Buna karşılık, yasama meclisi seçimleri bakımından HDP’nin başını çektiği başka bir blok, Emek ve Özgürlük İttifakı oluşturuldu.

Seçim ‘’sath-ı maili’’ne girilmesiyle birlikte siyasî partilerin iktidar yarışında izleyecekleri stratejiler ve seçim kampanyalarının alacağı şekil belirginleşmeye başladı. İktidar-muhalefet ilişkileri gerilimini korurken, siyasî partiler ve blokların arasında ve her iki bloğun kendi içinde hareketlilikler artmaya başladı. Seçim sonucuna etkisi bakımından en önemlisi de partiler arasında destek ve ittifak arayışlarının gündemin ön sıralarına yerleşmesi oldu.

Meral Akşener’in muhalefet bloğu içinde kısa süreli bir krize yol açan malum çıkışından sonra Altılı Masa kendisini tekrar konsolide etmeyi başardı. Bu arada, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayı olduğunun kesinleşmesini, Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığının destekleneceğine dair HDP tarafından gelen mesajlar gizledi. Yine de, AKP-MHP iktidarının tamamen sonunu getirebilmek bakımından çok önemli olan muhalefetteki bu ikinci büyük partinin Altılı Masa’ya katılması sağlanabilmiş değil. Çünkü, İYİ Parti bilinen ideolojik nedenlerle HDP’nin bu ittifaka katılmasına kesinlikle karşı olduğu gibi, HDP de İYİ Parti’yle aynı blokta yer almaya hiç istekli değil.

Bu arada, iktidar kanadı da dinci eğilimleri öne çıkan ve birinin şiddet eylemcisi bir eski örgütle geçmişi bulunan iki yeni katılımla koalisyonunu çok az da olsa genişletmiş görünüyor. Fakat, ilginç bir şekilde iktidar bloğu cumhurbaşkanı adayını henüz resmen açıklamış değil. Yine de, Anayasaya açıkça aykırı olsa da, Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayının Tayyip Erdoğan olması en kuvvetli ihtimal olarak görünüyor.

Bu arada, siyasî iktidar giderayak hukuku zorlamaya devam ediyor. Hükûmet deprem nedeniyle olağanüstü hal ilân edilmiş olan bölgede ihtiyaç duyulan hukukî düzenlemeleri genellikle olağanüstü hal cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yapmayı tercih etmektedir. Bu meyanda çıkarılan birçok kararname arasında 24 Şubat tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan olağanüstü hal cumhurbaşkanlığı kararnamesi, afetin sonuçlarıyla baş etmede ağırlıklı bir yere sahip olması bakımından olduğu kadar, uzun dönemli olacak olan etkileri bakımından da hukukî olarak özel önem taşımaktadır.

‘’Olağanüstü Hal Kapsamında Yerleşme ve Yapılaşmaya İlişkin’’ olan bu kararnameyle afet bölgesinde yıkılan şehirlerin yeniden inşası ve milyonlarca insanın kalıcı iskânlarının sağlanması amaçlanmaktadır. Fakat, aşağıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, bu kararnamenin Anayasaya uygunluğu kuşkuludur. Anayasa gerçi Cumhurbaşkanına olağanüstü hallerde olağanüstü halin gerektirdiği konularda kararname çıkarma yetkisi vermektedir, ama bu kararnamelerle olağan dönemlerdeki hukukî ilişkileri etkileyecek kurallar konması Anayasaya ve hukukun genel ilkelerine aykırıdır. Bu meselenin siyasî iktidar tarafından kapalı kapılar ardında kararlaştırılarak bir oldu-bittiye getirilmek suretiyle halledilmeye çalışılması için de benzer bir durum söz konusudur. Böyle bir girişim ‘’demokratik toplum’’ anlayışıyla bağdaşmadığı gibi, yarattığı sonuç bakımından da telâfisi imkânsız zararlar da doğurmaya adaydır.

Bu arada, Türkiye’nin çoktandır AKP-MHP ittifakı tarafından içinde sürüklenmiş olduğu çok boyutlu kirizinin aşılması ve ülkenin temel sorunlarının üstesinden gelinmesi yönünde gelişmeler olmak şöyle dursun, ülke her geçen gün daha da batağa saplanmaktadır. Bu seçim kampanyasının da sorunları artıracağı söylenebilir. En başta, toplumun çoğunluğunu yoksullaştıran ve onları geçim derdine düşüren ekonomik krizde maalesef hiçbir iyileşme emaresi görülmüyor. Türkiye’nin zaten kırılgan olan ekonomisindeki sorunlar, deprem felâketinin eklediği yeni sorunların ve erken emeklilik düzenlemesinin de etkisiyle, yoğunluğu artarak devam ediyor. Nitekim, iktisadî hayatla ilgili son verilere göre, bir yandan carî açık, öbür yandan bütçe açığı gitgide artmakta, bu arada enflasyonun düşürülmesinde de henüz kayda değer bir olumlu sonuç elde edilememiştir. Öte yandan, hükûmet ekonomide ve hukukta ‘’oyunun kuralları’’nı sürekli olarak değiştirmek suretiyle yarattığı güvensizlik yüzünden, Türkiye dışarıdan yatırım sermayesi de çekemiyor.

Son olarak, yaşadığımız deprem felâketi gösterdi ki, Türkiye’nin zaten pek de elverişli olmayan bir siyasî ve hukukî zeminde çalışmak durumunda olan sivil toplum örgütleri, üzerlerindeki baskılara rağmen, ‘’sivil’’ olana sahip çıkmaktadır ve bu konularda hükümetten ve kamu kuruluşlarından daha etkili olabilmektedir. AKP-MHP iktidarı ise sivil toplum inisiyatiflerinin en son deprem felâketinin yaralarını sarma konusunda gösterdikleri başarıyı, öncelikle kendi beceriksizliğinin görülmesini sağladığından, kendisine bir tehdit olarak görmekte ve onları engellemeye ve baskı altına almaya çalışmaktadır. Esasen, bu iktidar kendi güdümünde olmayan herhangi bir oluşuma ve etkinliğe iyi gözle bakmadığı için, kısmen de olsa özerk ve canlı bir sivil toplumun varlığına temelden karşıdır.

Gelecek sayıda buluşmak üzere, esen kalın.

NEREDE YAYIMLANDI?

Özgürlük GündemiÖzgürlük Gündemi

BÜLTEN SAYISI

Özgürlük Gündemi #5

OHAL Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Şehirlerin Yeniden İnşası Düzenlenebilir mi?, Seçim İttifakları Oluşuyor, Rekor Cari Açık ve TCMB Rezervi, Deprem Sonrası Sivil Toplum ve Artan Baskılar.

20 Mar 2023

Özgürlük Gündemi #5

İLGİLİ OKUMALAR