“Hiç arkadaşlarınızı öldürdüğü ve sıranın size geldiğini anladığınız için birisini öldürdünüz mü? Hiç sonrasında, kendinizden korkmanıza neden olacak şeyler yaptınız mı? Hiç her yerinizin kan olduğu ve bunun sizin mi, arkadaşınızın mı, yoksa bir zombinin kanı mı olduğunu anlayamadığınız oldu mu? Ha? O zaman bilmiyorsunuz!”Bu sözler dünyada izlenme rekorları kıran “The Walking Dead” dizisinin karakteri Michonne’e ait. Bilim kurgu ve fantastik alemlerinin en sevilen üyelerinden olan zombilerin dünyayı sardığı, bir avuç insanın hayatta kalma mücadelesi verdiği hikayelere aşinayız, ancak bu sözlerle başlayan bir akademik çalışma sanırım daha önce pek duyulmamıştır.Hayatımıza hızla girip hepimizi etkileyen COVID-19 pandemisinden önce “dünyayı kasıp kavuran distopik salgın” dizilerini koltuğumuza gömülüp keyifle, “ya bu da biraz abartı arkadaş! Bu kadarı da olamaz!” nidaları ve “asla gerçek olmayacak bir kurgu” olduğu rahatlığıyla izliyorduk öyle değil mi? COVID-19 bize -başka pek çok şeyle beraber- izlediğimiz ve göze son derece gerçek üstü görünen her şeyin bir saniye sonra ”yeni normalimiz” olabileceğini öğretti. Artık zombie filmlerini o kadar da rahat izleyemiyoruz sanki. Araştırmayı yapanlar “ Kıyamet günü geldiğinde acaba insanlar nasıl davranır?” sorusunu benzer düşüncelerle mi sordular bilemiyoruz, ancak çalışmalarının ilgi çekici olduğu kesin.Kıyamet benzeri büyük bir felaketten sağ çıkanlar nasıl davranırlar? Kıt kaynaklar için vahşi bir mücadeleye mi girerler? Yoksa barışçıl bir şekilde organize olup, uzmanlıkları çerçevesinde herkesin iş paylaşımı yaptığı bir düzende medeniyeti yeniden inşa etmeye mi çabalarlar? Hallgren ve Buchanan yaşadığımız dönemden ve izlediğimiz distopik kurgulardan yola çıkarak bu sorulara cevap aramışlar.Alıştığımız üzere gerek iş yaşamı, gerekse toplumsal yaşamda beklenmeyen bir krizle karşılaştığımızda, ilk yaptığımız alanında uzman, tecrübeli ve seçilmiş kişilerden oluşan bir takım kurmak ve bu kişilerin bilgi ve deneyimlerinden yararlanarak sorunun üstesinden gelmektir. Ama büyük bir felaket sonrasında tablo farklı olur muhtemelen

“Hiç arkadaşlarınızı öldürdüğü ve sıranın size geldiğini anladığınız için birisini öldürdünüz mü? Hiç sonrasında, kendinizden korkmanıza neden olacak şeyler yaptınız mı? Hiç her yerinizin kan olduğu ve bunun sizin mi, arkadaşınızın mı, yoksa bir zombinin kanı mı olduğunu anlayamadığınız oldu mu? Ha? O zaman bilmiyorsunuz!”
Bu sözler dünyada izlenme rekorları kıran “The Walking Dead” dizisinin karakteri Michonne’e ait. Bilim kurgu ve fantastik alemlerinin en sevilen üyelerinden olan zombilerin dünyayı sardığı, bir avuç insanın hayatta kalma mücadelesi verdiği hikayelere aşinayız, ancak bu sözlerle başlayan bir akademik çalışma sanırım daha önce pek duyulmamıştır.
Hayatımıza hızla girip hepimizi etkileyen COVID-19 pandemisinden önce “dünyayı kasıp kavuran distopik salgın” dizilerini koltuğumuza gömülüp keyifle, “ya bu da biraz abartı arkadaş! Bu kadarı da olamaz!” nidaları ve “asla gerçek olmayacak bir kurgu” olduğu rahatlığıyla izliyorduk öyle değil mi? COVID-19 bize -başka pek çok şeyle beraber- izlediğimiz ve göze son derece gerçek üstü görünen her şeyin bir saniye sonra ”yeni normalimiz” olabileceğini öğretti. Artık zombie filmlerini o kadar da rahat izleyemiyoruz sanki. Araştırmayı yapanlar “ Kıyamet günü geldiğinde acaba insanlar nasıl davranır?” sorusunu benzer düşüncelerle mi sordular bilemiyoruz, ancak çalışmalarının ilgi çekici olduğu kesin.
Kıyamet benzeri büyük bir felaketten sağ çıkanlar nasıl davranırlar? Kıt kaynaklar için vahşi bir mücadeleye mi girerler? Yoksa barışçıl bir şekilde organize olup, uzmanlıkları çerçevesinde herkesin iş paylaşımı yaptığı bir düzende medeniyeti yeniden inşa etmeye mi çabalarlar? Hallgren ve Buchanan yaşadığımız dönemden ve izlediğimiz distopik kurgulardan yola çıkarak bu sorulara cevap aramışlar.
Alıştığımız üzere gerek iş yaşamı, gerekse toplumsal yaşamda beklenmeyen bir krizle karşılaştığımızda, ilk yaptığımız alanında uzman, tecrübeli ve seçilmiş kişilerden oluşan bir takım kurmak ve bu kişilerin bilgi ve deneyimlerinden yararlanarak sorunun üstesinden gelmektir. Ama büyük bir felaket sonrasında tablo farklı olur muhtemelen: tamamen rastgele bir araya gelmiş, ilgisiz konularda eğitim almış ya da tamamen eğitimsiz, sınırlı becerilere sahip kişiler, alışılmış hiçbir sosyal yapının kalmadığı ve yardımın gelmeyeceği bir durum.
Aslına bakarsanız, insanlık böylesi senaryolara yabancı değil. Mesela: Hiroşima ve Nagazaki. İlgili kaynaklara baktığımızda atom bombalarından sağ kalanların duygusuz davrandıklarını ve birbirlerine yardım etmek için pek de çabalamadıklarını görüyoruz. Düşünülenin aksine, genel eğilim duygusal destek ve yardımlaşma değil, diğer felaketzedelere yabancı ve uzak durmakmış. Böyle davranmalarını sebebi yaşadıkları yıkımın büyüklüğü ve radyasyonun etkisiydi hiç kuşkusuz.
14. ve 19. Yüzyıllar arasında yaşanan “küçük buz çağı” bir başka örnek. Tarih bu dönemde insanların kıtlık, kuraklık ve salgın hastalıklarla boğuştuğunu; bununla beraber suç oranlarının patladığını, hırsızlık, cinayet, cinsel saldırı ve “farklı olanların vahşice hedef alınması” gibi olayların çok yaygınlaştığını gösteriyor.
Hallgren ve Buchanan çalışmalarında bu tarihsel olayları ve bir dizi kurguyu inceleyerek büyük bir felaket sonrası grup davranışları üzerine şu sonuçları elde ediyor:
- Gruplar genelde rastgele bir araya gelen, ortak noktaları olmayan, son derece farklı kişilerden oluşuyor
- Bir lider atama mekanizması olmadığından genellikle otokratik ve kült kişiler lider olarak seçiliyor
- Grupların diğer gruplardan izole olma ihtimalleri yüksek
- Grup hedeflerine ulaşamamanın sonucu çoğunlukla ölümcül
- Tahmin edilemeyen tehditlere ani cevaplar vermek gerekiyor.

Tüm bunlar grup içinde ateşli ve yer yer şiddet içeren tartışmalara, liderlik yarışlarına, bazı üyelerin dışlanması ve yalnız bırakılmasına ve bazen de öldürülmesine sebep oluyor.
Ayrıca gruplar arasında kaynaklar ve barınma için rekabet, adam kaçırma ve fidye, ihanet ve intikam, hatta dişe dişe savaş yaşanabiliyor. Sağ kalanlar için varoluşsal tehdit büyüdükçe karanlık davranışların ortaya çıkma ihtimali de büyüyor. İnsan genlerinde kodlanmış “soyunu ne pahasına olursa olsun devam ettir” güdüsü bu davranışları daha da körüklüyor olsa gerek.
İçinizi çok mu kararttık? Bilim bazen duymak istemediğimiz şeyler söylese de, asıl amacı bu olumsuz ihtimallere karşı ne yapabileceğimizi düşündürmek ve göstermek. Böylelikle bu tatsız durumlarla karşılaştığımızda, ne yapabileceğimizi bilir ve olanlarla başa çıkabiliriz.
Bu çalışma özellikle düzenin temsilcisi olan devlet kurumları ve yöneticilerine ileride yaşanması muhtemel büyük felaketlerde insan doğasının karanlık tarafıyla karşılaşmamak için şunu öneriyor:
- Kurgu felaket senaryoları üzerinde çalışmak, böylece hiç akla gelmeyecek durumlar üzerinde önceden düşünüp yaratıcı çıkış yolları bulmak ve hazırlık yapmak. Devlet hazırlıklı olduğunda sosyal yapıların devamlılığını sağlamak ve insanın karanlık tarafını dizginlemek mümkün oluyor.
Sözümüzü yine çalışmadan bir tavsiye ile bitirelim: ideal bir kıyamet sonrası “ertesi gün” ekibine doktor, mühendis, çiftçi gibi meslek erbabının yanı sıra dövüş uzmanı, atlet, müzakereci, yaratıcı çözümler geliştirebilecek bir üye ve bir de koç eklemeliymişiz.
Biz payımıza düşeni COVID-19 pandemisi ile almış olduğumuzu umalım ama yine de kıyamet sonrası grupların tercih edilen üyelerinden olmak için kendimizi bu alanlarda geliştirmeyi düşünebiliriz :)
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu haftaki başlıklarımız: Zombi Kıyamet Günü Dersleri: Felaket Sonrası Grup Davranışları, Kaşıkla Verip Sapıyla Çıkarmak: Zarar Zinciri ve Lüks Tüketim, Kendi Kendinin Patronu Olmak: Güneydeki Küçük Dükkan Sonumuz Olabilir mi?
18 Mar 2021

İLGİLİ OKUMALAR


