
Öncelikle turnuvayı takip ederkenki hislerinizi sorayım, turnuva başlarken organizasyon etrafında dönen tartışmalardan dolayı hepimizde ortak bir çekimserlik vardı, bu duygu turnuva boyunca nasıl bir seyir izledi sizde?
Berkhan Günaydın: Açıkçası turnuva başlamadan önce tüm yaşanan olaylardan dolayı turnuvayı izlemek pek içimden gelmiyordu. Ancak turnuva başladıktan sonra da izlemeden duramayacağımın farkındaydım. Kupayı zevkle izlesem de riyakarlık yaptığım hissini hala taşıyorum. Bir iki ufak tefek protesto denemesi haricinde kimsenin sesini yükseltememesi de canımı sıktı. Otoriter rejimlerin parasını verdikten sonra Batı’ya her şeyi kabul ettirebileceklerini bir kez daha anladıkları bir organizasyon oldu. Bunun tersi yönde hiçbir beklentim olmamasına rağmen yine de hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim.
Emrah Güllüoğlu: Bu tip organizasyonlarda maalesef oyun oynanmaya başlayınca her şey unutuluyor. Ben de Berkhan’ın yaşadığı gibi riyakarlık yaptığım hissini yaşadım. Sanırım bu işleri yapanların da en güvendiği şey bu. Oyun başladı mı, hele de burada yaşanan gibi çok heyecanlı anlar yaşanınca ötesini biraz geri plana atıyor.
Saha içine direkt olarak final maçıyla giriş yapalım. Tarihin en unutulmaz final maçlarından bir tanesini izledik. Finali nasıl değerlendirirsiniz?
BG: Hayatımda izlediğim en heyecanlı maçlardan biri olmasının yanında en gariplerinden de biriydi. Arjantin’in müthiş dominasyonuyla 80 dakika boyunca tarihin en tek taraflı final maçlarından biri olurken, savunmada yaptıkları tek bir hatayla tarihin en çekişmeli ve gel-gitli finallerinden birine evrildi. Messi ve Mbappé’nin neden süperstar olduklarını gösterdiği, iki teknik direktörün de oyuna etki ettiği ve sonunda da Emi Martinez’in, “galiba yine olmayacak” derken bir ex-machina gibi Arjantin’e şampiyonluğu getirdiği epik bir final maçıydı. Maç bittikten sonra nabzımın normale dönmesi birkaç saati buldu.
EG: Çok acayip bir son oldu. Alıştığımız finallerin aksında bir maç oldu. Genelde finallerde aşırı kontrol oyunu, bir takımın net dominasyonu ya da çok kısır, ürkek bir oyun izlerdik. Bu sefer ise oyunun iki bölümü oldu. İlk bölüm bahsettiğim gibi bir tarafın dominasyonu ile giderken ikinci bölüm ise draması yüksek, tansiyonu düşmeyen enteresan bir şey izlettirdi. Messi’nin elinde yükselecek kupayı daha da anlamlı kılan bir final oldu diyebiliriz.

Kaynak: Yahoo! Sports
Lionel Messi sonunda çocukluk hayaline ulaştı ve Dünya Kupası’nı kazandı. O en iyisi mi?
BG: 1990’lardan önce futbol izlemediğim için o tarihten önceki yıldızlar hakkında bir şey diyemeyeceğim. Ama benim yeşil sahada izlediğim açık ara en iyi futbolcu. Dünya Kupası’nı kazanamasa da bu böyleydi. Tek bir maçta olan bitenle bir oyuncuya tarihsel bir paye vermek çok mantıklı değil. Kupayı kazanmasından çok benim etkilendiğim şey ülkesini ikinci kez dünya kupasında yolun sonuna kadar götürmesi oldu. Ama bu sefer sonunun da güzel bitmesi tabii ki rüyasını gerçekleştirmesi açısından mutluluk verici, benim gibi Messi hayranları için de tatmin edici oldu.
EG: Messi’nin bu sonuçtan bağımsız da en iyilerden biri olduğu tartışmasız bir gerçek. En iyisi mi sorusunun bence rasyonel bir cevabı yok. Hem değişen oyun hem dönemler hem de bu değerlendirmeleri yapacak bizler değişirken bunları konuşmak zor oluyor. Ez cümle bu soruya cevap vermenin kolay olmadığını, ondan da öte gerek olmadığını düşünüyorum.
Turnuvanın ilk maçından itibaren maç süreleri konusunda bir sürprizle karşılaştık, normal süre sonlarına eklenen alışılmadık uzunlukta uzatmalar. Bu sizin seyir deneyiminizi nasıl etkiledi?
BG: Vakit öldürmeye ve oyunu soğutmaya yönelik her türlü girişime çoğu futbolsever gibi karşı olduğum için hoşuma giden bir uygulama oldu. Başlarda iki devrede toplam 30 dakikayı bulan uzatmalarla karşılaşsak da ilerleyen maçlarda sanki futbolcular da bu uygulamaya alıştı ve uzatma dakikaları ilk maçlara oranla azaldı. Vakit öldürme çabalarının beyhude olduğunu anladılar belki de. Başka lig ve turnuvalarda da ilerleyen dönemde bu uygulamanın devam edeceğini düşünüyorum. Fakat VAR sisteminin Dünya Kupası’ndaki kadar akıcı işlemediği yerlerde yine olağandışı uzunlukta uzatma dakikalarıyla karşılaşabiliriz.
EG: Berkhan’ın oyun süresini uzatmaya çalışan oyuncularla ilgili söylediklerine katılmakla birlikte, benzer uygulamaların diğer turnuvalarda da görülebileceği görüşüne katılmıyorum. Zira oyun artık kendisinden çok yayıncılık tarafıyla öne çıkmış durumda. Sürelerin uzamasının ve daha da çok öngörülemez olmasının yayıncıların talep edeceği bir şey olmadığını düşünüyorum. Futbol gibi muhafazakar bir oyunda belki kısa zamanda bir değişim görmeyeceğiz ama oyunun süreleri ve oynanma biçimleri ile ilgili tartışmaların yaşanması bence çok da uzak olmayan bir gelecekte gerçekleşecek.
1 Aralık gecesine dönelim, E grubundan çıkacak takımları belirleyecek maçlar büyük bir heyecana sahne oldu. Bu akşamı nasıl deneyimlediğinizi anlatır mısınız?
BG: Katar 2022 deyince final maçından sonra aklıma gelecek ilk şey 1 Aralık gecesi olacak herhalde. Neredeyse 30 yıldır futbol takip eden bir insan olarak bu kadar heyecan verici bir maç gecesi en son ne zaman yaşadım, veya yaşadım mı, bilemiyorum. Maçlar devam ederken dört takımın da farklı dakikalarda gruptan çıkma şansına sahip olduğu, Japonya-İspanya maçında bir, Kosta Rika-Almanya maçında iki geri dönüşün yaşandığı akıl almaz bir geceydi. Bir Japonya sempatizanı olarak ayrıca mutlu bitirdiğim de bir gece oldu. E Grubu zirvedeydi tabii ama pek çok grupta üçüncü maçlar müthiş bir heyecana sahne oldu. Dünya Kupası’nın büyüsü de biraz burada. Bu heyecanı yaşatabilecek formatta ve büyüklükte başka bir turnuva yok.
EG: En son ne zaman bir futbol akşamında bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum. 10 dakikaya yakın süren bir zaman diliminde grubun sıralaması üç-dört kez değişti, işte o an çok acayipti. Evde maçı tek başıma izliyor olmama rağmen susmayan mesaj gruplarıyla adeta maçı çok kalabalık arkadaş topluluklarıyla izledim. Hatta bu turnuva boyunca maça paralel yapılan mesajlaşmalardan artık izleme deneyiminin de değiştiğini kendi adıma bu kadar hissettim. 1 Aralık çok uzun süre hatırımdan çıkmayacak özel bir futbol akşamı oldu. Başta bu hikayeyi bize yaşatan Japonya olmak üzere tüm E grubu takımlarına özel bir teşekkür borçluyuz.

Kaynak: AS USA
Turnuvada en çarpıcı sonuçları şüphesiz Fas aldı. Belçika, İspanya ve Portekiz’i mağlup eden Fas neyi doğru yaptı?
BG: Akılcı oyun, kaliteli ayaklar ve harika bir kaleci. Fas’ın oyununa; “sadece derinde savunma yapıp maçı 0-0’a bağıyorlar” şeklinde yaklaşmak bana çok doğru gelmiyor. Avrupa’nın dev futbol ülkelerini sadece savunma yaparak eleyemezsiniz. Tabii ki takımın alamet-i farikası sağlam savunması ama hücumdaki yaratıcı ayakları ve orta sahadaki zekayı da es geçmemek gerek. Ne İspanya’dan ne de Portekiz’den gol yediler. İspanya maçında iş penaltılara kaldığında da La Liga’nın en değerli kalecilerinden Bounou sahneye çıktı. Benim en etkilendiğim Fas performansı ise İspanya veya Portekiz maçlarından çok Fransa yarı finali oldu. Turnuvada ilk kez 1-0 geriye düştüler ve oyun tarzları sebebiyle maçı çevirmelerini imkânsız görüyordum. Gerçekten de çeviremediler belki ama 2018’in dünya şampiyonunu çok zor durumda bırakmayı başardılar. En azından 1-1’e getirmeyi de hak etmişlerdi ama ne futbol ne de hakem şansı yanlarındaydı. Denge maçlarında bu çok belirleyici olabiliyor.
EG: Burada Berkhan’a çok katılıyorum. Fas’ın en değerli performansının ben de Fransa maçı olduğunu düşünüyorum. Sadece kapanan takım değerlendirmelerini büyük haksızlık olarak görüyorum. Kadroyu en doğru şekilde kullanan, bu personelle en iyiyi nasıl elde edebileceğini çözen Walid Regragui çok büyük bir tebriği hak ediyor.
Turnuva başlamadan önce hangi ülkeyi destekliyordunuz? Desteklediğiniz takım beklentilerinizi karşıladı mı? Turnuva ilerledikçe desteklemeye başladığınız farklı takımlar oldu mu?
BG: Hollanda 1990’lardan beri her turnuvada desteklediğim takımdır. Ancak bu turnuvada oynadıkları oyundan hoşlanmadığım için pek destekleyesim gelmedi onları. Leo Messi sevgimden dolayı Arjantin’e de ciddi sempatim vardı. Messi bir Dünya Kupası kazandığı ve çocukluk hayalini gerçekleştirdiği için çok mutlu oldum. Ancak daha turnuva başlamadan kendime bir de “underdog” seçmiştim: Japonya. Çok da isabetli bir seçim yapmışım çünkü bana çok heyecan veren bir performans sergilediler.
EG: Uluslararası turnuvalarda takım destekleme öyküsü hep geçmişten sempati duyduğumuz oyuncularla ilişkili diye düşünüyorum. Bende bu sorunun cevabı bu turnuvaya kadar Hırvatistan ve o zamanki adıyla Çek Cumhuriyeti, şimdiki ismiyle Çekya olmuştu. Bu iki takıma 1990’ların sonu ve 2000’lerin başından beri sempati duyarım. Ama bu turnuvayla birlikte Hırvatistan’la yollarımızı ayırma kararı aldık. Soyunma odasına Bosna ile ilgili söyledikleri marş sonrası kendileriyle yola devam etmemiz artık mümkün görünmemekte. Onlar dışında turnuva başlarken gönül bağı hissettiğim bir takım yoktu. Özellikle bir oyuncu da benim için öne çıkmadığı için turnuva öncesi bir takıma dair hissiyatım yoktu. Tabi oyun oynanmaya başladığı andan itibaren Fas gönlümüzde önemli bir yer edindi.
Turnuvada unutamadığınız bir kaleci performansı var mı? Varsa hangisi?
BG: Tek maç eliminasyon formatlı turnuvalarda seri penaltı atışları nedeniyle kaleciler her zaman öne çıkar ancak bu turnuva sanki bu konuda biraz daha fark yarattı. Dominik Livakovic ve Yassine Bounou bu turnuvanın en akılda kalıcı performanslarından bazılarına imza attı. Ama final maçıyla beraber Emi Martinez bu iki ismi geride bıraktı. Arjantin’in hikayesi doğal olarak Messi üzerinden yazılacak ama hem Hollanda çeyrek finalinde kurtardığı iki penaltı, hem de final maçında yaptıklarıyla benim gibi “penaltı kurtarılmaz, kaçırılır” tarafında olan birini bile diğer tarafa geçirdi. Ayrıca penaltı atışları sırasındaki afili tavırları ve akıl oyunları da hoşuma gitmiyor desem yalan olur.
EG: Kalecilerin çok öne çıktığı bir turnuva oldu diyebiliriz. Berkhan’ın da saydığı üç çok çok iyi kaleci performansı izledik. Üçünden herhangi biri olsa ben çok yanlış karar olmaz derdim. Tabi finalde Kolo Muani’nin son dakikalardaki bire birini çıkaran Martinez orada ödül bende dedi. Arjantin’in en özel performanslarından birine imza atan Martinez böylesine antipatik bir karakter olmasaydı, turnuva sonrası sevenlerinde çok daha fazla artış olabilirdi.

Kaynak: The Telegraph
Sizce bu turnuvada aldığı kararlarla oyuna en büyük etkiyi yapan teknik direktör hangisi? Bir maç veya genel bir performans söyleyebilirsiniz…
BG: Fas teknik direktörü Walid Regragui kesinlikle müthiş bir iş çıkardı. Arjantin teknik direktörü Lionel Scaloni kupayı kazandığı ve her maça özel bir planı olduğu için büyük takdiri hak ediyor. Didier Deschamps da Fransa’nın oyununu elindeki yeni ve eksik kadroya göre çok iyi güncelledi. Ancak onlar kadar ilerleyemese bile Japonya teknik direktörü Hajime Moriyasu’yu biraz daha öne çıkarmak istiyorum. Özellikle oyuna müdahale ve elindeki kadrodan maksimum verim alma açısından Moriyasu özel bir iş çıkardı. Normalde böyle kısa erimli turnuvalarda teknik direktörler kadro istikrarını ön planda tutarak çok fazla oyuncu kullanmaz. Ancak Moriyasu farklı bir yaklaşımın da mümkün olabileceğini gösterdi. Oyuncu değiştirmekten çekinmeyen, 16 oyuncusunu 25-30 dakikaların üzerinde oynattığı anlayışın başka teknik direktörler tarafından da ileride taklit edilebileceğini düşünüyorum.
EG: Yarı final gören dört takımın da teknik direktörlerinin başarılı işler çıkardığını düşünüyorum. Evet buraya net olarak Hajime Moriyasu hocayı da eklemek gerekir hiç şüphesiz. Ben bir de gruptan çıkamasa da Suudi Arabistan teknik direktörü Hervé Renard’ın ismini burada anmak isterim. Evet gruptan çıkamadılar ama eldeki kadrodan maksimum verim almayı başardı Renard. Şampiyon Arjantin’i yenebilen tek takım olmanın dışında gruptan çıkmayı da hak ettiklerini düşünüyorum. Ama işte gelin görün ki topun adaleti yok. Top, oynamayı reddeden Polonya’nın gruptan çıkmasını uygun gördü.
Peki turnuvanın en büyük hayal kırıklığı neydi sizin için?
BG: Turnuva başlamadan önce şampiyonluk favorim olan İspanya performans açısından beklentilerimin çok altında kaldı. Pek çok insan gibi benim de “plase” olarak değerlendirdiğim EURO 2020’nin flaş ekibi Danimarka’yı da İspanya’nın yanına eklemeliyim. Diğer taraftan hak ettiğinin altında sonuç aldığını düşündüğüm Almanya ve Brezilya da başka açıdan hayal kırıklığı yarattı. Almanya’nın performansı gruptan çıkmayı hak etmişti ama tek bir kötü devre bile bazen elenmenize yetebiliyor, bir de tabii ki bitirici noktadaki şanssızlık ve beceriksizlik. Brezilya’nın da Hırvatistan eşleşmesinde turu hak eden taraf olduğunu düşünüyorum ama onlar da bitirici noktadaki performans düşüklüğünün kurbanı oldu.
EG: Ben de İspanya diyeceğim. Yarı finali görebileceğini düşündüğüm takımın kaleye gitmekte bu kadar zorlanacağını ön görememiştim. Ben bir itirafta bulunmak isterim bu soruda. Altın jenerasyonlarıyla istenilen başarıya bir türlü ulaşamayan Belçika’nın bu turnuvada jenerasyonları son bulurken bir sürpriz yapıp bir şeyler yapabileceklerini düşünmüştüm. Fakat yine bir şeyler yapmamayı tercih edip beni yanlışa düşürmeyi başardılar. Belki böylesi onlar için daha iyi olacaktır diye düşünüyorum ama muhtemelen yine beni yanıltacaklar :)

Kaynak: Reuters
Son olarak 2022 Dünya Kupası, saha dışında yaşananların da bolca konuşulduğu bir turnuva oldu. Sizin turnuvanın saha dışı gündeminde aklınızda kalanlar neler?
Berkhan : Mario Ferri. Kimsenin cesaret edemediğini yaparak Uruguay-Portekiz maçında sahaya atladı ve kendisinden çok daha şöhretli insanların vermesi gereken mesajları iletmeyi başardı. Hem LGBTQ+ bireylere hem İran halkına hem de Ukrayna’ya desteğini gösterdi. Aslında sadece kendi desteğini göstermesi açısından değil, onun gibi düşünen milyonların sesi olması açısından bu protesto benim çok hoşuma gitti. Bir de Arjantinli spiker Sofia Martinez’in Messi ile yarı final sonrası yaptığı röportajda söyledikleri beni çok etkiledi. Futbolun nasıl bir güç olduğunu hiçbir şey daha iyi gösteremez sanırım.
EG: Ben burada yine turnuva başlamadan önceki tartışmaların aklımda daha uzun süre yer edeceğini düşünüyorum. İnsan hakları ihlalleri, stat inşaatlarında yaşanan can kayıpları hep kendime hatırlattığım düşüncelerden birkaçı olacak. Az önce bahsettiğimiz oyunun başlamasıyla diğer her şeyi unutma durumunu yaşamak istemiyorum.
Katar’ın kıyafetlerine ve geleneklerine bir söz söylemek istemem zira haddime değil. Fakat kupa seremonisinde oyuncuların üzerinde sadece formaları olması gerektiğini düşünüyorum. Parasıyla turnuvayı düzenleyen Katar da tabi şu an dünyanın en büyük futbol ikonu üzerinde kendi simgesini göstermek istedi. Evet o kıyafet giyilebilir, zaten turnuvayı vermişsin, tüm ihlalleri görmezden gelmişsin, kıyafete ses çıkaracak halin yoktu, biliyoruz. Ama en azından o anda yapılmamalıydı. Tam bir turnuva özeti oldu bence. Hatta iyi bile oldu diye düşünüyorum zira o kupanın kaldırılma anının fotoğrafı her gözünüzün önüne geldiğinde, bizlere bunun nasıl bir turnuva olduğunu hatırlatacak bir kare oldu.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Serbest Atış
Serbest Atış, eşit spor anlayışıyla spor kültürü üzerine içerikler üretir.
İLGİLİ OKUMALAR



