Onu izledim ben.
, Emre Eminoğlu'nun "Siz de izleyin" dedikleri üzerine yazılan kişisel bir sinema yayını.
41. İstanbul Film Festivali
Pandeminin gerektirdiği iki yıllık aranın ardından, alıştığım İstanbul Film Festivali şehrin sokaklarına, sinema salonlarına, fuayelere, kafelere geri döndü. Bir yandan beşinci kez festival ekibine dahil olup yoğun bir tempoda çalıştım, bir yandan salondan salona koşarak 26 uzun metrajlı, 16 kısa metrajlı film izledim, bir yandan festival partilerinde kendimi dağıttım.
Altın Lale'yi festivalin Uluslararası Yarışma'sında bir türlü barışamadığım Gaspar Noé'nin bu nedenle izlemediğim filmi Vortex, Ulusal Yarışma'sında ise Berlin'de izleyip pek beğenemediğim Klondike aldı. Antalya'da izlediklerim dışında, Ulusal Yarışma'da yeni bir film izleme fırsatım olmadı - Çilingir Sofrası, Ela ile Hilmi ve Ali, Mukavemet'i merakla listeme ekledim.
Festivalin benim için en iyileri olan Hit the Road ve After Yang ile ilgili yorumlarımı bültenin farklı bölümlerinde bulacaksınız. Festival sırasında izlediğim filmlerle ilgili yorumlarımı çok disiplinli bir şekilde paylaşamadım. Özellikle beğendiğim (★★★½ ve üzeri) filmlerle ilgili bir şeyler gevelemeye muhtemelen Letterboxd ve Twitter dolaylarında bu hafta da aklıma estikçe devam edeceğim. Ama burada da birkaç nota yer vermek isterim:
- Festivalde izlediğim ilk film, Sundance'ten ödülle dönen Utama, erkeklik, muhafazakarlık ve yaşlılığın getirdiği toksik inat ve anlamsız gururun nasıl bir yere sürüklediğini gösteriyor. Filmin fonundaki kuraklığın muhtemel kaynağı iklim krizinin de nedeni tam öyle bir grup muhafazakar, yaşlı erkeğin kararlarıyla alakalı değil mi zaten?

Lost Illusions
- Lost Illusions'ta Balzac’ın yıllar öncesinde yazdığı, alkışların da yuhalamaların da parayla satın alınabildiği bir kabusu betimleyen satırlar, Frankofon sinemanın en güzel erkekleriyle günümüz diline ve biçimine şaşırtıcı derecede uyan ve sürpriz şekilde sıkıcı olmayan bir uyarlamaya dönüşüyor. Bir zamanlar mürekkebe ve matbuya bağlı bir itibar alışverişi olan gazetecilik, ticaret, şöhret ve sosyete dörtgeni, bugün dijital bir kabusa dönüşmüş durumda belki de. Hepimizin itibarı ve sanal varlığı, bir sosyal medya linçine ya da ifşasına bağlı değil mi?
- Mayınlı Bölge: Folk Horror bölümündeki Tumbbad, birçok yönden Jallikattu’yu anımsattı. İnsan doğasındaki açgözlülük, hırs, doyumsuzluk üzerine muhteşem bir altın-yumurtlayan-tavuk ilhamlı korku hikayesi. - biraz da gluten intoleransı üzerine…

Atlantide
- Genç Ustalar'daki Atlantide, “kayıp gençliğin” kendi kendine kaybolmadığını gösteren filmlerden ve bunu belgesel sinemaya göz kırpan bir gözlemcilikle, çatışma anlarındansa sonuçlarını gösteren bir minimalizmle yapıyor. Umudu, kaçış ihtimalini öldüren, yok eden engellerin bir metaforuna dönüşüyor. Son sürat ilerleyen temposu, muazzam görüntüleri, trap müziği ve arzuyla acıma arasında gidip gelen tuhaf hisler uyandıran genç bedenleriyle, günümüz gençliğini özetleyen en iyi filmlerden. Bana yer yer Sofia Exarchou’nun Park’ını anımsattı. Filmin zirvesiyse, yeryüzünde en sevdiğim yerlerden, dünyanın en çok turist çeken, en büyülü şehirlerinden birini korkunç bir kabusa, yüzyıllar öncesine ait o güzel kenti sanki bir gelecek distopyasına yerleştiren, adeta bir villain’a dönüştüren görkemli final sahnesi.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Aposto!'da öne çıkan içerikler ve editörlerin favorileri burada!
07 May 2022

İLGİLİ OKUMALAR


