Yeah Yeah Yeahs'in muhteşem dönüşü

Yeah Yeah Yeahs’in dokuz yıl aradan sonra gelen albümü Cool It Down için, haberini aldığımızdan beri çok heyecanlıydık. Heme albüm haberiyle birlikte ilk single Spitting Out Off The Edge Of The World de geldi. Karen O’nun Bowie’ye adadığı ve içinde biraz Bowie taşıdığını düşündüğü Perfume Genius’ın da eşlik ettiği şarkı heyecanımızı zirveye çıkarmışken bir de daha önce bahsettiğimiz üzere grubu Primavera Sound’da izleyip yeni şarkıları da duyunca bekleyemez olduk.
Her ne kadar sabırsızlıkla geçse de sonunda o gün geldi ve iki hafta kadar önce albüme kavuştuk. Albümün bir saniyesi bile dinleyiciyi hayal kırıklığına uğratmıyor, zaten sadece otuz iki dakika olduğu için hiçbir doldurma parça yok. Oldukça minimalist ve odağı net olan bir albüm. Sözler Karen O’nun her zamanki stilinde, az ve öz. Grubun 2011 albümü It’s Blitz’den beri gitarlar nerede diye soran mutlaka olurdu, bundan yararlanıp grup bu noktada daha önce yakaladığı eskiye dönebilir ve risksiz bir albüm yapabilirdi. Ama 2001’deki albümlerini arayan kitleye oynamanın yerine çok belli bir şekilde daha fazla keyif aldıkları tarafa yönelip bol synthli bir albüm yapmayı tercih etmişler. Eski albümleri arayanlar da artık o yaşta olmadıklarını ve o devirde olmadığımızı, öyle bir albüm yapsalar da aynı hissettirmeyeceğini anlamış ve Yeah Yeah Yeahs'in eski albümlerinin verdiği heyecanı başka şekillerde de ulaştırabildiğini görmüşlerdir.
Albüm Spitting Out Off The Edge Of The World ile ihtişamlı bir şekilde başlıyor. Mike Hadreas’ın yumuşak sesiyle Karen O’nun imzası olan güçlü vokallerinin birbirini tamamlayışı oldukça keyifli. Albüm O’nun sürekli tekrar ettiği kelime öbekleriyle neredeyse hipnotize eden Lovebomb ile devam ediyor -Karen O’nun basit bir cümleyi hatta sadece sesleri bambaşka hissettirene kadar tekrar edişini Maps ya da Pin gibi şarkılardan da hatırlayabilirsiniz-. Hemen sonrasında ise albümün ortasındaki dört şarkılık en çok hatırlayacağınız kısmı geliyor. Wolf’un girişinde başlayıp nakaratlarda geri dönen kalp atışlarınızı hızlandırma garantili synth’lerinden mi bahsetmeliyim, gitar isteyenleri sonunda mutlu edecek ve anında 2000’lerin başına ışınlayan aşırı "edgy" Fleez’den mi, yoksa 2020’de Los Angeles’ı ve aslında dünyanın birçok yerini tehdit eden yangınlar üzerine yazdığı Burning’de tüyleri diken diken eden “Whatcha gonna do when you get to the water” kısmından mı bahsetmeliyim bilemiyorum, en iyisi dönüp o aralığı tekrar dinleyin. Arka arkaya gelen bu heyecan verici şarkıların ardından Different Today ve Mars ile duruluyoruz. İlkinde değişimin getirdiği belirsizliğe değinen yumuşak vokalleri ve daha arka planda kalan temiz ve keskin synthleri dinliyoruz. Karen O’nun oğluna yazdığı bir ninni/şiir Mars ile albüm sakince kapanıyor.
Bir albümün teması kısmen iklim değişimi olunca karanlık bir albüm beklememek mümkün değil açıkçası, Cool It Down’da da kocaman alevleri ve arkasında bıraktığı karanlığı buluyoruz diyebiliriz. Yeah Yeah Yeahs sekiz şarkılık, akılda kalıcı melodilerle ve sözlerle bezenmiş, bol renkli ve katmanlı, şu ana kadarki en iyi prodüksiyona sahip albümleri Cool It Down ile kısacık bir havai fişek gösterisi ve ardından gelen sessizlik gibi dokuz yıl sonra tekrar hayatımıza girip kayboluyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
Taylor Swift ve Arctic Monkeys albümlerinin yanı sıra yeterince ilgi göremeyen diğer albümler ve Yeah Yeah Yeahs'in muhteşem dönüşü.
22 Eki 2022

YAZARLAR

Cemre Coşkun
Müzik nereye dokunursa!
İLGİLİ OKUMALAR



