Roma zamanlarından, zamanın ideolojisinin bu faktörü sahneye yavaşça davet ettiği on dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru büyük bir boşluk ya da büyük bir sıçrama var. Benim fikrim, bu gelişmeyi Batı'da baskın bilgi üretimi pratiğine bağlı olarak bölmek, seçim ve her şeyden önce hariç tutma yöntemlerine dayandırmaktı. Bütün bunlar sadece sanatta değil politikada da bulunuyor.
Aslında, kitabın üçüncü bölümü haline gelen ilk örnek çalışmam, genel olarak estetik olanların yanı sıra belirli siyasi pozisyonları teşvik eden küratörler için yapılan Manifesta'ydı. O anda Kıbrıs'ta olması gereken bir sonraki Manifesta'yı iptal etme skandalı vardı, ve bunun dinamikleri, yalnızca yerel politik durumu anlama konusundaki eksikliğini gösterdi, ki bu da olarak küratörleri eski emperyalizm geleneğinin uygulayıcılarına dönüştürdüler. Manifesta faaliyetlerinin bazı diğer yönlerine odaklanınca, ne yazık ki Avrupa Birliği projesinin ardında, iddia edilen eşitlik, saygı ve hepsini kapsanması ile ilgisi olmayan yeni bir dinamik ortaya çıktı. Şu anda, bu çatlakları görmezden gelmek imkansız hale geldi ve önümüzdeki yıllarda AB'den ne kalacağını tahmin etmeye cesaret bile edemiyorum.
Çağımızda sanat, sanatçının yaptığından çok, küratörün tanımladığı olarak görülebilir mi?
Sanatın ne olduğu sorusu, sanatın kendisi kadar eskidir sanırım. Tartışma asla bitmiyor gibi görünüyor. Geçtiğimiz birkaç on yılda küreselleşen Batı sanat sisteminin bir parçasıyız ve sanatın şu anda ve bağlamda ne olduğunu anlamaya çalışarak sürekli bu soruyu sormaya devam etmemiz gerekiyor. Normalde bu sistemde sanat olarak anlaşılan şey, sanat kurumlarının kutsal camiasına getirilmesi ve sanat olarak vaftiz edilmesi gereken bir malzeme, maddi veya maddi olmayan nesnedir. Bugün, bu beyaz bir küpün kutsal alanında yapılır ve ve bu küp, bir süredir müze dışındaki alanlara da genişletildi. Dolayısıyla, bu sistem birkaç yüzyıl önce ortaya konan söylemin bir parçası olan sanatçılar tarafından üretilen nesneler talep ediyor, bu sanatçılar çalışmalarını onlardan önce sanat yaratan sanatçılar ile belirli bir ilişki içinde tutmaları gerekir, ya onaylayarak ya da eleştirerek, nasıl olduğu sistemin umurunda değil. Bu, bugünün otoriteleri, küratörler, müze müdürleri, galeriler vb. tarafından da kabul edilir ve onaylanır. Sanat nesnesinin adı, yılı, etiketi ve en önemlisi; değerinin bir kanıtı olarak, fiyatı olacaktır. Bu değerin artıp azalacağını şu an kimse söyleyemez, değerinin ne olduğu sorusunu gelecekte bir başkası cevaplayacak.
Devamı haftaya...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Page
Page, tasarım ve kültür ortaklığından beslenen, toplumsal yapıyı sanat pratikleriyle eleştiren ve aktarmaya çalışan bir yayın olma hedefinde...
İLGİLİ OKUMALAR



