Yasanın Önünde: Sürünceme

Kafka'nın Davası...
Yasanın Önünde: Sürünceme

 

Kafka'nın Dava adlı kitabında yer alan Yasa Önünde adlı meselini bir parabol olarak ele almanın zorunluluğu metnin çok katmanlı anlamlılığından ileri gelir. Düzlemin orta odak noktası hareketine bağlı olarak değişen eğrilerin anlamına benzer olarak bu metin, okuyucunun kelimelere karşı almış olduğu konumlanışı bakımından değişken bir özellik gösterir. Kafka yasayı tanımlamaya  çalışmaz. Her defasında okuyucuyu yine yeniden metnin kendi içerisine gönderir. Yasadan söz edilen her cümlede bir tanım değil, aksine tanımdan uzaklaşma söz konusudur. Anlam katmanları arasında huzursuzca çırpınan seyirci, yasa karşısında sürünceme de bırakılan Joseph K.’ yı anımsar. 

Yasa içinde tüm tekillikleri eriten bir genelliktir.  Yasa her daim kendi içinde yasak olanı çağrıştırır. Bununla birlikte yasaklardan ileri gelen yasanın meşrulaştırılmış varlığı taşralı ve şehirli üzerinde aynı etkiyi yaratmaz. Nitekim yasa en başından şehirde oluşmuştur. (Bir başka şehirli Gregor Samsa'yı hatırla!) Sokratik diyaloglarda da bu şehir - yasa ilişkisi örtük bir biçimde sürdürülür. Örneğin “Şehrin sınırlarına geldik, konuşmayı burda kesmemiz gerek.” ifadesinde çözümü kesinleştirilmemiş bir sorunsal (daha) yasanın sınırları, yani şehrin sınırlarında, kesin bir sonuca ulaştırılmaksızın bırakılır. Sürünceme de kalır.

Yasa önünde adlı parabolünün Almanca’da ki karşılığı Vor dem Gesetz’ dir. “Gesetz” kelimesinin kökeni “setzen” kelimesinin kökenine dayanır. “Setzen” koymak, oturmak anlamlarını da taşır. Yasa, doğaya “koyulan” bir şey olmak bakımından sonradandır. Buna karşın yasa uğruna ölen insanların varlıkları göz önününde bulundurulduğunda yasa tözselleştirilir. Yasaya inanmanın kendisi de metafizik bir hal alır. 

Joseph K. neden tutuklandığını bilmez. Nöbetçilerde neden tutukladıklarını. Fakat Joseph K.’nın yasayı bilmemesi kendi başına bir suçtur. Taşralının bu cehaleti yasanın şehre ilişkin oluşunu tekrar hatırlatır. Çünkü köyde ahlak, yasanın yerine düzenleyici bir rol üstlenir.

Yasa ile kapı arasında nasıl bir bağ var vardır? “Ben dar kapıyım.” diyen İsa’ nın kapısı ile evin kapısı aynı sonuca mı açılır? Eve açılan kapı, evin yasasına babanın yasasının egemenliğinin altına girmeyi sembolize eder. Bireyin yasayla ilk buluşması baba ile karşılaşma ile mümkün olur. Freud’ un Oedipus Kompleksi olarak açıkladığı babanın katli, haz ilkesinin önderliğinde yasak olan cinsel arzunun yol açtığı ilk suç haline gelir. Bilinçdışı yasak arzunun bastırılması ise gerçeklik ilkesi uyarınca süper ego tarafından sağlanır. Süper ego, toplumsal ahlaki normlar odağından hareketle arzulara ilişkin bir kontrol mekanizması sağlarken, bireyin yasa – yasak – belirlenme yani iktidarın eylem yetkisi baba ile başlatılmış olur. Babadan topluma, aile yasasından, bir Yahudi’ nin toplum yasasına karşı konumu, farklı hareket noktalarından yükselse de en temelde ezilmenin tasviri olur.

Kapıcı, “Bu kapı senin içindir.” demesine rağmen, “Seni şimdi içeri koyamam.” diyerek Joseph K.’yı bir kez daha sürüncemede bırakır. Joseph K. ise içeri girme kudretini kendinde bulamasa da girmekten de vazgeçmez. Kapıcının söylemi ile birlikte yasaya doğru kapıdan içeri giriş yalnızca ertelenir. Kapıcının karar vermeye karar vermeyerek kararı ertelerken Joseph K. ise girebilmeyi erteler. Bu olanaklı ama ötelenen durum Derrida tarafından vurgulanır. Bu öteleniş zamansal ve mekansal bir ayrım yaratır. Yasa önünde parabolü bu bağlamda aporetik bir diyalog olur.

Derrida'nın differance kavramı ile metne bakıldığında kapı ve duvarların varlığıyla oluşan sınır meselesi göze çarpar. Bir sınır olarak kapı, iki şeyi birbirinden ayırır. “Kapı, geçit ve sınır çizgisidir. Kapı, tüm ayrımın gücünü temsil eder, ayrımın kendisinin bile yok edilmesini de içine alacak bir biçimde.” [1] Kapının içerisi yasayı temsil ederken, kapının dışarısında kalanlar yasanın dışında kalan kaotik bir ortamı simgeler. Kapı, hem ayrıştırıcı hem birleştirici rol oynar. Kapının açılabilme olanağı düşünüldüğünde değiştirilebilir bir sınırlılık yarattığı ortadadır. Bu sebeple “Duvar sessizken, kapı konuşur.[2] Sınırlılığın temsili olarak kapı aynı zamanda insanın da sınırsız sınırlılığına işaret eder. "Özgür-özgür olmayan insan" seçimlerinde her ne kadar iradi davranabilme yetkisine sahipse de zaten seçeneklerin verilmiş olması onu en başından sınırlandırmıştır. Seçeneksiz, talepsiz dahil olmama arzusu ise olanaksızdır, nitekim toplumsallığı onu yasanın içerisine sürükler. Bu sebeple Kafka’nın verilmiş seçeneklere karşı seçimsiz tutumu bir başkaldırı niteliği taşır. Hakim olan, major olana karşı diğer bir olanağı seçme durumu değil; çoklu olanaklılık içinde kendinden başka bir şeye ait olmayıştır. Kendi olmaya doğru, belirlenmiş olmayış durumunda Kafka kendi dilinde kavramları eğip büker. Kavramların sınırları arasında gezinerek sürekli anlamı öteler, okuyucuyu sürüncemede bırakır. Nitekim Kafka bir yere ait değildir, onun kavramları da. O daima öteleyen, sınırları tahrip eden tutumu ile dili yersizyurtsuzlaştırır

Deleuze ve Guattari Minör Edebiyat’ta Kafka’ nın yaklaşımını şu şekilde ifade eder: “Minör edebiyatın üç özelliği; dilin yersizyurtsuzlaştırılması, bireyselin dolaysız siyasal olana bağlanması ve sözcelemin kolektif düzenlenişidir. Sanki minör artık bazı edebiyatları değil, büyük diye adlandırılıan edebiyatın bağrındaki her türlü edebiyatın devrimci koşullarını nitelemektedir.” [3] İktidarın hegemonyası altında belirlenen her koşula karşı minör, yabancılaşmanın sonucudur. İktidarin iş gördüğü bir alan olarak major dilin reddi, dilin sınırlarına, belirsizliklerine ve bitimsizliklerine götürülür. Dilin devrimci bir tutumla eşelenmesi ile biçimlenmemiş, çatışık olma isteği minör edebiyatın yegane arzusu olur.

Kafka çevresindeki pek çoklarının yaptığı gibi doğrudan kullanılabilecek bir çare sayesinde çatışmalarını çözüme ulaştırmayı değil, çelişkilerini bilmezden gelmemek, onlardan kaçmamak, zorlama bir ideolojik seçimle onları önemsizleştirmemek ya da daha kötüsü onlara razı olmamak için, çelişkileriyle yüzleşmeyi ve onlar üzerine derinlemesine düşünmeyi görev edinir.[4]

İşte bizim Joseph K.'nın başına gelenlerin bu hafta düşündürdükleri... Düşününce bazen sürünceme de kalmanın nesi yanlış ki? Ne orada ne burada, köşe yastığı gibi, tam sınırda durmak istiyorum biraz! :) Eh, edebiyat ve postyapısalcılık parçaladık biraz. Haftaya görüşürüz. 


[1] SÖZER, Önay, “Jacques Derrida ile Birlikte, “En- son Apriori’nin Yeniden Kapanmış Kapısından Nasıl Geçilir?”

[2] SIMMEL, Georg, “Köprü ve Kapı”

[3] DELEUZE,Gilles ve Felix GUATTARI, Kafka Minör Bir Edebiyat İçin, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2008, s.28.

[4] ROBERT, Marthe, Kafka Gibi Yalnız, İstanbul: Can Yayınevi, 2014, s.53.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

DilozofDilozof

BÜLTEN SAYISI

Kafka Üzerine Karalamalar

Dava Meselesi...

09 Kas 2021

Kafka Üzerine Karalamalar

YAZARLAR

Dilozof

Düşünürlerle düşünüyorum...

İLGİLİ OKUMALAR