Zamanın kanatları

Kendi gerçekliği ve kişisel tarihiyle sanat pratiğini iç içe geçiren sanatçılardan Vahap Avşar. Doğduğu kent, çocukluk, babasının atölyesi, dönemin siyasi atmosferi, ilk gençlik, göç...
Zamanın kanatları

Kendi gerçekliği ve kişisel tarihiyle sanat pratiğini iç içe geçiren sanatçılardan Vahap Avşar. Doğduğu kent, çocukluk, babasının atölyesi, dönemin siyasi atmosferi, ilk gençlik, göç...

İBB’nin Cibali-Balat hattındaki tarihi Fener Evleri’ni restore ederek sanat galerilerine dönüştürdüğü mekânlardan Ceneviz Evi’nde Nisan sonuna kadar sürecek "Özgürlük Operasyonu" adlı sergisinde Ömür Geçiyor adını verdiği yerleştirme, bu ilişkiye işaret eden son çalışmalarından biri. Serginin hazırlık sürecinde Alzheimer hastası olan babasının bir yandan anılarını canlandırmaya çalışırken bir yandan da beraber ürettikleri bu iş, Avşar’ın babasının tamirhanesinde vakit geçirmek isterken ders çalışması için eve gönderildiği ve babasının akşam eve döndüğünde ona kuş motifleri çizdiği çocukluk günlerinden ilham alıyor. Ceneviz Evi’nin kubbesinden sarkan bu demirden aydınlatma benzeri tasarımda, babasıyla birlikte çizdikleri neondan kuş desenleri zamanın kanatları gibi uçuşuyor. 

                                                                        

Vahap Avşar, Ömür Geçiyor, 2022, Ferforje demir, neon ışıklar, elektrik (“Özgürlük Operasyonu” sergisinden)

                                                       

Babasının ekmek teknesi Ömür Tamirhanesi, Avşar’ın çocukluğunun büyülü mekânlarından.

“Malatya’da çocukluğumda müze, kitap, TV yokluğundan pek imge görme olanağımız olmadığı için olsa gerek, 6-7 yaşlarında dükkan tabelalarından çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Babamın tamirci dükkanının şahane bir tabelası vardı: Ortada büyük harflerle ÖMÜR, altında da TAMİRHANESİ yazıyordu. ÖMÜR’ün sol tarafında bir gaz ocağı, sağ tarafında bir lüks lambası boyanmıştı. Şimdi düşünüyorum da, benim aşık olduğum ilk imgeydi ve yarı yazı, yarı resimdi. 12 yaşında ısrarlarıma dayanamayarak babam beni bir tabelacı yanına çırak vermişti. Tabelacı dükkanında yağlıboya ve fırça ile dükkan vitrinlerine yazılar yazar, levhalar ve bez pankartlar boyardık. Ciddi şekilde resim boyamaya da ilk kez orada başlamıştım. 40 yıl sonra aynı malzemelerle çalışıyor olmam aslında bilinçli ve entelektüel bir seçim ama duygusal bağlantı, işi daha kişisel ve benim için daha anlamlı kılıyor. Hiçbir şey tesadüf olmadığı gibi hiçbir anı, tutku da insan hayatında yok olmuyor.” [1]

                                                                       

Vahap Avşar, Yasaklı Bölge, 1985-2022, Sprey boya ile boyanmış mukavva şablon, Fotoğraf: Ozan Uzun

                                                       

O yıllarda Ömür Tamirhanesi’ndeki büyülü atmosferden çıktığında ise korku iklimi hakimdir sokaklara. 1978 yılında henüz 13 yaşındayken arkadaşlarıyla birlikte gözaltındaki kayıp kişiler hakkında bildiri dağıtırken onun dışında herkes yakalanır ve o arkadaşlarından bir daha haber alamazlar. Erken tarihli işlerinden Forbidden Zone / Yasak Bölge (1985) Avşar’ın hem geçmişinin hem de yazının sanat pratiğinde kapladığı yeri gösteren işlerden biri olarak dikkat çeker. 12 Eylül sonrasının baskı ortamında, inadına “yasaklı” kamusal alanda -şehir ve kasaba girişlerindeki arklar, meydanlardaki Atatürk anıtları, parklar ve kamu binalarında- hayat bulan Forbidden Zone, Avşar’ın mukavvadan yaptığı yazı şablonunu duvarlara sprey boyayla nakşettiği performatif bir çalışmadır. Üretiminin çizgisini de belirleyen bir başlangıç noktası gibi kendini hatırlatan bu işinin bir devamı sayılabilecek 1987 tarihli Ellerimin Derisi ise bir başka çoğaltma yoluna gittiği ve aynı zamanda performatif olan çalışması Avşar’ın. Ellerinin fotokopisini çekip çoğaltarak yine sokaklara astığı bu işle bu kez bildiri dağıtan ellerini özneleştirerek bir anlamda kendisini ifşa eder. 

                                                                        

Vahap Avşar, Son Uyarı, 1993-2013, Halı, avize, taş, cam, Fotoğraf: Ozan Uzun

Malatya’da Alevilere yönelik şiddetin kıyıma dönüştüğü o yıllarda onların da evi taşlanır. Bu, olabileceklere dair bir “uyarı”dır. Orada istenmiyorlardır ve göç etmek zorunda kalırlar. Son Uyarı (1993) adlı yerleştirmesiyle o anı dondurur Avşar. Yerdeki halının üzerine yığılmış avizenin etrafındaki cam kırıkları ve taşlardan oluşan Son Uyarı, bir korku abidesi gibi o anın keskinliğini içine hapsederek zamansız bir işe dönüşür.

Göçün adresi İzmir’de önce liseyi bırakıp resim yapmaya başlar, 9 Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde okurken yolu Cengiz Çekil’le kesişince kavramsal ve güncel sanata yönelir. Forbidden Zone, Ellerimin Derisi, Konuşulamayanın Sessizliği (1985) gibi kamusal mekânlarda icra ettiği politik içerikli işleriyle kendi bedenini fotoğrafladığı Electric Sleep (1985), Electrical News (1985) gibi performansları bu yıllara tarihlenir.

                                                                        

Vahap Avşar, Konuşulmayanın Sessizliği, 1985-2022 Fotoğraf: Ozan Uzun

Konuşulmayanın Sessizliği aynı zamanda Avşar’ın sansürlenen ilk işidir. Adını Ludwig Wittgenstein’ın Tractatus kitabındaki  “Üzerinde konuşulamayan şeyler hakkında susmak gerekir” önermesinden alan bu performatif işte, kitabın sayfalarını 9 Eylül GSF’nin civarındaki duvarlara ve panolara asar; işi okul yönetimi tarafından toplatılır. Yine 1985 yılında bir dizi Atatürk portresinin olduğu Türk parası tuvalleri, Yaşayan Resim enstalasyonu da sansürlenen işleri arasında yerini alır. Devlet şiddetini, gözaltında kaybedilenleri akla getiren ve kan damlayan bidonlardan oluşan Son Damla adlı yerleştirmesi ise “halka terör ve ölümü çağrıştırdığı” gerekçesiyle 1995’te Ankara’da düzenlenen "Gar" sergisinden kaldırılır. Avşar bu olaydan kısa bir süre sonra uzun yıllar dönmemek üzere New York’a gider. Orada ürettiği ilk iş, aidiyetsizliğinin, göçebeliğinin vücut bulmuş hali olarak kendi gömleklerinden bir sığınakmış gibi “kurduğu”  22 Beyaz Erkek Gömleği (1995) olur.

Bu yeni göç dalgasının ardından, 1997-2007 yılları arasında sanata uzun bir süre ara verir, kendi deyimiyle sanata azalan ilgisinin yerini pop kültürünün tasarım ve ticaretteki manifestosu alır; reklamcılıkla uğraşır.  Bu dönemde tasarım dünyasında markaların, resim ve yazıyla kurulan görsel dille ilettikleri mesajlarla ilgilenen sanatçı, 2007’de yeniden iş üretmeye başlar. Erken dönem işlerinde de (Forbidden Zone, Özgürlük ve Macera, Atatürk/Alfabe, Sıfır - Cypher) dilin görsel temsili olan yazıya yer verir. 

Türkiye’de yıllar sonra 2010’da Rampa’da farklı dönemlerden işlerini içeren kapsamlı bir kişisel sergiyle kendini hatırlatır.

                                                                        

Vahap Avşar, Kayıp Gölgeler, 2015, 24 adet beton baza üzerine çift diasec baskı ve alüminyum, Salt

                                                     

Ardından 2015’te Salt’ta bir diğer kişisel sergisini açar. And Kartpostal Arşivi’nden, 1978-1982 yılları arasında Anadolu’da çekilen ancak kartpostal olarak basılmaya uygun görülmeyen fotoğraflardan yaptığı bu seçkinin adı “Kayıp Gölgeler”dir. 80 darbesinin gölgesinde görüntülerin içine saklanmış, kenarda kalmış pek çok şey okunur bu “yasaklı” kartpostallarda. Askeri, polisi, beyaz Renault’su, resmi törenleriyle devletin farklı aygıtlarının sosyal hayatı domine ettiği simgesel öğeler neredeyse tüm kartpostalların hayaleti gibidir.

Görsel hafızasını kataloglamaya daha çocukken pul koleksiyonuyla başlamıştır Avşar. Bu coğrafyaya ait pek çok imgeyi depolamak ve gerektiğinde çıkarmak çalışma başvurduğu yöntemlerden olur. Uzun bir arayışın ardından arşive ulaşan ve matbaa kapandığı için arşivi koruyamayacaklarını anlayan Avşar, arşivdeki bütün filmleri, orijinal resimleri ve telif haklarını satın alır.

“Biriktirmeye pul koleksiyonuyla başlamıştım, bütün mahalle mektup zarflarını benim için saklardı. Puldan sonra kartpostallar geldi, ardından sanat tarihindeki her resmi hafızaya alma çabasına giriştim, gazete kupürlerinden bir görsel ansiklopedi bile oluşturmuştum. Niye buluntu imgelerle çalışıyorum? Bu hem kavramsal hem kişisel bir tercih ve bir dil meselesi. Kavramsal olarak buluntu imge, temsiliyet ve imgelerin dolaşımı üzerine çalışmaya karar verdikten sonra, zaten doğal olarak takıntılı olduğum bir durum işlerimde ‘modus operandi’ olarak çalışmaya başlıyor. Gördüğüm ve seçtiğim anda kafamda bir kopyasını aldığım imgeler yıllar sonra başka imgelerle buluşabiliyor. Onları karşılaştırıp konuşturmak ve farklı birçok görüntüyü bir araya getirerek söz söylemesini sağlamak, yeni bir hikaye ya da metin ortaya çıkarmak çalışma tarzlarımdan biri.” [2]

“Müdahaleler” sergisinden bir görünüm 
Fotoğraf: Barış Özçetin


Geçen yıl Yapı Kredi bomontiada’da gerçekleşen "Müdahaleler" sergisinde ise bu kez bir anlamda kendi sanat üretiminin tarihi içinde arkeolojik bir kazı yapar Avşar. Şimdiye kadar sansürlenmiş, imha edilmiş, kaybolmuş ya da gösterilmemiş işlerini yeniden üretir ve son dönem çalışmalarıyla birlikte yeni bir kurguyla aktarır izleyiciye. 

“İlginç bir şekilde bu coğrafyayı yanımda götürdüm sanıyorum. Buraya dair gerçeklik peşimi bırakmadığı gibi, o gerçekliğimi misafiri ve yabancısı olduğum yeni coğrafya zaten bana hep hatırlattı. Bu coğrafya ve kültürün yarattığı etkiler, beni var eden çelişkiler ve travmalar formasyonumda çok etkili oldukları için zaten hiç terk etmediler. Bir anlamda bu coğrafyayı ve içerdiği bütün çelişkileri, yoğunluğu ve şiddeti yanımda götürüp barındırdım diyebilirim. Zamansal ve mekânsal mesafe nasıl yansıdı bilemiyorum ama 1997-2007 arası da dahil, sanki bitmemiş bir projenin devamı gibi üretmeyi hep sürdürdüm, hala da sürdürüyorum”.[3]

Müdahaleler sergisi Avşar’ın bir kez daha geçmişine, babasının tamirhanesine, göçebelik yıllarına, inat-arayış anlarına uzanarak kendi hikayesini yeniden kurduğu bir çalışma olarak dikkat çeker.                                                                          

“Müdahaleler” sergisinden bir görünüm 
Fotoğraf: Barış Özçetin

Tractatus kitabının sayfaları, Forbidden Zone da o karanlığın içinde yer almıştır. 80’lerin kasvetli, klostrofobik ortamına sıkıştırır Avşar izleyeni. Galerinin üst katına çıkıldığında ise o karanlık ortamda üretmeye inat etmiş sanatçının işleri bir aydınlığın içinde sunulur.

Bu işler arasında çocuk çamaşırlarıyla yaptığı beyaz bayrak (Bosna -1994), eksik veya hatalı basılmış teneke kutulardan ürettiği kumbaralar (İki Yüz Kumbara) ve beyaz gömlekleri birbirine ilikleyerek kurduğu çadır (22 Beyaz Erkek Gömleği - 1995) de vardır. Militarizm, savaş, tüketim kültürü, siyasi baskılar gibi meseleleri masaya yatırırken buluntu ya da gündelik nesneleri dönüştürerek sanatının malzemesi yapar. Aynı zamanda fetişleştirilen, tabu imgeleri temsil ettiği anlamların bağlamlarını değiştirerek yapıbozuma uğratır.

“Babam tamirci dükkanında ev araç gereçleri tamiri yanında türlü icatlar da yapardı. Bozuk bir aleti yedek parça imal ederek tamir eder ya da başka bir atık malzeme kullanarak aletin performansını artırırdı. Fakir ekonomilerde hiçbir şeyin atılmadığı, tamir edilerek ya da dönüştürülerek yeniden kullanıma sokulduğu meselesini ilk kez babamın tamirhanesinde öğrenmiştim. Yıllar sonra kavramsal sanat meselesine kafa yormaya başladığımda sanatımda hazır, kullanılmış veya atık malzemeyi yeniden dönüştürerek kullanma tezini ortaya sürdüm.”[4]

Avşar’ın hem dönüşen estetik dilini hem de sanat pratiğindeki kararlılığı görünür kılan "Müdahaleler" sergisi, aynı zamanda bir sanatçının üretimiyle Türkiye toplumsal tarihine dair tuttuğu bir günlük gibidir.

Yeni çalışmalarından İmgelerin Kardeşliği ve Çapraz Döllenme serileri,  duvar halılarında imgeleri ironik bir biçimde çarpıştırdığı işlerdir. Anadolu’da duvarları süsleyen halıları kolajlayarak çarpıştırdığı bu işlerde, gündelik hayatta yer eden popüler ya da ikonik iki ayrı imge aynı çerçevede bütünleşir. Halıya işlenmiş Leonardo Da Vinci’nin Son Akşam Yemeği ve oryantalist bir harem tasvirini birbirine “dokuyarak” yeni bir halıyla birlikte, yeni anlamlar da üretir.

"Özgürlük Operasyonu" sergisinde Avşar’ın babasının atölyesinden topladığı çekiçlerle top formunu verdiği Her Ne Gerekirse adlı bir yerleştirmesi de yer alıyor. Mekânın çağırdığı işlerden bu yerleştirme de. İşçilerle birlikte, yenilenen bir mekâna hayat verirken babasının tamirci atölyesinde kendi ömrünü nasıl kuracağına sezgileriyle karar vermiş bir çocukluk düşü gibi…

                                                                        

Vahap Avşar, Ellerimin Derisi/Skin of My Hands, 
1987-2023 Ofset baskı afiş, Fotoğraf: Ozan Uzun

Ceneviz Evi’nin pencereleri ve avlusunda yer alan “Ellerimin Derisi” afişleriyle bir zamanlar İzmir’deki duvarlara iz bırakan Avşar’ın bu performansını, tesadüf bu ya sergiyi kurarken tanıştığı Amerikalı bir grafiticinin gönüllü olarak İstanbul’un sokaklarına taşıyıp zamanı kanatlandırması gibi…


Notlar
[1] https://argonotlar.com/zamanin-dondugu-bir-sergi-mudahaleler-uzerine/

[2] Istanbul Art News - Eylül, 2015 Sayı: 23

[3]  https://argonotlar.com/zamanin-dondugu-bir-sergi-mudahaleler-uzerine/

[4]  Istanbul Art News - Eylül, 2015 Sayı: 23


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Bir bellek panoraması

Vahap Avşar’ın Ceneviz Evi’nde Nisan sonuna kadar sürecek "Özgürlük Operasyonu" sergisinden yola çıkıp sanat pratiğinin farklı dönemlerine baktık.

11 Nis 2023

Vahap Avşar, Ömür Geçiyor/Life is Passing, 2022 Ferforje, boya/ İlk versiyon/ Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR