Yavuz Türk: Şiir kendini savunur, bize ihtiyacı yok

Üçüncü şiir kitabı "Avı Durdurmak" ile okur karşısına çıkan şair ve yazar Yavuz Türk ile eserlerinin günümüz şiirinde durduğu yeri ve gündelik hayatın şiirdeki yerini konuştuk.
Yavuz Türk: Şiir kendini savunur, bize ihtiyacı yok

Yavuz Türk çokyönlü bir yazar. Roman, öykü ve oyun yazarlığının yanı sıra şiir penceresinden de edebiyata yelpaze açan bir kalem. 2003 yılında Varlık dergisinde yayımlanan şiirleriyle edebiyat yolculuğuna başlayan Türk, 2009-2011 yılları arasında yeniyazı edebiyat dergisini çıkaran ekiptendi. İlk şiir kitabı Kumaş 2010 yılında, ikinci şiir kitabı Sonra, Doğdum ise 2018’de yayımlandı. Aynı yıl, Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne değer bulundu. 

  • 2020 yılında ilk romanı Yüce Lider’e Dair ile romancılık serüvenine adım atan yazar bir yandan editörlük ve metin yazarlığı yapmayı sürdürüyor.

Şairin Epona Yayınları etiketiyle çıkan son kitabı Avı Durdurmak kadim metinlerin diline yakın bir izleğin peşine düşerek bütünlüklü bir şiir evreni kuruyor. Yavuz Türk ile şiirin günümüzdeki gidişatını ve kendi şiirinin konumunu konuştuk.

Daha önce çıkardığınız Kumaş, neredeyse patlayan bir silah gibiydi. Sonra, Doğdum ise artık rüştünü ispat etmiş bir şairin işaretini veriyordu. Avı Durdurmak’ta ise kadim anlatılara yaklaşan daha sakin bir dil var. Yıllar içinde dinginleştiğinizi söyleyebilir miyiz?

Bir edebiyatçının kitaplarını kronolojik sırayla okumayı önemsiyorum. Bunu, anlamaya gayret ettiğim bir yazar/şair olduğunda daha dikkatle yapıyorum sanırım. Buradaki arzum, onun edebiyat yolculuğunu anlamak ve belki de bu yolla kendim için oradan pay çıkarmak. Çünkü bir yandan edebiyatta deneyimlemek istediğimiz şeylerden birinin de—kimi zaman metnin içine de sızan—metnin yazarının kendi serüveni olduğunu düşünüyorum. 

Varacağım nokta şu: Şiir özelinde düşünecek olursak daha sakinleştiğim kesinlikle doğru. Öfkesini daha içsel hâle getirmiş, onla barışmaya alışmış biriyim artık.

Kitaptaki kutsal metinlerin diline yakınlık ve av metaforu bu çağa karşı bir söylem mi? Nasıl bir imgelem örüyor bu kitap?

Bu kitabın çıkış noktası, 2014 veya 2015 yılında izlediğim bir belgesele dayanıyor. Dalgın dalgın televizyondaki av konulu bir belgesele bakarken anlatıcının şöyle söylediğini duydum: “Avcılar, ormanda bir ceylan yavrusuna rastladıkları zaman avı sonlandırıp dönerlerdi.” 

Bu ifade karşısında afalladım. Öldürmek için çıkılan bir yolda, tuhaf bir merhamet hissiyle geriye dönme durumu… Bu arada, anlatıcının cümlesini yanlış anlamış veya bir “gündüzdüşü” görmüş de olabilirim. Bugün artık sahneyi zihnimde defalarca tekrar ettiğim için hiçbirinden emin değilim.

Kitabın, imge anlamında ortaya çıkışı böyle. Diğer taraftan av ve avcı ikilemi ve bunların çoğu zaman yer değiştirmesi, ilk cinayetin etkileri ile buna dair anlatılar ve kardeşini öldürmek gibi çeşitli meselelerin etrafında gezinen tarafları var bu kitabın. Bir yandan bütün bu meseleleri günümüze yaklaşarak anlatma çabası da var. Avı Durdurmak’ta kutsal kitaplara öykünen bir dil kullanmamın nedeni, yazılan şiirin, anlatılan hikayenin atmosferine uygun olmasından kaynaklanıyor. Üstelik kitap için beslendiğim temaların bir kısmı zaten arkaik hikayelerden geliyor.

Şiir dilinde öfke ve ajitasyona karşı bir yatkınlığınız olduğu seziliyor. Bir şairin ehlileşmesinde öfkeyi ve ajitasyonu da zaman içinde estetize etmesinin rol oynadığını söyleyebilir miyiz?

Şiirde lirizmin ayarı kaçtığında genelde arabeske ve ajitasyona kapılma tehlikesi bulunur. Benim yazdığım ilk şiirlerde böyle ajitasyona yaklaşan şeyler daha çok görünürken, bunun gitgide azaldığını söyleyebilirim. En azından hissim bu yönde. Ajitasyonu daha sezgisel hâle getirmek veya estetize etmek şair için başarıdır ve hatta ustalık alameti olarak da gözlenebilir. Ancak buradan kendime pay çıkarabilir miyim, henüz emin değilim. Benim yazdığım şiir daha naif bir çizgiye doğru gidiyor da olabilir. Yahut buna zaman karar verecektir.

Avı Durdurmak yer yer sinematografik öğeler barındırmanın yanında, diğer şiir kitaplarınıza nazaran daha bütünlüklü bir anlatı içeriyor. Yeni kitabın iddiasını tam olarak hangi saikler üzerinden açıklarsınız?

Şairlerin ilk kitapları genellikle dağınık olur. Ancak sonra daha derli toplu veya tematik anlatılar inşa etme yordamı kazanmaya başlarlar. Bu bir yandan iyi bir şeyken, diğer taraftan şairliğin uçarılığına ve kabına sığmazlığına aykırı bir durumdur. Bütünlüklü bir anlatı kurarken, kimi zaman uçlara doğru gidip gelen fikirler ve metaforlar törpülenir, böylece belli bir bütünlüğün içine dahil olur şiir. Öte taraftan bütünlüğün de kendi içinde olumlu yönleri vardır.

Avı Durdurmak, bir anlatıcının olduğu, ama o anlatıcının kimliğinin tam olarak anlaşılamadığı bir metin. Belki de anlatıcının belirsizliği ile birlikte, onun zamanlar arasında gezinmesi ve bizlere çok eski hikâyelerin halen bugün de devam edip gittiğini ve bundan böyle de belli ki süreceğini sezdirmesi öncelikli görevi.

Sosyal medya dilinin şiir diline sirayet etmesi ve şiirin bütünlüklü bir yapı olmaktan çıkıp, tabiri caizse “tweet atar gibi” bir zihin akışına benzer formlarda yazılması sizce şiirin gidişatını nasıl etkiledi?

Bugün şiir yazan “genç” arkadaşlara nazaran ben daha konvansiyonel bir şiir yazıyorum. İlk şiirlerimi yayımladığım 2000’li yılların başlarında da aşağı yukarı böyle bir şiiri savunuyordum. Yine de bu soruya cevap verirken bilhassa iki noktayı ihmal etmemek gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde anakronizme düşme ve “boomer”laşma ihtimali var.

Şiir, en fazla kişisel alanı kapsayan ve işgal eden edebi türlerin başında geliyor. Kişisel alanı sonuna kadar kullanma ve neredeyse bir çeşit “iç deney” olarak insanı tüm yönleriyle malzeme yapma yetisi yalnızca şiire özgü. Hâl böyleyken şiirin gündelik olandan beslenmesi ve kişisel deneyimi malzeme olarak kullanması çok doğal. Çünkü şiir her şeyden bahsedebilir; şiirin malzemesi hayatta olduğu gibi sınırsızdır. Fakat tam bu noktada bir şeylerin yanlış anlaşıldığını ya da ıskalandığını düşünüyorum: Şiiri gündelik hayata yaklaştırırken, içinde dijital unsurlardan, görsellikten, like’dan, fav’dan, DM’den yürümekten, yeni medya araçlarından, kısacası hayatın rutinlerinden filan bahsetmekte de hiçbir beis yok. Ama bunu yaparken şiirin kendine has dokusu çoğu zaman ıskalanıyor gibime geliyor.

Sizin sorduğunuz meseleye benzer biçimde, vasatlıkta ortaklaşılan bir şiirin de yazıldığı ortada. (Ama telaşa gerek yok, bu hep böyle olmuştur.) Şiiri yukarıda bahsettiğim gündelik hayatın malzemelerinden ibaret zanneden, dizelerinin yalnızca amaçsız ve kof sloganlar attığı, önceki ya da sonraki dizeyle hiçbir bağlamsal ilişkisi olmayan, sakat özdeyişlerden ibaret bir şiir yazılıyor. Anlamsız şiir değil kastettiğim; doğrudan doğruya bağlamsız şiirler yazılıyor. Kendi başlığı altında dahi belli bir bağlama odaklanamayan ve okuruyla ilişki kur(a)mayan–bu nedenle de aslında yazarıyla da hiçbir ilişki kurmayan–bir şiir… Üstelik yazılan bu şiir öylesine hâkim bir duruma gelmiş ki bir çeşit anonim biçime dönüşmüş durumda. Şairlerin isimlerinin yerlerini değiştirin, hiç sırıtmaz. Oysa biliyoruz ki şair her şeyden önce üslupçudur. Biz onu üslubundan anlarız.

Bugün yazılan bağlamsız ve anonim şiire ben “otistik şiir” diyorum. Çünkü bu şiir otizmle aşağı yukarı aynı özellikleri taşıyor: İletişime geçmiyor, göz teması kuramıyor, bağlamını anlamak pek mümkün değil, tekrarlayıcı davranışlar ve sınırlı ilgi alanları sergiliyor, söylediklerini tam olarak anlamadan tekrar etmeye çabalıyor vb. Bugün otistik şiir söylemi, bir çeşit ortak dil hâline geldi.

Fakat söylediğim gibi; endişeye mahal yok. İnsanların gündelik hayatlarını yaşayışlarına ve zaman geçirme biçimlerine göre şiirin de yatağı yavaş yavaş değişecektir. Nihayetinde şiir dediğimiz tür her zaman kendini var etmiştir. Şiiri savunmaya da kutsallaştırmaya da gerek yok. Şiiri “kurtarmaya” soyunan cengaverliklere ise hiç mi hiç gerek yok. O kendini savunur, bize ihtiyacı yok. Ve bunca zaman nasıl var olduysa, bundan sonra da var olacaktır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto KitapAposto Kitap

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🪃 Şiirin avcısı, büyüklerin masalcısı

Bu hafta bir söyleşi, şair Yavuz Türk ile son kitabı "Avı Durdurmak" üzerine, bir diğeri büyüklere yazdığı fantazyalarla tanıdığımız Raşel Meseri ile "Elsa Niego'nun Cenaze Alayı" üzerine.

06 Eyl 2024

Şiirin avcısı

YAZARLAR

Uğur Ugan

Editör ve içerik üreticisi. Gazetecilik eğitiminin ardından habercilik ile başlayan profesyonel kariyeri görsel, işitsel ve dijital medyada editörlük, kültür-sanat muhabirliği, web editörlüğü ile devam etti. Ayrıca kültür-sanat organizasyonları, yayıncılık dünyası, üniversitelerarası işbirliği, doğa, iklim ve çevre temalı etkinliklere basın danışmanlığı ve proje yöneticiliği yapıyor.

Aposto Kitap

Kitap incelemeleri, edebiyat haberleri, editörden okuma önerileri.

İLGİLİ OKUMALAR