Yasal çerçeve ve mevcut durum: Türkiye'de hasta tutuklu ve hükümlüler neler yaşıyor?

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
CHP’li Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık'ın ağır sağlık sorunları yaşamasına karşın cezaevinde tutulması ağır hasta tutukluların neden tahliye edilmediğiyle ilgili tartışmaları yeniden gündeme getirdi.
Geçmişte lösemi ve lenfoma tanıları alan Çalık, kanser tedavisi de gördü. Cezaevine girmeden önce 85 kilo olan Çalık, kısa sürede yaklaşık 20 kilo kaybetti. Yapılan tetkiklerde lenf bezi büyümeleri tespit edildi, biyopsi alındı ve yeniden tedavi sürecine başlandı. Oğlunun tedavi olduğu hastanede günlerce nöbet tutan Çalık’ın annesi Gülümser Çalık şöyle diyordu:
“Oğlumun elimden kayıp gitmesini istemiyorum. Oğlum 20 kilo verdi, çok aciz durumdayım, çok üzgünüm. Adalet bakanından, savcılardan, hâkimlerden merhamet istiyorum. Ben bir anneyim, çocuğumun günden güne eriyip gitmesine dayanamıyorum. Feryadımı duysunlar artık. Artık dayanamıyorum.”
Sağlık durumu ağırlaşmasına rağmen tutukluluğuna devam edilen Çalık’a kilo kaybı nedeniyle mama takviyesine başlandı. CHP üyesi Çağla Biçer, yaptığı açıklamada, ikinci kez biyopsi işlemi uygulanan Çalık’ın bu işlem sonrası şiddetli ağrılar yaşadığını söyledi. Üç gündür yoğun ağrı şikayeti çeken Çalık’a ultrasonik değerlendirme yapıldığı bilgisi paylaşıldı. 27 Temmuz'da açıklama yapan Çalık'ın avukatları şu ifadeleri kullandı:
"Müvekkilimiz Adli Tıp Kurumu'nun talebiyle 18 Temmuz'da İzmir Şehir Hastanesi'ne sevk edilmiş, burada ileri tetkik ve muayeneleri yapılmıştır. Son olarak 25 Temmuz'da kemik iliği biyopsisi alınmış olup, sonuçlar beklenmektedir. Geçmişte iki kez kanser tedavisi gören müvekkilimizin durumu tıbben hassasiyetle izlenmektedir."
ATK’ya iletilen adli dosyadaki belgelerde Çalık’ın söz konusu hastalığı geçirdiğine dair patoloji raporu ve tıbbi tedavi belgesi mevcut olmadığı öne sürüldü. Fakat Çalık’a 1999’da Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi tarafından akut miyeloid lösemi (AML) M4 teşhisi konulmuştu.
- Adli Tıp, daha önceki açıklamasında da Çalık’ın dosyasında kanser bulgusu olmadığını ve belediye başkanının sağlık durumuna ilişkin raporun tahrif edilmediğini savunmuştu.
Cezaevinde ağır sağlık sorunu yaşayan bir diğer isim ise Ayşe Barım. Gezi Parkı eylemlerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında 27 Ocak 2025’te tutuklanan Barım, ağır kalp rahatsızlıklarına ve beyin anevrizmasına rağmen hâlâ cezaevinde. Barım, 7 Temmuz’da ilk kez çıktığı duruşmada, "Yaşam hakkımı geri istiyorum. Yaşam hakkımı sizin adaletiniz ve vicdanınıza bırakıyorum. Ben 1.5 aydır 12 kere hastaneye sevk edildim" diyerek tahliye talebinde bulundu. Ancak mahkeme bu talebi reddetti, duruşma 1 Ekim’e ertelendi.
Ayşe Barım'ın avukatı Deniz Ketenci, Barım'ın sağlık sorunlarını şöyle anlatıyordu:
"Kardiyoloji bölümünün yaptığı tetkikler sonucunda 6 farklı kalp rahatsızlığı tespit edildi. Nöroloji ise 2 adet stentin varlığını, bu stentlerden birinin büyüdüğünü ve hızlı müdahale edilmezse ölüm riski olduğunu rapor etti."
Ketenci, hastane raporuna rağmen Barım’ın tahliye taleplerinin reddedildiğini ve mahkemenin Adli Tıp Kurumu’ndan yeni bir rapor istediğini açıkladı. Daha önce Mahir Polat’ın benzer bir durumda serbest bırakıldığını hatırlatan Ketenci, “Mahir Polat sağlık nedeniyle tahliye edildi ancak hâlâ adli tıp raporu gelmiş değil. Biz Ayşe için aynı hassasiyetin gösterilmesini bekliyoruz. Karara itiraz edeceğiz” diye konuştu.
Bir adım geriden: İBB soruşturma kapsamında tutuklanan ancak ev hapsi şartıyla serbest bırakılan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, kalp rahatsızlığı, hipertansiyon, diyabet ve uyku apnesi gibi ciddi sağlık sorunlarına rağmen cezaevine gönderildi. Tutukluyken anjiyo oldu. Avukatlarının sunduğu sağlık raporlarına ve tahliye taleplerine rağmen üç hafta tutuklu kalan Polat hakkında, daha sonra adli kontrol hükümleri uygulanarak ev hapsi kararı verildi.
İnfaz erteleme ve tahliye süreci nasıl işliyor?
Türkiye’de ağır hasta tutuklu ve hükümlüler için “infazın ertelenmesi” ya da “tahliye” seçenekleri mevcut. Bir tutuklunun tahliye edilebilmesi için devlet hastanelerinden alınan heyet raporları, Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “cezaevinde kalamaz” görüşü ve mahkemenin infaz erteleme kararı vermesi gerekiyor.
- Ancak süreçler çoğu zaman aylar, hatta yıllar sürebiliyor. Bu süre zarfında da bazı tutuklular, tedaviye erişemediği için cezaevinde hayatını kaybedebiliyor.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesinin 4. fıkrası, cezaevinde tek başına yaşamını sürdüremeyecek durumda olan tutukluların, sağlık koşulları nedeniyle adli kontrol altına alınarak tahliye edilmelerine yasal zemin hazırlıyor. Bu maddeye göre, ağır hastalığı veya engelliliği bulunan tutuklular, tutukluluk tedbiri yerine adli kontrol hükümleri kapsamında serbest bırakılabiliyor. Yani mahkeme, kişinin cezaevinde kalmasını sağlık açısından riskli bulduğunda, özgürlüğünü tamamen kısıtlamadan ama belirli yükümlülükler dahilinde dışarıda kalmasına izin verebiliyor.
Ancak bu uygulamanın hayata geçebilmesi için tutuklunun sağlık durumunun ciddi olduğunun resmî olarak belgelenmesi gerekiyor. Bu noktada devreye, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16. maddesinin 3. fıkrası giriyor. Bu fıkraya göre, kişinin sağlık durumunun cezaevi koşullarında yaşamını sürdürmeye elverişli olmadığının ATK onaylı bir sağlık kurulu raporuyla kanıtlanması şart. Ancak ATK'nın bağımsızlığına dair uzun süredir süregelen eleştiriler, bu raporların objektifliği konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Adli kontrol altında tutulan kişiler için uygulanabilecek yükümlülükler arasında yurt dışına çıkış yasağı, belirli adreslerde ikamet etme zorunluluğu, karakola düzenli imza verme, elektronik kelepçe takılması gibi hükümler yer alıyor. Fakat ağır hastalar için, bu adli kontrol yükümlülüklerinin yerine getirilebilirliği de tartışma konusu. İnsan hakları savunucuları, dernekler ve barolar, ağır hasta tutukluların cezaevinde kalmaya devam etmesinin hem Anayasa’ya hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu söylüyor.
Türkiye'de kaç hasta tutuklu var?
İnsan Hakları Derneği (İHD), 28 Nisan 2025 tarihli "Hasta Mahpuslar" isimli raporunda, cezaevlerindeki hasta tutuklu ve hükümlülerin durumuna dair verileri paylaştı. Rapora göre, 7 Nisan 2025 itibarıyla 395 açık ve kapalı hapishanelerde 403.060 tutuklu ve hükümlü bulunuyor.
Cezaevlerinde en az 1.412 hasta mahpusun olduğu belirtilen raporda, bunlardan 335’i ağır hasta olarak sınıflandırılıyor ve 230'unun tek başına yaşamını devam ettiremediği, 105'inin ise desteğe ihtiyacı bulunduğu tespiti yapılıyor. Hasta mahpusların 1.251’i erkek, 161’i ise kadın.
İHD’nin açıklamasına göre, hasta mahpusların yaşadığı sorunlar yalnızca fiziksel hastalıklarla sınırlı değil. Cezaevlerinde yaşanan tedaviye erişim engelleri, hastane sevklerindeki keyfî gecikmeler, kelepçeli muayene ısrarı, ring araçlarıyla yapılan uzun süreli sevkler, hijyen eksikliği ve yetersiz beslenme hastalıkların ilerlemesine neden oluyor.
Raporda, ağır hasta mahpusların çoğuna ATK tarafından “cezaevinde kalabilir” raporu verildiği ve bu raporların tahliye başvurularının sistematik olarak reddedilmesine yol açtığı belirtiliyor. Bu durumun ise ağır hastaların tedaviye erişimini imkansız kıldığına ve bazılarının bu nedenle yaşamını kaybettiğine dikkat çekiliyor.
Raporda, ağır hasta mahpusların tahliye edilmemesinin yaşam hakkı ihlali anlamına geldiğini vurgulanırken bu ölümlerin çoğunun önlenebilir olduğuna ve cezaevi idareleri ile yargı mercilerinin sorumluluğuna dikkat çekiliyor.
Rapor, hasta tutuklular içinde kadınların yaşadığı özel zorluklara da dikkat çekiyor. 161 kadın tutuklunun büyük çoğunluğu, kadınlara uygun sağlık hizmetlerine erişimde ciddi sıkıntılar yaşıyor. Kadın cezaevlerinde yeterli jinekolojik destek sunulmadığı, hamile ya da lohusa kadınların ihtiyaçlarının karşılanmadığı da raporda yer alan başlıklardan birkaçı.
2024’te 709 kişi cezaevinde hayatını kaybetti
Adalet Bakanlığı'nın resmî verilerine göre ise 2024’ün ilk 11 ayında Türkiye genelindeki cezaevlerinde 709 tutuklu ve hükümlü yaşamını yitirdi. Bakanlığın Meclis'e sunduğu bilgilere göre, 24 Temmuz 2023-20 Aralık 2024'te ölen mahpus sayısı ise 1.026’ya ulaştı.
Öte yandan: Adalet Bakanlığı, cezaevlerindeki hasta mahpus sayısı ve tahliye süreçleriyle ilgili sınırlı veri paylaşıyor. 2022 yılından bu yana cezaevlerinde kaç ağır hastanın bulunduğuna ve kaçının tahliye edildiğine dair kapsamlı bir istatistik yayımlanmış değil.
- Adalet Bakanlığı'nı hasta mahpuslara ait istatistikleri kamuoyuyla düzenli, şeffaf ve detaylı paylaşmaya çağıran İHD, hasta mahpusların tahliye süreçlerinin hızlandırılmasını talep ediyor ve mevcut uygulamaların “cezaevi koşullarında ölüme terk etme” anlamına geldiğini vurguluyor.
Uluslararası hukuk ne diyor?
Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve BM Mahpusların Muamelesi Standart Asgari Kuralları (Nelson Mandela Kuralları), hasta mahpusların insan onuruna uygun koşullarda tutulmasını ve gerektiğinde tahliye edilmelerini zorunlu kılıyor.
- AİHM de yaşam hakkının korunmasının devletin temel sorumluluğu olduğu vurgulanıyor. Ancak Türkiye’deki uygulamalar, bu yükümlülüklerle ciddi şekilde çelişiyor.
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), İHD ve çok sayıda insan hakları örgütü, ağır hasta mahpusların derhal tahliye edilmesi, Adli Tıp Kurumu’nun bağımsızlıktan uzak yapısının değiştirilmesi ve infaz süreçlerinin şeffaflaştırılması gerektiği konusunda Türkiye’ye uyarılarda bulunuyor.
412 ağır hasta mahkumdan sadece 19'u ATK'dan rapor alabildi
Türkiye'de hapis cezasının infazının hastalık nedeniyle ertelenmesi ve hasta mahpusların tahliyesinde tek karar mercii Adli Tıp Kurumu. Hasta mahpusların ceza tehiriyle ilgili ATK'dan rapor alması ya da ya da tam teşekküllü bir sağlık kuruluşundan aldığı kurum tarafından onaylanması gerekiyor. Bunun ardından ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvuruda bulunulabiliyor.
Ancak özellikle son yıllarda, ATK'nın verdiği raporlar tartışma konusu oldu. Çünkü ATK birçok hasta mahkuma, ileri evre kanser, kalp yetmezliği, demans gibi hastalıklarına rağmen “cezaevinde kalabilir” raporu veriyor. 2023'te tahliye başvurusu yapan 412 ağır hasta mahkumdan sadece 19'u ATK'den olumlu rapor alabildi.
ATK'nın Adalet Bakanlığı'na bağlı olmasının tarafsızlık ilkesini zedelediğini söyleyen uzmanlar, hasta mahpuslarla ilgili değerlendirmelerin bağımsız sağlık kurulları tarafından yapılması gerektiğini savunuyor.
Neler yapılabilir?
Uzmanlar ve insan hakları kuruluşları, ağır hasta mahpusların yaşadığı sorunların çözümü için pek çok öneri sunuyor.
ATK yerine bağımsız ve tarafsız sağlık kurullarının hasta mahpuslar için rapor düzenlemesi gerektiği belirtiliyor. Bu sayede rapor süreçlerindeki gecikmelerin önüne geçilmesi ve sağlık durumlarına uygun kararlar alınması hedefleniyor.
Hasta mahpuslar için cezaevi koşullarından ayrı, özel bir infaz rejiminin oluşturulması da öneriler arasında. Bu kapsamda, ağır hastaların tedavi ve gözetimlerinin cezaevleri dışında, daha uygun sağlık kurumlarında sağlanması gerektiği ifade ediliyor.
Ayrıca, hasta mahpuslara ilişkin verilerin kamuoyuyla düzenli, şeffaf ve ayrıntılı biçimde paylaşılması da talepler arasında. Siyasi müdahalelerden arındırılmış bağımsız bir yargı ve infaz sisteminin kurulması ise bu sürecin temel taşlarından biri olarak öne çıkıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Melisa Gülbaş
Aposto editörü

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





