İstanbul'un sahibi kim?
Cevaptan tam emin değiliz ama Yenal Bilgici bu ay yanıtı aramaya talip oldu.
Beyoğlu’ndaki bir berber dükkânında karşılaştığım jilet gibi bir takım elbise giyinmiş, yaka cebi mendilli, fötr şapkalı yaşlı adamda bir tapu olabilir miydi mesela? Dükkâna ben girerken o tıraşını halletmiş çıkmak üzereydi. Her çalışana kıdemine göre bahşiş verdi. Üstelik bunu son derece centilmence, eğlenerek ve eğlendirerek yaptı. Ben dünyanın en zor işlerinden olan bu bahşiş meselesinin altından hakkıyla kalkan adama hayranlıkla bakarken o şapkasına hafifçe dokunarak beni de selamladı ve çıktı gitti. Ardında iyi romanların insanın ruhunu hafifleten havasını bırakmıştı.
O dükkâna epeydir devam ediyordum ama adamı daha önce hiç görmemiştim. “Kimdir?" diye sordum berbere; “Haa o mu?” dedi gülerek. “İstanbul’un sahibi o”. İyiden iyiye meraklanmıştım. “Ne demek İstanbul’un sahibi?” Berber ciddiyetle anlattı. “Abi şimdi Fatih İstanbul’u aldı ya, işte bu abinin ailesi o sırada buradaymış. Hatta bizimkiler gelmeden çok önce, yüzlerce yıl önce bile burada yaşıyorlarmış. Aynı semtte. Hiç kıpırdamamışlar yerlerinden. Hâlâ orada oturuyor bu abi. İstanbul’un en eskisi o yani, buralar hep onun sayılır.”
Berber haklı. Yine de geçen ay memleketin bitmeyen meselelerinden Ayasofya’nın tekrar camiye çevrilmesi fiiliyata dökülürken “İstanbul’un sahibi kimse Ayasofya onundur.” diye esip gürleyen milletvekilinin berbere hak vereceğini sanmıyorum.
Bu görüş, kendini İstanbul’da hak sahibi gören herkese de hak vermiyor sonuçta. En azından Ayasofya konusunda. Acaba bir padişah torunu çıkıp “Bizim hep buraları.” dese ona hak verir mi? Peki ya aramızda bir Bizans İmparatoru torunu yaşıyorsa; şehirde onun da bir sahiplik hakkı var mıdır?
NEREDE YAYIMLANDI?
İstanbul'un daimî dönüşümünden anekdotlar: Kararsızlıklar, yanlış kararlar, zamana karşı direnenler...
13 Eyl 2020

İLGİLİ OKUMALAR


