Yasımızın yansımaları

İyi hissetmeye çalışmadan…
Yasımızın yansımaları

Her birimiz, belki daha zor, belki daha rahat koşullar altında, birçok acıya tanıklık ve temas ediyoruz. Sinir sistemlerimiz sıkışık olabilir, hayata dair bir umudumuz ya da amacımız kalmamış olabilir. Öfke, üzüntü, acizlik gibi birçok duygu bedenimizi ve zihnimizi ele geçirmiş olabilir. Bunların hepsi mümkün ve hepsi çok ama çok normal. Önce bunu bir fark edelim. Ne hissediyorsak, amacımız o hissi gerçekten algılamak olabilir mi? İyi hissetmeye çalışmadan…

Yas, sadece ölüme dair bir süreç değil. Yani yakınlarımızı, sevdiklerimizi kaybettiğimizde arkasından yas tutuyoruz, ya da tutmamız gerektiğinin farkındayız belki evet ama, yaşadığımız diğer kayıplar da aslında bir yas süreci başlatıyor bizim için. Güvenlik olgusunun kaybı, bir evin kaybı, hatıraların kaybı… Son yaşanan deprem felaketinde o bölgede yaşayan insanların birçoğu en az bir konuda kayıp ile karşı karşıyalar. Hatta buna uzaktan tanıklık eden bizler, her ne kadar orada yaşanan deneyime birebir temas etmemiz ve tam olarak o deneyimi anlayabilmemiz mümkün olmasa da, kendi içimizde hissettiğimiz acizlikler ve belki de çaresizliklerin getirdiği duygularla orada yaşanan her türlü kayba dair bir yas sürecinde olabiliriz.

Ben yas tutmanın, daha doğrusu tutabilmenin önemini ancak üç yıldır anladım diyebilirim sanırım. Küçükken kaybettiğim aile büyüklerinin yasını içimde hiç yaşamadığımı, hatta bunun üzerine düşünmediğimi, ne hissettiğimi kendime hiç sormadığımı fark ettiğimde sanırım bir meditasyonun ortasındaydım. Dalga dalga gelen bir yoğunluk, bana ölüme dair karmaşık duygularımı su yüzüne çıkarmam için el veriyordu sanki. Sonrasında biraz daha üzerine düşmeye başladım ve sanki geçmişten kalan yas borçlarımı ödedim içimde ufak ufak. Neden sonra biraz daha bu konular üzerine bakmaya başlayınca, hayatımda veda etmek durumunda kaldığım birçok şey için benzer bir süreçten geçmenin gerektiğini fark edebildim.

Uzun bir ilişki sonrası, bir alışkanlığı bırakırken, yakın olduğumu düşündüğüm bir dostla aslında çok da yakın olmadığımızı kabullenirken, hatta artık ilerleyen yaş ile kırışıksız göz kenarlarıma veda ederken bile benzer bir süreçti içimde ortaya çıkan. Evet yoğunlukları çok farklı, ama örgüleri aynı. Hayatımızdan kayıp giden şeyler ve kişiler için hissettiklerimiz aslında o kaybedilen şeye değil, kendimize dair. Kendimizin bundan sonra o durumla ne yapacağı, kendimizin bundan sonra o kişi olmadan ne yapacağı, o ev olmadan, o iş olmadan, o duygu olmadan, o beden o şekilde olmadan ne yapacağımızla ilgili. Ve tüm bunların ortaya çıkardığı duygularla. İşte bu yüzden herkes kendi yasına sahip çıkmalı, çünkü yas tamamen kişinin kendisiyle ilgili.

Burada şunu yanlış anlamayalım, amaç hemen iyi olmak değil. "Yasımı yaşayayım da bir an önce eski hayatıma döneyim" değil konumuz. Zaten bence eski hayat diye bir şey yok, hayat hep bir dönüşüm hâlinde. Sürekli yeni bir güncelleme alıyor ve biz de bu güncellemeye uyum sağlıyor, yeninin içine yerleşiyoruz. Bu yeni yer bazen çok büyük zorluklar içerebiliyor. Evini, eşini, bugüne kadar tüm kurduğu hayatı kaybedenler için “yeni” demek, sanki başkasının hayatıymış gibi bir yer olabilir. Yine de hayattayken, o yeniyi yaşamaktan başka çare var mı? O yüzden mecbur geçilecek o yas sürecinin içinden ve devam edilecek yeni hayatta sunulanlarla.

Ne var ki, yas tutma sürecine geçebilmek için bile bir süre gerekiyor. Yeni durum çok tazeyken, o durumun içine yerleşebilmek yani orada kendine bir yer bulabilmek oluyor insanın derdi. Ben kimim, benim basıma ne geldi, bundan sonra nasıl bir hayat bekliyor beni?

6 Şubat depreminden sonra sosyal medyada denk geldiğim bir psikoloğa yazan bir kadın, “Yalnız kalmak, sakin kalmak istiyorum, bir damla gözyaşı dökemedim.” diyordu. Üzdü ve düşündürdü beni bu istek. Yaşanan acıları tahayyül etmek o kadar zor ki…Bunu oturduğumuz rahat koltuklardan algılayabilmemizin mümkün olduğunu düşünmüyorum. Ancak bu demek değil ki, biz bu yaşananlara üzülemeyiz ya da bizim yasımız başkalarının yasının yanında önemsizdir. Elbette acıların büyüklüğünü tartışabilir ve belki tartışmaya bile açık olmayan büyüklükte acıların varlığını kabul edebiliriz. Ancak kabul etmeliyiz ki, hiçbirimizin yası değersiz değil. Bunu kendimize hatırlatalım ve her ne varsa içimizde kaybettiğimizi hissettiğimiz, ki bu en basitinden “yaşama sevinci” dahi olabilir, o hâle değer verelim, özen gösterelim, kayıp hissimizle yüzleşelim. 

Severek takip ettiğim meditasyon yönlendiricilerinden Tara Brach, yasa ilişkin meditasyonlarından birinde şunu soruyor: Kayıplarımızla yüzleşmediğimizde ne olur? 

Ve çok özetle şöyle cevap veriyor: Gerçeği reddetmek bizi hapseder. Bir bakalım diyor, yüzeyde mi yaşıyoruz? Depresyona mı giriyoruz? Nasıl bir hâl var orada? 

Diyelim ki deprem bölgesinde değiliz, fakat dehşet bir korkunun içine hapsolduk, endişelerimiz var (doğal olarak) ve tüm yaşananlarla ilgili üzüntü içerisindeyiz. Bu durumlardan ortaya çıkan bir yasımızın olduğunu reddetmek, iyileşmeyi de geciktiriyor. Buradaki iyileşmenin “umarsız bir iyi hissetme hâli” olmadığının tekrar altını çizmiş olayım. Reddetme hâli iyileşmeyi geciktirerek, fazla tüketime, fazla alkole, içinde bulunulan andan kaçmaya, öfkeye, intikam hâline ve bunun gibi bizi mevcut andan uzaklaştıracak şeylere sebebiyet veriyor. Günün sonunda yasımızın sıkışıklığı bizi hastalanmaya ve her şeyden kopuk hissettirmeye doğru götürebiliyor. 

Sizde yansımalar nasıl bir bakın bakalım. Unutmayalım ki, her şeyin, bir doğumu ve ölümü var. Bu döngüyü kucaklayabilmekten geçiyor yaşamak. Bolca sevgi verelim birbirimize ve kendimize. Sevgi, korkuyu alıp götürebilecek yegâne araç elimizde. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

İçimdeki Dünyaİçimdeki Dünya

BÜLTEN SAYISI

YASIMIZIN İÇİNDEN

İyi hissetmeye çalışmadan… Yasımızın yansımaları, yas ritüelleri, yasın evreleri.

12 Mar 2023

Dumbarton Castle, 1838. Artist: John Ruskin

YAZARLAR

İçimdeki Dünya

İçimizdeki dünyaya yakınlaşabilir miyiz? Onu merakla keşfedebilir miyiz? Pratikler, ilhamlar, motivasyonlar ve şifa dünyasından haberler iki haftada bir posta kutunda!

İLGİLİ OKUMALAR