Yeraltının yerlisi, yerüstünün yabancısı: Fyodor Dostoyevski

Yazı: İnci Ürkmez
11 Kasım'da 203. doğum gününü kutlayacağımız Fyodor Dostoyevski, modern insanın içsel çatışmalarının ve varoluş sancılarının derinliklerine inerek edebiyata eşsiz katkılarda bulunmuştur. Yeraltından Notlar (1864), yazarın külliyatında çok özel bir yer tutar. Dostoyevski’nin yeraltının yerlisi, yerüstünün yabancısı modern bireyi anlattığı bu roman, şu sözlerle başlar:
"Ben hasta bir adamım. Kinlenmiş bir adamım. Hiç cana yakın biri değilim. Karaciğerim hasta herhalde. Nasıl bir illettir bilmiyorum, daha doğrusu neyim olduğunu da bilmiyorum. Tıbba ve doktorlara saygım vardır ama tedavi falan görmüyorum. Hayatımda hiç görmedim zaten. Çok batıl inançlıyım ama tıbba saygım var doğrusu. (Batıl inançlı olamayacak kadar iyi bir eğitim almama rağmen yine de öyleyim) Bunu anlamanızı beklemiyorum. Ben anlıyorum ya! Bu durumda, inadımla kime zarar verdiğimi açıklayamam. Aslında böyle yapmakla kendimden başka kimseye zararım dokunmadığının da farkındayım."
"İnat için reddediyorum" diyerek başladığı bu içsel isyan, Dostoyevski'nin karakterini hem kendisiyle hem de toplumla inatla, çelişki ve çatışma içinde bırakır. Kurguladığı bu karakter, öfkesini ve toplumsal beklentiler yüzünden yaşadığı hayal kırıklıklarını dile getirirken bireysel bir deneyimi evrensel bir sorgulamaya dönüştürür; okuyucuyu, modern insanın kendiyle ve çevresiyle yaşadığı derin çatışmalara tanık eder.
Bu yeraltı adamı, toplumla zorunlu ilişkilerden ve ona dayatılan yapay kurallardan duyduğu rahatsızlıkla kendini toplumdan soyutlar. Bireysel özgür iradeyi savunmaya çalışırken, içsel sürgününü deneyimler; bu süreçte özgürlük anlayışının içinde kaybolarak kendini çelişkilerle çevrili bir hâlde bulur. Dostoyevski'nin bu karakteri, okuyucuyu, özgürlük ile aidiyet arasındaki çatışmayı sorgulamaya iter.
Yirmi yıldır hasta karaciğerine rağmen doktora gitmeme inadını güçlü bir irade gösterisi olarak sergileyen yeraltı adamı, hem kendine hem dönemin modern tıbbına hem de topluma karşı kırgın ve mesafelidir. Yine de toplumda onaylanma dürtüsüyle, bilinçli olarak acı çektiği bu karanlık yönünü “özgürlük” adı altında tanımlamaya çalışır. Bu yalnız entelektüel, böylece yeraltının karanlık köşelerinde, keskin zekasıyla dikkat çektiğini düşler.
Devlet dairesinde memurluk yaparken, "Herkes zayıflığıyla gösteriş yapar. Hatta ben herkesten çok yaparım. Neyse bırakalım şimdi bu konuyu bir tarafa, çok anlamsız bir şey. Yine de şuna inanıyorum ki sadece çok bilinçlilik değil, her türlü bilinçlilik hastalıktır" der ve devam eder:
"Ümitsizliğin de kendine özgü keyfi ve zevki vardır, özellikle kendi durumunun ümitsizliğini fark ettiğin zaman. Yüzüne şamar yedikten sonra aşağılandığının ve küçük görüldüğünün bilincine varırsın. Asıl sorun, olanlara ne kadar bir bahane bulmaya çalıştıysam, vardığım sonuç başından beri benim suçlu olmamamdı. Daha da acısı masumca bile olsa suçluydum, doğa kanunlarına göre suçluydum. Suçluydum çünkü çevremdeki insanlardan daha akıllıydım. Sizi temin ederim ki bazen bundan utanırdım… Siz ne söylerseniz söyleyin beyler ama böyle olumsuz bir devirde insanın kendi hakkında hoş şeyler duyması çok güzel bir şey.”
Yeraltı adamının tüm övgüleri, eleştirileri, aşırı ilgisi ya da ilgisizliği, toplumsal düzenden tamamen kopamaması yüzünden bilinçaltında varoluşunu sorgulamasına yol açar. Özgür iradesiyle, bazen özgürlüğün sunduğu yalnızlığın anlamsızlığında bile isteye hissettiği hüzün veya mutluluğun da bir özgürlük olduğu fikrine sığınır. Tüm bu içsel çatışmalar belki de Yeraltından Notlar adı altında okuduğumuz, onun zihninde olup bitenlerdir.
"O zamanlar daha yirmi dördündeydim. O yaşta bile hayatım kasvetli, düzensiz ve yabaniliğe varacak kadar yalnızdı. Ne dostum ne konuşulacak arkadaşım vardı. İnsanlarla konuşmaktan kaçınır, kendimi deliğime iyice gömerdim. Dairede memur olarak çalıştığım zamanlardı. Bazen neden başka insanların da benim gibi nefret edildikleri hissine kapılmadıklarını merak eder dururdum. Hiçbiri insanların kendisine nefretle baktığını düşünmezdi. Zaten düşünselerdi bile değişen bir şey olmazdı. Yeter ki amirleri böyle düşünmesin. Sınırsız kibirim ve kişiliğim konusundaki hassaslığımdan dolayı kendime nefrete varan bir hoşnutsuzlukla bakardım. Bu nedenle diğer insanlara da aynı şekilde bakmadan edemezdim. Örneğin suratımdan nefret ederdim. İğrenç olduğumu düşünürdüm ve ifademde adi bir taraf olduğundan kuşkulanırdım. Bu yüzden daireye her gidişimde meslektaşlarımın adi olduğumu sanmamaları için mümkün olduğunca rahatmışım gibi davranmak, böylelikle de yüzüme asil bir ifade vermek için neler çekerdim… Hem hepsini hor görür hem de korkardım. Ayrıca gülünç duruma düşmekten korkardım. Bu yüzden toplumsal kurallara köle gibi uyardım… Ben tek başınayım, onlarsa hep birlikteler diye düşünür hüzünlenirdim. Başka bir zaman da onlarla dostluk kurmaya bile kalkışırdım. Huysuzluğum birdenbire ve hiç sebepsiz yok oluverirdi.’’
Yeraltı adamı, akıl kurallarına rağmen gençliğin verdiği deneyimsizlikle mantık dışı davranışlar sergiler. Bu irrasyonel hareketlerinin nedenini çözümlemek için geçmişine, hatalarına, hayallerine ve hayal kırıklıklarına yönelir; yani kendisiyle bir mücadeleye girişir. Topluma yabancılaşması, uyumsuzluğu, içsel çelişkileri ve tutarsız tavırları, onun yalnızlığının biçimlendirdiği bir kimlik krizi midir? Belki de bu davranışlar, kararsızlığının gölgeleri olarak zihninde yankılanmaktadır.
Bir gece meyhanenin önünden geçerken içeride bilardo sopalarıyla kavga eden adamlardan birinin pencereden dışarı atıldığını görür:
"Başka zaman olsa belki bundan tiksinti duyardım ama o gün kıskançlık duydum. Hatta o kadar kıskandım ki, belki ben de kavgaya karışır ve pencereden dışarı atılırım diye içeri girip bilardo salonuna yürüdüm. Sarhoş değildim ama bunalım insanı ne hallere sokuyor. Pencereden dışarıya atılmaya bile değmezdim. Kavgamı edemeden çıktım. Temiz bir dayak yeseymiş onu affedebilirdim ama bir eşya gibi kenara ittirivermesini hiç affedemedim. Bana bir sinek gibi davranılmıştı. Aslında kavga çıkarmak bana kalmıştı. Eğer tek kelime karşılık versem pencereden atılırdım. Ama fikrimi değiştirip kırgın bir halde geri çekilmeyi tercih ettim."
Dostoyevski, insan doğasının karmaşıklığını ve varoluşsal kaygıları, bireyin kendi iç dünyasında yaşadığı mücadeleyi ve toplumsal beklentilerle çatışan yanlarını tek bir karakter üzerinden gözler önüne seriyor. Günümüzde de karşılaştığımız birçok insanın içsel sancılarını, kırılganlıklarını ve çelişkilerini bu karakterle yansıtarak, insan psikolojisinin evrensel boyutuna güçlü bir ışık tutuyor.
İş hayatında, sosyal medyada ve hatta aile içinde bile, kendimiz olmaktan uzaklaşarak kendimizi kanıtlama çabası yüzünden birçok bireyin bilinçli olarak içsel bir yalnızlığa çekildiğine, huzur bulmak için farklı kaçış yolları aradığına tanık oluruz. Bu kişiler, başka hayatları sorgularken kendi içlerinde bir hesaplaşma yaşar, boşluk duygusuyla mücadele eder ve bu yüzden dış dünya ile sağlıklı bir ilişki kurmakta zorlanır. Çoğu zaman, bu içsel çekişme nedeniyle kendilerine karşı bile samimi olmayan bir hayat sürdüklerine şahit oluruz.
Yeraltı adamı, sadece 19. yüzyılın klasiği değil, günümüzün modern teknoloji dünyasında da maalesef dikkat çeken insan profilidir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta, 41. İstanbul Kitap Fuarı devam ederken yayıncılara TÜYAP'la ilgili görüşlerini sorduk. Kitap Kulübü'nün bu haftaki konuğu ise 11 Kasım'da 203. doğum gününü kutlayacağımız Fyodor Dostoyevski.
08 Kas 2024

YAZARLAR

Liber Kültür Sanat Derneği
Liber Kitap Kültür Sanat Derneği'nin temel hedefi toplumda okuma alışkanlığını yaygınlaştırmak, okuma fırsatından mahrum kalan kesimlere erişim imkanı sağlamak, sanatı ve sanatçıları destekleyerek yaratıcı düşünceyi teşvik etmek ve gelecek kuşakların daha aydın bireyler olarak yetişmesine katkı sağlamaktır.

Aposto Kitap
Kitap incelemeleri, edebiyat haberleri, editörden okuma önerileri.
İLGİLİ OKUMALAR



