
Hayatta bazı pratiklerin, sadece fazla basit oldukları için gözümüzden kaçması kafamı karıştırıyor. Bilmiyorum bu durumu açıklayabilen bir evrimsel psikoloji argümanı var mı... Gelgelelim birileri basit olana, temele dönmenin kıymetini farkediyor olmalı ki, 'back to basics' pek çok alanda yükselen bir trend. Peki, temeldekine dönmek ve orada kalmak neden bizler için başarması zor bir tutum? Cevabı, daha -iyisi, yenisi, fazlası, ötesi- konusundaki merakımız ve hırslarımıza yakın bir yerde bulabiliriz sanırım. İnsanlık olarak yolculuğumuza mehter takımı misali devam ediyoruz. İki ileri bir geri..
Bugün bahsedeceğim 'yağmur bahçeleri' konusu, yağmur ve arazi ilişkisinin temellerine dayanıyor. Aksiyon en basit haliyle suyun yolculuğunu takip etmek ve insan ikametini ona uydurmakla ilgili. İnsan müdehalesinden azade bir tabiat parçasında yer yüzüne düşen su, topografyanın özellikleri doğrultusunda kendi yolunu buluyor. Bazen düştüğü yerde toprağa karışıyor, bazen eğim ve yüzey özelliklerinden ötürü yüzey akışına dönüşüyor, bazen bu yüzey akışı kendini bir vadide biriktiriyor ve akarsuları oluşturuyor... Bilimum başka senaryoları da ekleyebiliriz. Peki bizler şehirlerimizi beton, asfalt gibi geçirgen olmayan yüzeylerle kapladığımızda suyun yolculuğu neye benziyor? Bir b.ka benzemiyor demek isterdim ama ne yazık ki tam olarak bir b.ka benziyor :) Zira yağan yağmur, tüm yeryüzü maceralarından azade, kanalizasyona karışıyor. Asfalt ve beton suyu geçirmediği için düştüğü yerde toprağa karışamıyor, yüzyıllardır akmaya alıştığı dere yataklarına mahalleler kurduğumuz için birikip akarsuya dönüşemiyor. Mahallelerimizi, yollarımızı su basmasın diye bu yağmur suyunu yeryüzüne düştüğü gibi, dışkılarımızı da gönderdiğimiz kanalizasyonlara yönlendiriyoruz.
Yağmur bahçesi kavramı tam da bu bozduğumuz yağmur-arazi ilişkisini tamir etmeye yönelik yöntemlerden biri. Yaklaşımın basitliğine ve yapılabilirliğine gelin hep birlikte şaşıralım. Nedir bu yağmur bahçesi?
Normal şartlarda arazide yüzey akışıyla yitirilecek yağmur suyunu; eğim, tümsek gibi topografik müdehalelerle kontrol altına alarak biriktiren ve toprak altına emdirmeyi hedefleyen bahçeler için yağmur bahçesi tabirini kullanıyoruz.

Bir asfalt yol kenarında olabileceği gibi, şehir ölçeğinde farklı yüzeylere düşen tüm yağmur suları için alana uygun tasarımlarımlar kurgulanabilir. Aşağıdaki örnekte çatıdan inen yağmur suyunun ufak yeşil alanları beslemesi gibi.. O ufak yeşil alanların olmaması durumunda, varolan yüzey geçirgen olmadığı için, yağmur suyu asfalt/beton üzerinden akarak en yakın kanalizasyon hattına karışmak durumunda kalırdı.

Araziye düşen tatlı suyun canlılığa herhangi bir hayrı dokunmadan tekrar kanalizasyona, oradan da deniz ve okyanuslara karışmasını istemiyoruz. Bu konuda gerekli olan hassasiyeti bir takım rakamlar üzerinden ifade etmeyi kolay buluyorum.
Yeryüzündeki tüm suyun yalnızca %3 ü tatlı su,
Bu tatlı suyun yaklaşık %69 u buzul,
%30 u yer altı suyu (yarısı fosil su - yer altından çıkardığımız takdirde kendini yenileyemeyecek olan kısım),
%0,035 i atmosferik su (havadaki su buharı),
%0,075 bio-su (senin, benim ve tüm canlıların vücutlarındaki su),
kalan %1den az kısım ise yüzey suyu (göl, nehir vb.).
Dünya üzerinde sudan bol bir şey olmamakla birlikte canlıların ihtiyacı olan 'tatlı su' oranı yüzdesel olarak epey kısıtlı. Buna rağmen yeterli. Fakat iyi yönetilmediği takdirde yeterli olmaktan çıkabilir.
İçtiğimiz, yıkandığımız, arabalarımızı yıkadığımız, dişimizi fırçaladığımız sular, bir şekilde yağışların toprak altında depolanmasıyla oluşan yer altı suyu kaynaklarından geliyor. Kimi zaman direk sondaj vb. müdehalelerle yer altında duran suyu çıkarıp kullanıyoruz. Kimi zaman da yer altındaki su yer yüzüne çıkacak bir boşluk bulup bir akarsuya dönüşebiliyor ve biz ondan direkt yer yüzeyinde faydalanıyoruz.
Yer altı sularını, artan nüfus ve kontrolsüz tarım politikalarının da etkisiyle kendilerini yenileyebildikleri hızdan daha hızlı tüketiyoruz. Bununla birlikte şehirlerimizi su geçirgen tasarlamadığımız için, çok büyük alanlarda yağmur suyunun toprakla buluşma imkanının önüne geçiyoruz.
Dolayısıyla yağmurun yağdığı yerde toprağın altına girebilmesi, uzun vadede tatlı su döngüsünü koruyabilmemiz ve canlılığa cevap verebilecek seviyede tutabilmemiz için bir önşart. Bunun yanında var olan su kaynaklarının kullanımı konusundaki alışkanlıklarımızı da değiştirmemiz gerekiyor elbet ama o da başka yazının konusu olsun.
---
Şehir ya da arazi ölçeğinde, yüzey akışıyla yitip giden yağmuru tutmak istediğimizde, hepimiz şu üç ilke üzerinden aksiyon planımızı kurgulayabiliriz:
1.Yavaşlat
2.Yay
3.Emdir
Aşağıdaki çizimde de göreceğini üzere, yağmur bahçesinin temel amacı, etrafından daha alçakta ve daha geçirgen alanlar yaratarak yağmur suyunun toprağa karışmasını kolaylaştırmaktır.

Şehir planlama ölçeğinde mecburen gözetilmesi gereken yağmur suyu yolculuğu konusunda otoritelerin yeterli aksiyon aldığını söylemek zor. Fakat bu konuda artan bir bilinçlenme olduğu kesin.
Bir yağmur bahçesi tasarlamak için belediye ya da park bahçeler müdürlüğü olmak zorunda da değilsiniz. Müdehale alanınız içerisindeki toprak parçalarına bu gözle bakabilir, suyun akış örüntülerini gözlemleyebilir, çok ufak müdehalelerle bile kanalizasyona karışacak tonlarca suyu toprağa emdirebilirsiniz. Yapabilir misiniz?
--
Kapak ilüstrasyonu: A Bohemian Peasant
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Bengisu Ecem Yıldız
Permakültür Tasarımcısı

Bitkiler Eşrafından Dedikodular
Kimler çiçek açtı? Kimler tohuma kaçtı? Bu ay neleri ekmeli? Kimleri kimlerle dikmeli? Bitkiler dünyasından en güncel havadisler ve sezona uygun ekim-dikim önerileri her ayın ilk haftası e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR





