Karanlık turizm ve sanat etiği

(Görsel: Yves Alarie, Unsplash üzerinden)
20. yüzyıl ile birlikte sanat eserleri alışagelmiş çizgilerin dışarısına çıktı. Örneğin Dadaistler estetik olmayan ancak mantıkdışı olan hemen her şeyi sanat eseri olarak tanımladılar. Günümüzde tarihe damga vurmuş toplumsal içerikli olayların yaşandığı mekanlar bir açık hava müzesi niteliğindedir. Pekiyi, insan kitlelerini derinden etkileyen bu olayların yaşandığı yerlerin sanat eserleri sergilenen açık hava müzesine dönüştürülmesi etik midir? Sanatın etik ile ilişkisi, etiğin sanat üzerindeki olumlu ya da olumsuz yargısı ile ilgilidir. Sanat özneldir; bireyin duygu, düşünce ve sezgileri ile birebir ilintilidir. Bu öznel varlığı nedeniyle de etik yargılamaya son derece açık olmakta, bununla beraber toplumun sanat anlayışı ise bu yargılamayı mümkün kılmaktadır. Günümüzde dünya genellikle postmodern şeklinde tanımlanıyor ve kendimizi sıklıkla bu kavrayış içerisinde buluyoruz. Söz konusu perspektifin, müzelerin inşa edildiği en derin temellerden bazılarını, önemli köşe taşlarını sorguladığı açıktır.
Bugünün müzeciliğinde geçmişin izleriyle yeniden şekillendirilmiş ve tarihte iz bırakmış zaman, mekan veya eşyalar sergilenmektedir. Bu durum ise, heterotopya (hétérotopie) ile açıklanabilmektedir. Bu kavram farklılığın mekanını tariflerken; bunlar bir erkin düzen koyucu, sterilize eden ve türdeşleştiren yaklaşımlarına karşı duran mekanlar olarak belirirler. Foucault’ya göre “heterotopya bir tek gerçek mekanın içinde, birçok zaman ve mekanın birden barınması” anlamını taşımaktadır. Bu itibarla, kavramın müzecilikte kapladığı yeri net bir şekilde görebilmekteyiz; çünkü müzeler yaşayan ve yaşatan bir yapı işlevi görmektedir. Açık hava müzesi ise, bina ve eser koleksiyonlarını açık havada sergileyen tipte bir müzedir. Halkın, geçmişin sunumuyla doğrudan temasa geçtiği bir yerdir. Sergilenenler çoğunlukla bölgede yaşamış olan insanların eşyaları ile bölgenin tarihine uygun şekilde fark edilmesini sağlayan ve bütünlüğü destekleyen yapıtlardır.
Çernobil adı, tüm zamanların en kötü nükleer felaketlerinden birisi ile eş anlamlı hale geldi. 26 Nisan 1986'da gerçekleşen Çernobil santralindeki nükleer kaza, deneyimsiz personel ve zayıf bir güvenlik yedekleme sistemi yüzünden; bir deney sırasında meydana geldi. Nükleer kaza neticesinde, bir reaktörün çatısı patlama nedeniyle göçtü ve çok kısa süre içinde Ukrayna, Rusya, Belarus ve Doğu Avrupa'ya yayılan bir radyoaktif buluta dönüştü. Erken sonuçlar, radyoaktif iyonların çevredeki yayılmasına bağlı olarak, Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan nükleer bombalardan 400 kat daha fazla ekolojik zarardı. Birkaç gün içinde, yüz binlerce insan Çernobil çevresindeki kirli bölgelerden tahliye edildi. Tahliye edilenlerin çoğu, daha sonra hayalet kasaba şeklinde nitelendirilecek Pripyat'ta, Çernobil santraline en yakın yerlerin sakinleriydi.
Söz konusu bölge zamanla, felaketin ardından oluşan sembolik boşluğun bir temsiline dönüşmüştür. Çernobil'deki ilk turistler, radyasyon seviyesinin önemli ölçüde azalmasının ardından doksanlı yıllarda ortaya çıktı. Ukrayna sınırları içerisinde yer alan bölge, turizme açık bir şekilde gezilebilmektedir. Günümüzde tek bir resmi şirketin çatısı altında gezilebilen bölgede, özellikle bazı kesimlerin hala yüksek radyasyon oranına sahip olması nedeniyle ziyaretçilerini yüksek güvenlik tedbirleri altında kabul etmektedir. Chernobyl Exclusive Tours şirketi, bölgeyi turistlere gezdirmektedir. 21. yüzyılın ortalarından beri, ölümün ve karanlık deneyimlerin turizminde hızlı bir büyüme yaşandı. Karanlık turizm (dark tourism) olarak ifade edilen bu olgunun temelinde, insanların felaketlerin yaşandığı bölgeleri ziyaret etme isteği yatmaktadır. Bu insanlar yaşanmışlığın peşinde koşmakta ve çoğu zaman geçmişlerini aydınlatmaya çalışmaktadırlar. Pompeii, Gelibolu, Auschwitz ve diğer benzerleri gibi; Çernobil de karanlık turizmin bir örneğidir.
Pripyat şehri, sergilenen gerçek fotoğraflara rağmen, ürkütücü bir gizem ve sürekli bir tehlike atmosferine boyun eğdirilmiş bir sahne işlevi görmektedir. Gezi esnasında tanık olunan şeyler sadece imgelerden ibaret değil, bilakis yaşamın kendisidir. Resmi olarak bir müze olarak tanımlanmasa da; açık hava müzesi işlevi gören Çernobil bölgesi ve yaşanmışlıkların bıraktığı kalıntılar, adeta doğal oluşumlu bir sanat yığınıdır. Yukarıda bahsettiğimizin aksine, burada sanatı belirleyen bizzat turistlerdir. Bölgeyi bu hale getiren bir felaketin insanlarda uyandırdığı merak ve üzüntüdür. Etik bu olgunun içinde midir? Aslında etik her yerdedir, oluşumunun başlangıç aşamasından tamamlanışına dek varlığını göstermektedir. Birçoğumuz farklı şehirleri turist olarak gezmiş ve o şehirlerin felaketlerine dahi tanıklık etmişizdir. Gelgelelim, bu tanıklık bilinçsiz değil, bilinçli şekilde gerçekleşmektedir. İçinde bulunulan anın tüm duygusal yükünü, bireyin omuzlarına alarak; deyim yerindeyse etiğin perde uçlarından tutarak adım adım ilerlemektedir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


