Karanlık bir pazar akşamı çoğu pazar olduğu gibi köyde geçen bir hafta sonunun ardından şehir merkez

Karanlık bir pazar akşamı çoğu pazar olduğu gibi köyde geçen bir hafta sonunun ardından şehir merkezine doğru yol alıyoruz. Bu anım aslında çocukluğumun her yaşında olan bir anı ama ben kendimi sekiz yaşındaki halimle hayal etmek istiyorum. Köy yolunda radyo kanalları çok iyi çekmediği için babamın favori kasetiyle başlıyor yolculuğumuz, yörenin nefesli bir çalgısı olan tulum, sağda ağaçlı yol solda coşkuyla akan dereyle gayet uyumlu. Virajlar keskin, babam yorgun ama kulağındaki ezgilerden dolayı keyifli. Otoyola çıkıyoruz. Devam eden yol çalışmaları, açılmaya çalışılan tüneller... Pazar (Atina) Kız Kalesini sağımda görüyorum. Bu, polis radyosu ya da TRT çekiyor ve radyo tiyatrosu zamanı demek. Bu tiyatrolar annemin favorisi arka koltukta oturan biz üç kız kardeş içinse babamın artık uykusu gelmez bizim onu uyanık tutmamıza gerek yok demek. Tabii ki de radyoda bir Rus oyunu var. Sağımda Karadeniz'e bakarken denizin ötesinden bir tiyatro oyununu dinliyoruz aslında diye düşünüyorum.
Biraz büyüyorum, yollar da büyüyor beş şerit oluyor denizi iyi göremiyorum, yüzme bilmediğime hayıflanıyorum, “Deniz neden kızgın?” diye düşünüyorum, ağaçların büyük kısmı yok, istinat duvarları griliğiyle içimi açmıyor, radyo yine açık, içinde olmadığımız İstanbul trafiğine dair konuşan spikere onun favori müzikleri eşlik ediyor ve tabii bize de. Biraz daha büyüyorum okul korolarına giriyorum. Türküleri, doksanların şarkılarını bağıra bağıra söylüyorum iyi geliyor. Biraz daha büyüyorum genç oluveriyorum. Annemin evde hep bir köşede duran sazını elime alıyorum, olmuyor, kardeşimin gitarına hevesleniyorum, kemana başlıyorum, notalar matematik kadar zor geliyor, olmuyor . Resim mi çizsem acaba diyorum elmayı neden bir kurala göre çizmem gerektiğini anlamıyorum, olmuyor. Bunlar hobidir zaten yapmasan da oluverir diyorlar. Babamın eski makinasıyla bakışmaya devam ediyoruz artık onu elime alıyorum, fotoğraf çekmeye başlıyorum, oluyor, seviyorum... Aynı yıllar şehre beklediğim film gelsin diyorum gelmiyor, bir kitabın içinde bir şarkının adı geçiyor onu bulup da dinleyemiyorum mesela, sanatçı listeleri yapıp şehirdeki tek müzik markete gidip sipariş vermeye çalışıyorum, sadece Kalan Müzik'ten çıkan bir iki albüme ulaşabiliyorum. Okumaya heves ettiğim dergiler ay ortası ancak elime geçiyor, film festivalini, izleyemediğim filmleri Altyazı' dan okumaya, takip etmeye bayılıyorum. “Bir film nasıl çekilir?” ,“Bir kitap nasıl basılır?” ,“Stüdyo nasıl bir yerdir?” derken yol ve yolculuk İstanbul'a eviriliyor. Bundan sonrası İstanbul'a ve üretenlere dair. Nasılların peşinde halen koşuyorum, öğrendiklerimin, tanıştıklarımın hayallerine ve ürettiklerine hayran oluyorum. Üretenler dışında bu üretimleri sunan insanlardan bu şehir sayesinde haberdar oluyorum, sanatı sevmenin onun içinde olmanın sadece sanatçı olmak demekle olmadığını buradaki ilk senemde öğreniyorum, mutlu oluyorum.

Bu cümlemle bu kanalı sonlandırırken Üretim Kaydı' nın içinde üreten ve üretimi sunanlardan bahsetmek istememin benim için neden bu kadar önemli olduğunu bu anılarımla kendime hatırlatmak istiyorum.

Birileri görmek istemese de sanat, hayatımızın içinde hep var! Hep olacak! Bizim pelerinimiz Harry'nin görünmezlik pelerini değil, süper kahraman pelerini.

NEREDE YAYIMLANDI?

Üretim Kaydı Üretim Kaydı

BÜLTEN SAYISI

Birikenler: Konu Mühim

#sahnenesahipçık #gözünüyumma

06 Haz 2021

Fotoğraf: Esra Ece Kuleci

İLGİLİ OKUMALAR