Esmiyor,

İklim krizini farklı yönleriyle ele alan son sayısında bir soru soruyor: Gezip görmeden, farklı kültürlere dokunmadan sürdürülebilir olmak mümkün mü?


Babam doğduğunda Türkiye nüfusunun yüzde 25'i şehirlerde yaşıyordu. Ben doğduğumda ise yarısı. Şu anda ise yaklaşık %75'i şehirlerde yaşıyor. Bu oranda şehirleşmenin dünya genelinde 2050 yılında gerçekleşmesi bekleniyor.

2050 size bir şey hatırlattı mı?

IPCC raporları?

Hani net sıfıra ulaşmamız gereken yıl?

O 2050, bu 2050. Peki bu şehirleşme oranı aynı zamanda sürdürülebilirlik önündeki en büyük engellerden biri değil mi?

Şehir çoğu zaman rahat. Elektrik ve suyunun bağlı olduğu evler. Yakınında gıda alabileceğin marketler, bakkallar ve hatta süpermarketler. İstediğini edinebileceğin e-ticaret siteleri. Hepsi tabii ki gerekli. Hatta şanslıysan bir kliman bile olabilir. Dev şehirlerde, kendine benzer kişilerle daha çok iletişim kurarak bir hücre içinde; 250 yıl önce sultanlara bile nasip olmayan bir ortamda yaşayabiliyorsun. Bu durumun yan etkilerinden biri de bizi doğa ve çevrenin gerçeklerinden uzaklaştırması. Romantik bir yerden söylemiyorum bunu, oldukça gerçek bir yerden bahsediyorum.

Herkes doğayı biraz da olsa yaşasa, orman yangınları sırasında 'kızılçam ormanlarını 1950'lerde dikmişler' safsatasına kimse inanır mıydı? O kadar kocaman ormanları insanlığın dikebileceğine kimse inanır mıydı?

Devamını oku

Abone ol

NEREDE YAYIMLANDI?

Editörün SeçkisiEditörün Seçkisi

BÜLTEN SAYISI

Aposto Digest #72: Brontë Kardeşler, Sürdürülebilirlik, Bozcaada

Aposto'da öne çıkan içerikler ve editörlerin favorileri burada!

27 Ağu 2022

Aposto Digest #72: Brontë Kardeşler, Sürdürülebilirlik, Bozcaada

İLGİLİ OKUMALAR