18 saatlik bir acayip hikaye: Fransa siyaseti nereye gidiyor?

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, tam gönlünde yatan başbakana kavuştu derken çiçeği burnunda başbakan Sébastien Lecornu, Cumhuriyetçilerle (Les Républicains) yaşanan çekişmeler nedeniyle “hükümet kurma koşullarının artık ortadan kalktığını” belirterek sadece 18 saat görevde kalan bakanlar kurulunun görevine son verdi ve Macron’a istifasını sundu.
- Böylece Lecornu hükümeti, Aralık 2024’te gensoruyla düşürülen Barnier’ninkini de geride bırakarak Beşinci Cumhuriyet’in en kısa ömürlü hükümeti oldu.
Göreve başlamasından sadece 26 gün sonra Lecornu’nün başbakanlık resmî konutu Matignon’dan ayrılması, ülkeyi belirsiz sonuçlar doğurabilecek yeni bir siyasal istikrarsızlığın içine sürükledi. Bu kriz, bu sefer sol ve aşırı sağ muhalefetten değil, doğrudan Cumhurbaşkanlığı koalisyonunun içinden geldi. Macron, Meclis çoğunluğunu genişletmek amacıyla ülkeyi Haziran 2024’te erken seçime götürdü. Ancak bu hamle, çok daha parçalı bir sandalye dağılımına yol açtı. Krizin kaynağında “ortak zemin” (Le socle commun) olarak adlandırılan merkez sağ blok yer alıyordu.
- Bu blok, Macron’un partisi Renaissance, Bayrou’nun partisi Mo-Dem ve bağımsız Horizons gibi sağ ve merkez sağ partilerden oluşan Ensemble pour la République’i içeriyor. Ayrıca, Fransa sağının geleneksel partisi UMP’nin devamı olan Les Républicains (Cumhuriyetçiler) de bu blokta bulunuyor.
Bayrou hükümetinin düşüşünden yalnızca üç hafta sonra, “ortak zemin” koalisyonundan gelen üçüncü başbakan da çoğunluk desteği bulamadığı için görevi bıraktı.
Macron’un çok yakınından bir isim olan ve tam da bu nedenle muhalefetin şimşeklerini üzerine çeken Lecornu’nün açıkladığı kabinede bulunan 18 bakanın 12’sinin bir önceki hükümette de yer alıyor olması yeni başbakanın destekçileri arasında da büyük bir şaşkınlık ve rahatsızlık yarattı. Hükümetin bileşimi, aslında muhalefetin uzun süredir yönelttiği eleştirilerin iktidar cephesi üzerinde biriktirdiği tüm gerilimleri kristalleştirmiş oldu.
Öte yandan: Le Monde gazetesinden Mariama Darame ve Elise Vincent’ın haberine göre Lecornu’nün Macron’a olan sadakatinin bir diğer yansıması olarak kabinenin bileşimini son ana kadar kendi yakın müttefiklerinden bile gizli tutmuş olması, Lecornu’yü ortak zemin birleşenleri ve özellikle Cumhuriyetçiler nezdinde daha da kötü bir duruma soktu.
Fransa iç siyaseti üzerine çalışan pek çok gazeteci ve araştırmacıyı hatta belki Macron’un kendisini bile şaşırtan bu hızlı istifa, Fransa cumhurbaşkanını aslında kendisinin sebep olduğu bu siyasi kriz sarmalında iyice yalnız bıraktı. Anlaşılan o ki Macron’un parlamentodaki ortakları da artık her koşulda cumhurbaşkanına sadık kalan, onun ekonomik ve siyasi çizgisinde ilerleyen “Macronizm”in temsilcileriyle beraber yürümekten imtina eder hâle geldiler.
Öyle ki bugüne kadar soldan ve aşırı sağdan gelen tepkilerin, muhalefetin dile getirdiği sorunların sadece muhalefete özgü konular olmadığı, Macron’un 2022 seçimlerinde vadettiği programın pek çok veçhesinin cumhurbaşkanlığı koalisyonu bileşenleri için de sorunlu olduğu ortaya çıktı.
Nitekim Lecornu hükümetinde eski ekonomi bakanı Bruno LeMaire’in savunma bakanı olarak atanması en çok tepki çeken ve hükümet koalisyonunda peş peşe kopuşları başlatan bir unsur oldu. Esasen kamu maliyesindeki savrulmanın sembolü olarak görülen ve kamuoyu tarafından da çok sert eleştirilen eski ekonomi bakanının yeniden sahneye çıkması, başta Cumhuriyetçiler olmak üzere siyasi yelpazenin neredeyse tüm aktörleri için Lecornu tarafından zorlanan bir “meydan okuma” olarak algılandı.
- Böylece Lecornu’nün görevi teslim alırken vadettiği parlamento içinde uzlaşma zemini de anlamını yitirdi ve ayaklarının altından kaydı.
Krize giden yolun köşe taşları
Bugüne nasıl gelindiğini anlamak için Macron’un ikinci defa cumhurbaşkanı seçildiği 2022 yılına kadar uzanmakta ve hükümeti oluşturan sağ ve merkez sağ bileşenlerin arasının hangi vesilelerle açıldığını tespit etmekte yarar var.
12 ve 19 Haziran 2022’de düzenlenen milletvekili seçimleri, tarihe geçen bir düşük katılımla ve hiçbir siyasi blokun çoğunluğu elde edememesiyle sonuçlandı. Cumhurbaşkanlığı kampı Ensemble, 246 sandalye kazanırken yeni sol ittifak Nupes 142, aşırı sağ Rassemblement National ise 89 sandalye elde etti. İkinci dönemine yeni başlayan Macron, o zamanki Başbakan Elisabeth Borne’dan göreve devam ederek “göreli çoğunlukla” ülkeyi yönetmesini istedi.
Mart 2023’te hükümet, emeklilik reformu tasarısını sadece iki oy farkla Ulusal Meclis’ten geçiremeyince Anayasa’nın 49.3. maddesine başvurarak yasayı oylama olmaksızın yürürlüğe soktu. Bunun karşısında Ulusal Meclis, Borne’un istifası talep ederken, emeklilik yaşının 62’den 64’e çıkarılmasına karşı aylardır devam eden protestolar iyice yükseldi. Muhalefetin ve sokağın sert tepkileri karşısında beraberliğini korusa da bugünden bakıldığında iyice anlaşılıyor ki emeklilik yasası, Macron’un siyasetinde ve cumhurbaşkanlığı koalisyonunda ilk gediği açtı.
Hükümet bloku, İsrail-Filistin sorununda yeni bir aşama teşkil edecek 7 Ekim saldırılarının ardından solun içinde çıkan ve Hamas’ın nasıl tanımlanacağına odaklanan tartışmalar nedeniyle görece nefes aldı. Sosyalist Parti Birinci Sekreteri Olivier Faure, 2022’den beri süregelen sol ittifak Nupes’e katılımlarını “askıya aldıklarını” açıkladı. Bu dönemde Fransız Komünist Partisi de benzer şekilde Nupes’i bir “çıkmaz” olarak nitelendirdi. Böylece parlamentoda en çok sandalyeye sahip olan sol yeniden parçalanmaya başladı.
Solda sallantı sürerken İçişleri Bakanı Gérald Darmanin, sağ ve aşırı sağın desteğiyle oldukça sert bir göç yasasını uzunca bir müzakere sürecinin ardından Ulusal Meclis’e kabul ettirdi. Ancak yasanın birçok maddesi daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Oldukça karmaşık ilerleyen, bir yandan solun büyük direnç gösterirken diğer yandan hükümet koalisyonunun aşırı sağ ile “fazlaca” yakınlaştığı bu süreç, cumhurbaşkanlığı kampına ikinci derin zararı verdi. Nitekim Borne hükümeti fiilen bölündü.
Ocak 2024’te Cumhurbaşkanı Macron, ikinci beş yıllık dönemine yeni bir ivme kazandırmak amacıyla Borne’un istifasını isteyip yerine ertesi gün, kendi yakın çevresinden 34 yaşındaki eğitim bakanı Gabriel Attal’ı başbakanlığa atadı.
Ancak Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde aşırı sağcı Marine LePen’in liderliğindeki Rassemblement National’in açık farkla zafer kazanması Macron’un huzurunu kaçırdı ve Cumhurbaşkanı televizyondan yaptığı bir ulusa sesleniş konuşmasında “Bugünün sonunda hiçbir şey olmamış gibi davranamam” diyerek Ulusal Meclis’i feshettiğini duyurdu.
- Macron’un hesabı, AP seçimlerinde aşırı sağın gösterdiği performanstan rahatsız olan sağ ve merkez seçmeni kendi blokuna çekmekti. Ne var ki evdeki hesap çarşıya uymadı ve Fransızlar sol ittifakı Ulusal Meclis’teki en geniş grup olarak görevlendirdiler.
Aşırı sağın yükselişi karşısında uzun yıllardır süren ayrılıklarını bir kenara bırakan sol partiler Yeni Halk Cephesi (Nouveau Front Populaire - NFP) çatısı altında birleşti. Sosyalistler, komünistler, çevreciler ve J.L. Mélenchon’un Boyun Eğmeyen Fransa (La France insoumise -LFI) hareketi, asgari bir ortak program üzerinde uzlaşarak 30 Haziran ve 7 Temmuz seçimleri için 577 seçim bölgesini aralarında paylaştı. İkinci turun sonunda NFP, 182 sandalye ile Ulusal Meclis’te göreli çoğunluğu elde etti. Böylece sol ittifak, iktidar talebinde bulunarak başbakanlığın kendilerine verilmesini istedi.
İki haftalık zorlu müzakerelerin ardından sol partiler, kamuoyu tarafından pek tanınmayan ve bu açıdan siyaseten görece nötr bir üst düzey bürokrat olan Lucie Castets’i başbakan olarak önerip Macron’la uzlaşmaya çalıştılar. Ancak Macron, bu öneriyi defalarca reddetti. Macron, soldan bir başbakanla çalışıp Fransa sisteminde cohabitation denilen durumun ortaya çıkmasını kategorik olarak kabullenmedi.
- Cumhurbaşkanının kendi siyasi partisi/grubu dışında bir siyasal oluşumdan başbakan seçmesini öngören, bir çeşit koalisyon yöntemi olan cohabitation yürütmeyi zora sokan bir durum olarak görüldüğü için 2000 yılında yapılan bir anayasa reformuyla Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve milletvekili seçimleri beş yılda bir ve yakın bir arayla artarda yapılmaya başlandı. Böylece seçmen nezdinde onay almış cumhurbaşkanı, genellikle Ulusal Meclis’te de çoğunluğa erişiyor ve başbakanı kendi siyasi grubu içinden atayabiliyordu. Fransa’da 2002 yılından beri cohabitation durumu yaşanmamıştı.
İki aylık belirsizlikten sonra Macron, eski bakan ve Brexit başmüzakerecisi Michel Barnier’yi başbakanlığa getirdi. 16 gün süren bir müzakere süreci sonunda kurulan bu hükümet, Macroncular ile sağ arasında yukarıda sözü edilen “ortak zemin” adı verilen ittifakın ortaya çıkmasına neden oldu. Ancak Barnier hükümeti, solun sunduğu ve aşırı sağın da desteklediği bir gensoruyla düşürülünce Beşinci Cumhuriyet tarihinde, 1962’de Pompidou hükümetinin düşürülmesinden sonra, ikinci kez bir hükümetin görevi güvensizlik oylamasıyla son buldu. İyice derinleşen siyasi kriz karşısında Macron bu kez başbakan belirleme sürecini ağırdan almadı.
Macron kendisini, partisi Mo-Dem’i hükümet koalisyondan çekmekle tehdit eden merkez sağcı, tecrübeli siyasetçi François Bayrou’yu başbakanlığa atadı. 18 gün süren pazarlıkların ardından kurulan hükümette, Barnier döneminden birçok isimle birlikte iki eski başbakan, Manuel Valls ve Elisabeth Borne da yer aldı. Bayrou ve Macroncular arasındaki bu çekişme ve ortaya çıkan kabine kompozisyonu hükümet blokunda açılan üçüncü büyük yara oldu. Bu arada ülke aylarca geçici bütçeyle yönetildi.
Meclis bileşenleriyle sürdürdüğü bütçe görüşmeleri netice vermeyince 2025 mali yasalarının kabul edilmesi için Bayrou, Anayasa’nın 49.3. maddesine dayanarak yasayı oylama yapmadan geçirdi. Sosyalistler başta olmak üzere solun bir kısmının desteğini alarak gensorudan kurtulsa da bu adım solun önemli bir bileşeni olan Boyun Eğmeyen Fransa’yı öfkelendirdi ve solun birliğini bir kez daha zedeledi.
Bayrou’nun siyasi kariyerinin merkezine oturttuğu, hatta siyasetinin alamet-i farikası olarak nitelendirdiği “aşırı kamu borçlanmasına karşı verdiği mücadele” konusunu 2026 bütçe görüşmelerinin merkezine koymasıyla siyasi kriz yeniden alevlendi. Başka bir yazıda ayrıntılı olarak ele aldığımız bu süreç sonucunda Bayrou, kendini ortaya koydu ve Ulusal Meclis’ten güvenoyu istedi.
Beklediği karşılığı bulamayan Bayrou, Anayasa'nın 50. maddesi uyarınca istifasını cumhurbaşkanına sunmak zorunda kalırken sol ve aşırı sağda da saflar yeniden sıklaşmaya başladı. Bayrou’nun istifası, aylardır kendisini iç siyasette başbakan ve çevresinin gözetiminde hisseden, dış politikada Ukrayna savaşı konusunda ve Filistin meselesinde cesur adımlar atarak popülaritesini artırmakta olan Macron’a gönlündeki başbakan adayı, arkadaşı, politikalarını benimseyen ve kendisine sadık bir isim olan Lecornu’yü başbakan olarak atama imkanı verdi. Macron’u rahatlatan bu durum, bir yandan da hükümet blokuna dördüncü darbeyi indiriyordu.
Siyaset bilimci Bruno Cautrès, giderek “acayipleşen” Fransa siyasetinde meselenin kaynağını, başta Macron’un yakınları olmak üzere hemen her aktörün “müzakereyi sıfır toplamlı bir oyun gibi oynamayı” tercih etmesi ve hiçbirinin beklediği sonucu elde edememesine bağlıyor. Başka bir ifadeyle, 2022’den beri süren, parlamentonun feshiyle derinleşen bu siyasi kriz sarmalı aktörlerin tüm siyasal müzakere sürecini kendi programlarının sınırları içinde yürütülmesini şart koşmalarıyla büyüdü ve derinleşti. Öyle ki müzakerenin temel mantığına ve doğasına ters bir tutum olan bu davranış Cumhurbaşkanı Macron ve çevresi başta olmak üzere Fransa’daki farklı siyasal aktörlerin birbirlerine karşı ne kadar kapalı olduklarını da ortaya koydu.
Bayrou döneminin açmazlarından ders çıkarmış görünen ve özellikle bütçe oylaması için kesinlikle Anayasa'nın 49.3. maddesine başvurmayacağını belirten Lecornu, bu sonuç vermeyen müzakere sarmalını en azından görüntüde aşmaya çalıştı. Ulusal Meclis’in ve Beşinci Cumhuriyet tarihinde ilk kez ortaya çıkan bu “parlamenter dönemin” önemini algıladığını belirten yeni başbakan, 2026 bütçesinin meclis içinde, meclis bileşenleriyle müzakere edilerek oylanacağını defaatle vurguladı. Ne var ki böyle bir söylemin oldukça geç kalmış olması hazırladığı kabinenin verdiği mesajla birleşince Lecornu’nün sözlerini boşa çıkardı ve kendisine duyulan güveni yerle bir etti.
- Hükümet grubu içinde bu durumla boğuşurken Lecornu, yaklaşan belediye seçimleri, Macron’un görev süresinin bitmesine sadece bir buçuk yıl kalmış olması ve toplumu gün geçtikçe daha da geren iktisadi ve sosyal sorunlar nedeniyle özellikle Sosyalist Parti ve Boyun Eğmeyen Fransa gibi sol partilerden de göreve atandığı ilk günden beri söz konusu söylemine somut bir karşılık bulamadı.
Peki şimdi ne olacak?
Bugün Fransa siyasetinin önünde üç seçenek var: Yeni bir başbakanla yola devam etmeye çalışılabilir, cumhurbaşkanı tarafından Ulusal Meclis feshedilebilir veya cumhurbaşkanı istifa edebilir.
Hükümet bir kez daha düşünce akıllara önce kanuna göre Temmuz 2024’ten beri erken seçim çağrısı yapabilir durumda olan Macron’un Ulusal Meclis’i bir kez daha feshetme olasılığı geldi. Hatta kimi yorumcular, Macron ve Lecornu arasında 2026 bütçesinin oylanması sırasında Cumhuriyetçiler ve Sosyalist Parti’nin ikna edilmesi için bir danışıklı dövüş olabileceğini bile öne sürdüler.
Ne var ki 8 Ekim’de France 2 kanalında konuşan Lecornu, Ulusal Meclis’te “seçimlerin yenilenmesini reddeden mutlak bir çoğunluğun” olduğunu ve 48 saat içinde yeni bir başbakan atanacağını duyurdu. Anlaşılan o ki Macron dış politikadaki göreli başarılarına rağmen iç politikada giderek düşen popülerliği nedeniyle seçim riski almayacak.
Buna mukabil Macron, özellikle Boyun Eğmeyen Fransa ve aşırı sağcı RN tarafından yapılan istifa çağrılarına da asla dönüp bakmıyor. Dolayısıyla Fransa cumhurbaşkanının istifa seçeneğine yönelmesi de söz konusu değil. Bu durumda Macron’un şimdilik yeni bir başbakanla yola devam etmesi öngörülüyor. Ancak o yol şimdiden birçok engelle dolu ve cumhurbaşkanının olası yol arkadaşları da kendisiyle beraber ilerlemeye pek hevesli durmuyorlar.
Ukrayna savaşında özellikle İngiltere ile geliştirdiği ittifak ve Filistin’in tanınma sürecinde yürüttüğü diplomasiyle dünya kamuoyunda öne çıkan Macron, kalan son bir buçuk yıllık görev sürecinde popülaritesini dış politikaya bağlayacak gibi görünüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Merve Özdemirkıran Embel
Akademisyen. Uluslararası İlişkilerde, başta ekonomik aktörler olmak üzere, ulus-aşırı (transnasyonal) aktörlerin rolü, Türk Dış Politikası ve Fransa Siyaseti başlıca çalışma konuları arasındadır.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR


