Yetememe, yetişememe hissi ile yüzleşiyorum.

“Hatice’ye değil neticeye bak kızım.”
Yetememe, yetişememe hissi ile yüzleşiyorum.

Günümün 9 saatinin istisnasız şekilde öğrencilerle dolduğu günlerden birinde, duruverdim. Beynim bir orkestra eşliğinde sanki bana nispet yapıyordu. Aynı anda birçok işi düşünüyordum. 'Ne oluyor? Nereye koşturuyorum ben?' diye sesli düşünmeye başladım. Duygu durumum karmaşıktı. Anlamlı ve anlamsız bir ton sorgulama içerisindeydim. 

Hatırlıyorum masa başı çalışan bir arkadaşımın, mesai başladıktan yarım saat sonra odasına girdiğimde, masasının üstünde bir A4’e yazılmış şekilde günün destansı programı olurdu. İşte, bir an ben de o profildeyken buldum kendimi. Bu bir yetişme hadisesi mi? Ya da yetişememe eyleminden, yetememe krizine sürüklenen bir duygusal parçalanma mıydı?

Hayatın akışında olanı biteni sorgulamak…

Bu sorgu akıp giden trafikte birden frene basmak gibi bir şey olabilir mi? İşler öyle ya da böyle, bir şekilde halloluyor. Öğrenci konuyu anlıyor, yemek pişiyor, ofise gelip gitmeler artısıyla eksisiyle yaşanıyor ve gün bitiyor. Sanırım olayın kırmızı çizgisi bende yarattığı “bir şekilde” sendromu. Evet, bir şekilde gün tamamlanıyor. Fakat neden bir şekilde? Annem, Hatice, bana hep şunu söyler: “Hatice’ye değil neticeye bak kızım.” İyi de anne o işler öyle olmuyor. Bu bir mükemmeliyetçilik durumu mu? Her işi tam tamına yapmaya çalışma, bir günde on tane işe adapte olma… Bu da Yetişememe = Yetememe mi dersiniz?

Yetersizlik hissi, yetememe duygusu, mükemmellik sendromu… Bu başlıklarla inanılmaz aramalar yapılmış üzerine de sohbetler edilip yazılar yazılmış. Ekşi sözlük’te insanların yazdıklarına baktığımızda karşımıza şunun gibi cevaplar çıkıyor: 

“Zamanımızın en global bütün insanlığı ilgilendiren, modern yaşam tarzı denen olgunun en büyük problemi..”

“Her şeye yetişmeye çalışmanın kaçınılmaz sonucudur.” 

***

Belki günü doldurup sonra yetişmeye çalışmaktansa, akıp giden günlük rutininin peşine takılıp, kendimizi ve hayatı eksikleriyle kabul etmemiz daha sağlıklı. Varsın bugün işler aksasın, belki münakaşaya dahil olacaksın ama bitmeyecek mi, geçmeyecek mi? Geçecek, onlar da akıp gidecek. Otobüse yetişemediysen, biraz sonra, ardından bir yenisi gelmiyor mu? Geliyor. Sen olmazsan bu işler yine de yapılmıyor mu? Yapılıyor. 

Şu an fonda ne dinliyorum biliyor musunuz? Canım Sezen Aksu’dan “Gelsin Hayat Bildiği Gibi.”

“Birer birer kayıp giderdi her bi' sevilen
Yenisi gelmez, eline geçmez hele ki değeri hiç bilinmeyen
Yürekte varsa sevgiden de ötesi
Sen ağlasan da boş, ışık da yaksan nafile
Odan karanlık, hep loş
Hayatın emri, 'Hep koş'
Bayağı bi' bekledim boş
Yaşantım sanki bir savaş ve hoş da bazen
Ateş kesildiğinde ve de sular durulduğunda
Yoksa hep gülerdi insan, hep kalırdı masum…”

Ben akıştayım, sevgim de bu yolda yoldaşım, açıyorum bir Sezen, kendime geliyorum.

Gelsin hayat bildiği gibi...

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

20'lik20'lik

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Kendimize bir kucak

Kafamıza da şöyle hafif bir öpücük.

02 Şub 2023

Kendimize bir kucak

YAZARLAR

Ezgi Zora

Yazar - 20'lik

20'lik

20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.

İLGİLİ OKUMALAR