2025'in kavram dağarcığı: Geçen yılı hangi kelimelerle hatırlayacağız?

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Aslında kestirme yolları, özetleri, bir kelimeyle anlatmaları pek sevmem. Zira 2025’i farklı kavramlar üzerinden anlatmak için hangimiz yola çıksak farklı kelimeler seçeriz.
Örneğin bu yıl büyük sözlüklerin belirlediği beş benzemeze bakalım: Rage bait, parasocial, AI slop, vibe Coding, 6-7. Bu "yılın kelimeleri" eskiden üzerinde daha çok uzlaşılan kelimeler olurdu. 2025’in sonunda ise bu konuda asla uzlaşamayacağımıza eminim. Zira artık bizi birbirimize bağlayan tutkallar yok.
Bu yüzden 2025 dediğimizde bizim aklımızda kalan bu kelimeler belki de hepiniz için aynı önemde değil. Bazılarının çağrıştırdığı anlamlar herkes için farklı. Biri için son derece sıradan bir kelime, diğerleri için yeni anlamlarla donandı. Benim 2025 için bilerek seçmediğim bazı kelimeler, başkası için 2025’in asla atlanamayacak kelimesi.
- Mesela yapay zeka... TIME dergisi yılın insanı olarak yapay zeka mühendislerini, AI Slot’u, 2025’te manşetleri en çok şekillendirenlerin yapay zekayı “tasarlayan, inşa eden ve hayal eden” kişiler olduğunu belirterek “Yapay Zekanın Mimarları”nı Yılın Kişisi ilan etti.
Gerçekten de bu sene her yapay zeka dendiğinde kumbaraya beş lira atsaydık hep birlikte Gemini'ye, ne bileyim Grok ya da OpenAI'dan birine ortak olur, zengin olurduk. Ancak bu listede tek başına değil, "Algoritma" gibi başlıkların altında işlendi.
Buraya kısa bir not eklemeden geçemeyeceğim: İnsanların neden yapay zekayı bu kadar çok sevdiğini anladığım bir gün var. Emeğin görünmez, talebin sonsuz olduğu her durumda, önlerine insan kapasitesi, daha önemisi insan hakları, mesai, çalışma süreleri çıkan her şirket sahibi, sonsuz bir kaynak imkanı olarak gördüğü, her sorusuna cevap eren, her şeyin her versiyonunu yapabilen, mesaisi bitmeyen, enerjisi tükenmeyen, uyumayan, yaratıcılığı, yapabilecekleri, önerileri, alternatifleri, versiyonları bitmeyen bir köle bulmuş gibi hissediyor.
Peki ya arkamızda bırakmak üzere olduğumuz yılın bir özetini çıkarmak istesek aklımıza gelecek diğer kavramlar neler? Ve onları neden bu kadar sevdik?
Biz bu yazıda seçmeyi denedik, güzel kısmı şu: Kim okusa eksik bulacak ve hepsi haklı olacak… Yine de denemenin ve hatırlamanın eğlenceli bir aktivite olduğu gerçeği değişmiyor.
Algoritma
Algoritma, aslında uzun süredir gerçeklik algımızı, konuşma ve hayatı algılama biçimimizi, trendleri etkileme gücüyle gündemimizdeydi. Ancak bu yıl, algoritmalar yüzünden maruz kaldığımız içeriklerin aynılaşması sorunu daha da bariz hâle geldi.
- Algoritmalar, hepimizin evrenlerini biricikleştirirken bizi aynı içeriklerde buluşmaktan da alıkoyuyor. Tektip, önyargıyı besleyen bir düşünce yapısının sonucu bu aslında.
2025, herkesin kendi algoritmasında, kendi yankı odasında kaybolduğu bir yıldı, çok nadiren aynı içerikleri gördük, izledik; aynı insanları "fenomen" olarak kabul ettik. Parçalanmış dünyamızın tutkalı, algoritmalardan nasıl etkilendiğimizin farkında olmaktır belki de.
Anksiyete
Anksiyete: Sabah uyanıp telefona baktığımız o ilk andan itibaren damarlarımızda gezen o tanıdık his... Bu yıl en çok denk geldiğimiz kelimeler arasında ilk sıralarda ona yer vermezsek olmaz. Anksiyetenin hiç olmadığı kadar somut, yaygın ve hatta "popüler" olduğu bir yıl geçirdik. Bazen tek başına oradaydı, bazen “performans anksiyetesi”, “sosyal anksiyete” gibi kavramların eşlikçisi olarak.
Önceleri medikal bir tanıyken 2025’te bir yaşam standardına dönüştü. New York Times’ın yemek yayınında “Nohut anksiyetesi” başlıklı bir makale bile gördük. Google aramalarında "Anksiyete nedir?" sorusundan "anksiyete için nefes egzersizleri"ne geçtik. Bu sene anksiyetemizle barışmadık belki ama onunla yaşamayı, bir ev arkadaşı gibi onu idare etmeyi öğrendik.
Performatif
Performatif kelimesi "performatif erkeklik" olarak girdi radarımıza. Bugün vardığı yerde ise nasıl göründüğünü önceliklendirerek yapılan birçok eylemi tanımlamak için kullanılır hâle geldi.
"Performatif erkek" yarışmasıyla popülerleşen kavram, örneğin Kurtlarla Koşan Kadınlar'la poz verip gündelik hayatında mizojin davranışları dert etmemek diye özetlenebilir. Artık bedenimiz ve kendimizle kurduğumuz ilişkinin arasında ekranlar, daha da önemlisi, görünmez bir kamera varmış gibi yaşamak var. Artık herkes bir tür performans sanatçısı. Artık herkes main character energy sahibi.
Main character energy
Aslında yalnızca 2025'in değil, son birkaç yılın en popüler kavramlarından biriydi main character energy. Kişinin “kendini hayat filminin başrolü” gibi görmesi, etrafındakileri ise yan karakterleştirmesine deniyor. Ancak 2021’de main character syndrome olarak bildiğimiz durum, 2025’e geldiğimizde main character energy’ye dönüştü.
Onların sabah kahveleri, sabah rutinleri oluyor; saçlarını 8 adımda yıkıyorlar çünkü saç bakım rutinleri oluyor. Herkesin başrol, herkesin içerik üreticisi olduğu bir dünyanın derinliklerine doğru dalmaya devam ediyoruz.
Rutin
Hatırlarsanız bir ara her şey “deneyim”di. Kahve içmek de deneyimdi, yola çıkmak da deneyimdi, televizyon izlemek de... Artık her şey birer rutin. Eskiden sabahları dişimizi fırçalayıp, yüzümüze bir krem sürüp, bir kahvemizi yapıp hayatımıza devam ediyorduk. Şimdiyse sabah rutini, akşam rutini, cilt bakımı rutini, saç bakımı rutini var. Sabah bir müzik açıp iki sayfa kitap okuyorsanız mesela, bir sabah rutininiz var demek.
Rutin, bir çeşit influencer jargonu olarak girdi hayatımıza ancak dümdüz dursanız rutin diyebileceğiniz bir performans artık rutin sahibi olmak. Hem mindfulness ekseninde, hem de özbakım...
Longevity
Ben bu sene, “100 yıl yaşamak için ne yapmalıyız” yazısı okudum. İnsan ömrünün uzamasını mümkün kılacak teknolojilerin eşiğinde durmak, bize bayıltıcı bir içerik dizisi olarak döndü. Bu 2025’te yazdığım bir yazıdan alıntı:
“İyi yaşamak ve yaşlanmamanın bir statü sembolü hâline gelmesi elbette sosyal medyanın bir performans alanına dönüşmesiyle eşzamanlı... Artık yaşlanmak, fakirlik gibi bir şey…”
Bir endokrinolog düzeyinde bilgi sahibi olduğumuz hormonlarımız, yeri geldi dopamin detoksuna, sabah kahvesi yerine bitki çayı tercihi de "Kortizol seviyemi kontrol altında tutmalıyım" cümlesine dönüştü bu yıl.
Bilimin diliyle açıklamaya çalıştığımız bu tercihler, bir yandan görsel trend ve özet reçeteler hâline de geldi. Artık uykumuzu takip etmemiz, kortizol seviyemizi ölçmemiz, adımlarımızı saymamız gerekiyor... Çünkü 100 yaşına kadar yaşayacaksak iyi yaşayacağız. Takviyelerimizin saatlerini optimize edecek, iğnelerle zayıflayacak, ölümsüz ve güzel olacağız.
Takviye
Bu yıl bir matcha, bir de magnezyum altın çağını yaşadı. Gazetelerden web sitelerine, Youtube’dan TikTok’a her yerde hangi takviyeleri almalıyız, magnezyumu hangi saatte almalıyız sorularına cevaplar arandı.
Uzun yaşamanın yolu doğru takviyeleri almaktan geçtiği için ilaç sektörünün kârı da COVID dönemindeki altın çağı aratmadı. Takviye pazarı 2024’te 92 milyar dolar değerindeyken 2032’de 179 milyar dolar olması bekleniyor.
Maxxing
Maxxing'i kısaca optimize etme deliliği diye açıklayabiliriz. Bu yıl New York Times’da maxxing hakkında “her şeyin arkasına eklenen sonek” konulu bir makale yayımlandı. Proteinmaxxing, sleepmaxxing, fibermaxxing ve bilimden hiçbir şey öğrenmemişiz gibi yazın ortaya çıkan tanmaxxing benim şahsen en çok gördüğüm kullanımlarıydı.
Matcha
Matcha, Japonların bile tahmin edemeyeceği bir popülerlik kazandı geçen yıl. Her şey yemyeşil oldu gözümüzün önünde. Bu kadar yeşil tozu en son 90’larda saça kına yakmak modayken görmüştüm.
Lakin matcha’dan söz ederken biraz açmamız lazım bu konuyu. Şablon hep aynı: Bir ürün global wellness / sağlıklı beslenme / estetik trendi oluyor. Bu daha önce avokado, badem sütü yapmak için badem, kinoa, öncesinde soya ve mısırda yaşandı. Çiftçi ve üreticiler hızlı kâr etmek için normalde ektikleri bitkileri söküp tüm ekosistemin canına okuyacak şekilde tarlalarına aynı ürünü ekiyor. Toprak ona göre olmuyor, bu yüzden su ve pestisit ve kimyasal gübre, yüksek su ihtiyacı devreye giriyor. O arzu edilen kâr, her şeyi mahvediyor.
Evet, matcha hiç olmadığı kadar gelir getirdi ancak şu anda Japonya’da matcha talebine yetişilemiyor. Japonya’daki bazı bölgelerde önceden başka yeşil çayların yetiştiği topraklarda matcha yetiştirmek için ekinler değişiyor. Çin, Kenya, Hindistan gibi ülkelerde sahte matcha üretimi de başlamış durumda.
İfşa
İfşa bu yıla dönüp baktığımızda taciz kelimesi ile birlikte hatırlayacağımız kelimelerden. Bu konuda yılın sonuna gelip baktığımızda aklımızda tutmamız gereken birden fazla konu var.
Yaz sonu kadınların birbirlerini güçlendirmek, birbirlerinden güç almak, bir domino veya kelebek etkisi yaratmak için ifşa yolunu seçtikleri bir dönem yaşadık. Bir yandan kadınları suçlayan, olayları magazinleştiren, "Bu taciz mi?" diye sormayı, "Neden şimdi?" diye sorgulamayı yeğ tutan sesler kadınların zaten cılız olan seslerin boğdu.
Yılın sonuna doğru TBMM lokantasında stajyer kız öğrencilerin maruz kaldıkları tacizin, büyük bir televizyon kanalında kadın sunucuların yaşadıklarını ifşa etmelerinin ve bu yaz utanmayı bırakıp konuşan kadınların aynı şeyi anlattıklarını anlamamız için umarım daha fazla yıla ihtiyacımız olmaz.
İlişki
Türkiye’nin ironileri bitmez. Bu yıl "Aile Yılı" seçilmişken sosyal medyada erkeklerin kadınlardan, kadınların erkeklerden umudu kestiği bir yıl oldu. Bunun büyük sebeplerinden biri özellikle Türkiye'de sosyalleşmenin gerçekten masraflı olması, hâliyle bütün gençlerin birbirleriyle uygulama üzerinden tanışması ve oradaki beklentilerin gerçek hayattan epeyce uzak olması ve en önemlisi yankı odaları, yani sosyal medya, ayrışmayı derinleştirdi.
Genç kadınlar “Erkolar kapatılsın” hattına çekilirken genç erkekler kendi aralarında giderek kadın düşmanı bir ruh hâline geçtiler.
Vibe
Bütün yıl vibe’ın doğru Türkçe karşılığı arandı. Sürpriiiz! Bulunamadı. Kelime anlamıyla vibe, biraz intiba, biraz his, biraz enerji, fiil olarak da takılmak, ortamla uyum sağlamak, hiçbir şey yapmadan durmak gibi cümle içinde kullanılınca “sezilen” kavramlardan biriydi.
Listemize girme nedeni, temcit pilavı gibi karşımıza çıkan “Vibe’ın Türkçesi ne” gönderileri. Her şeyi hemen anlamak, her şeyi hemen çevirmek, kestirme bir yol bulma arzusunun berraklaştığı anlardı benim için vibe kelimesinin Türkçe karşılığını arama çabaları.
Nasıl ki schadenfreude kelimesinin Almanca dışında tam karşılığı yok, vibe’ın da yok.
Gıda güvenliği
Gıda enflasyonu, pestisitler ve kimyasallar yüzünden ihraç edilemeyen gıdalar, gıda zehirlenmeleri… Yılın son zamanlarında özellikle gündeme gelen toplu gıda zehirlenmeleri ve birkaç yıldır yakamızı bırakmayan gümrükten geri dönen tarım ürünleri bir yanda; Türkiye’de asla azalmayan gıda enflasyonu öbür yanda...
Gıda güvenliği, sağlıklı gıdaya herkesin erişebilmesini kapsayan bir terim olduğu için burada. Adalet, enflasyon, neşe ile birlikte, 2026 dilekleri arasında sayılabilir, o kadar büyük bir dert.
Zayıflama ve iğneleri
Hayat tezatlarla dolu, bu liste de öyle. Gıdaya erişim sorunu ve pahalılık bir yanımızdayken ötemizde Ozempic, Mounjaro ve benzeri iğnelerle zayıflamanın beden, güzellik, sağlık alanlarına damga vurduğu bir yıl geçirdik.
Bu gelişme, ilaç şirketlerine görülmedik kazançlar sağlarken yıllardır kazanım sayılan "beden olumlama"dan da bumerang gibi döndük. Bir zamanların demir korselerini birer iğne formunda hayatımıza geri sokan GLP-1 ilaçları, Ozempic’in üreticisi Novo Nordisk’e bu yılın ilk yarısında 9.6 milyar dolar gelir getirirken Mounjaro, Lilly’ye yılın ikinci çeyreğinde 5.20 milyar dolar kazanç sağladı.
McKinsey, 2030’da tüm GLP-1 ilaçlarının satışlarının 100 milyar dolara varacağını tahmin ediyor.
Perimenopoz
2025'te tıpta teşhis ve tanı alanında çığır açan gelişmeler gördük. Kadınların tıpta görünmeyen, dikkate alınmayan, önemseyen bir dünya semptomunun sadece kadınların hormonal düzenleriyle ilgili olduğu fark edildi. Menopozun ise bildiğimiz ve toplumsal olarak ezber ettiğimiz bir durumdan çok bir süreç olduğunu "keşfettik".
Bunun arkasında ise dünya nüfusuyla ölçersek perimenopoz dönemindeki kadınların hedef kitle ve pazar payındaki yüzdesinin azımsanmayacak oranda olması yatıyordu. Ne yazık ki, bazı ilerlemeler para sayesinde kaydediliyor.
Ekran süresi
Avustralya’da 16 yaşından küçüklere sosyal medyanın yasaklanması, sosyal medya kullanımının dikkat, zeka, öğrenmeye etkisinin tartışılmasıyla birlikte "ekran süresi" de en çok konuştuğumuz konular arasındaydı. Bugün farklı yaş grupları ve ülkelere göre değişse de ortalama ekran süresi yaklaşık yedi saat.
Sosyal medyada ise “O sırada bizim ekran süresinin 20 saat olması…” diye övünenler de var. Öte yandan dijital çağın içine doğanlar arasında, bu çağın getirdiği sorunların başlıca muhataplarının kendileri olduğunu söyleyip bu sorunlara yasaklarla çözüm bulunamayacağını savunan genç dijital haklar savunucuları da seslerini yükseliyor.
Pikaçu
Telefonumda fotoğraflara bakarken bu yılın en akılda kalıcı günü hangi gündü diye düşünüyordum ve Saraçhane eylemlerinin bir fotoğrafına denk geldim: 19 Mart 2025.
O günleri hatırlamak için Pikaçu, doğru kelime gibi geliyor bana. Çünkü Türkiye’ye yaraşan budur, her konunun kendine has bir neşesi olan hikayeleri, dramları vardır arkada. Yıllardır üzerimize yapışan o "Hiçbir şey değişmez" hissinin, o güçsüzlük illüzyonunun bir anda nasıl yıkılabileceğinin, bir fotoğrafın, bin kelimeye bedel olduğu o andı: Barikatın yıkıldığı an. İşte Pikaçu, yan anlamları, anlamları, çağrışımları değişen kelimelerin en hatırlamaya değer kelimesi. Umutsuzluğun, elem ve kederin içinde sapsarı bir sembol.
Boykot
Saraçhane eylemleri sırasında CHP Genel Başkanı Özgür Özel, isim isim boykot listesi verdi. “CHP eylemlerini görmeyen medya kurumları ve onlara bağlı ticari kuruluşlardan alışveriş yapmayacaklarını” söyledi. Gerçi aralarında o kadar pahalı olanlar vardı ki boykotta olduğumuzu biraz zor anladık. Sosyal medyanın yayılım gücü devreye girdi, neredeyse her bir marka, şirket kurucularına kadar didik didik edildi. Hatta iş büyüdü, boykot, hiç alışveriş yapmamaya evrildi.
Aynı anda "İsrail mallarını boykot ediyoruz" saikiyle devam eden bir boykot daha vardı. Öyle bir zaman vardı ki, herkes bir şeyleri boykot ediyordu lakin herkesin nedenleri birbirinden farklıydı.
Poyraz
2025’te Türkiye, son zamanların en ağır yangın sezonlarından birini yaşadı: Bu yıl 6.800 yangın çıktı ve yaklaşık 80 bin hektar alan kül oldu. Bir rüzgarın, bir kıvılcımın bizi nasıl bir yangın ve yasa sürükleyebileceğini, yılın en başında Kartalkaya otel yangınında yaşamıştık zaten. Ne yazık ki, sömestr, kayak, kar tatili kelimeleri bize uzun yıllar bunu hatırlatmaya devam edecek.
Bu yaz çıkan büyük orman yangınları, aynı anda başlayan bir poyrazla şiddetlendi ve korkunç bir yıkıma neden oldu. Bugün doğan çocuklara önerilen isimler arasında Poyraz’ın azaldığına eminim, ama kanıtlayamam, şimdilik.
Yorgunluk
Yılın kelimelerine yorgunluk kelimesini eklemek lazım galiba son olarak. Her şeye bir isim bulmak, her şeye yetişmek, her şeyi anlamak, takip etmek, marketlerde hesap yapmak, kaç saat uyuyabildiğini, ayın sonunun nasıl geleceğini, yazdığın şeyden gözaltına alınıp alınamayacağını, bir yerden bir yere gitmenin ne kadar süreceğini, her şeyin ne zaman düzeleceğini düşünmenin yorgunluğu.
2026 daha az yorulduğumuz bir yıl olur umarım.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Sinem Dönmez
Gazeteci ve metin yazarı. 1984’te İstanbul’da doğdu. Yazı yazmaya Cumhuriyet Hafta Sonu ve Pazar eklerinde başladı. Marie Claire Türkiye, Radikal Hayat, Cumhuriyet Sokak, Hürriyet Kitap Sanat gibi mecralarda yazdı. Okumayı, düşünmeyi, kedileri ve büyük sofraların etrafında oturmayı seviyor.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

Türkiye’de kız çocuklarının eğitime erişiminde son 20 yılda önemli ilerleme sağlandı; ancak eğitimde kapanan makas, okuldan işe geçişte, ekonomik katılımda ve karar alma süreçlerinde yeniden açılıyor. Bugünün meselesi artık kız çocuklarını yalnızca okula ulaştırmak değil, değişen dünyada kendi yollarını çizebilecekleri beceri, özgüven ve fırsatlarla desteklemek. Aydın Doğan Vakfı, "Güçlü Kızlar Güçlü Yarınlar" projesiyle eşitsizliğin eğitim sonrasındaki halkalarına odaklanıyor.



