Arşivlerle çoğalmak

Özlem Altunok, Depo'nun yeni sergisi “Eksilerek Biriken”i yazdı.
Arşivlerle çoğalmak

Sergi adı: Eksilerek Biriken

Nerede? Depo

Ne zaman? 16 Haziran - 5 Ağustos 2023

Neden gitmeli? Türkiye'de LGBTİ+ hareketinin yaygınlaşmasıyla birlikte queer sanat da son yıllarda daha görünür ve konuşulur durumda. Öte yandan pek çok alanda olduğu gibi LGBTİ+lara yönelik de nefret suçundan sansüre, etkinlik yasaklamaya uzanan türlü hak ihlalleri yaşanıyor. Bağımsız sanatçı ve aktivistlerden (İlhan Sayın, Şafak Şule Kemancı, Ozan Ünlükoç, Metin Akdemir) oluşan Sınır/sız küratör ekibi, 2018’den bu yana tam da bu alanı daraltma girişimlerine karşı LGBTİ+ aktivizminin sanatla kesiştiği yerde düzenlediği sergilerle queer feminist söylem ve üretimlerin görünür olmasına katkı sunuyor. 

Sınır/sız’ın her yıl Onur Haftası kapsamında açtığı sergi dizisinin beşincisi, Eksilerek Biriken adını taşıyor. Üç queer sanatçı; Okyanus Çağrı Çamcı, Üzüm Derin Solak, Furkan Öztekin’in işlerini bir araya getiren ve Depo’da izleyiciyle buluşan sergi, arşiv kavramı üzerinden sanatçıların kişisel geçmişlerinde yer etmiş “anlamların” izini sürerek hafıza üzerinden bir örgütlenme önerisinde bulunuyor: “Geçmişi yeniden düşünmenin, ona tekrar tekrar bakmanın hem sancılı hem de iyileştirici bir yanı var. Bir de bakarız hayatımızın çeşitli dönemlerinden bir obje, bir hatıra, sözlü ya da görsel anlatı peşimizi hiç bırakmamıştır. Onun taşıdığı anlam zaman içinde ya olduğu gibi kalmış ya da değişmiş ve farklılık kazanmıştır. Ama her durumda onlar kendimizi anlamamız için önemli birer araçtır. Kendimizi anlamak, kendimizi anlatmak ve buradan yola çıkarak geleceğe, yani ‘bizim’ diyebileceğimiz bir arşive ve tarih yazımına ulaşmak…”

Sergide yer alan sanatçılar kimler?

Eksilerek Biriken’de küratoryal ekip, sergi hazırlık sürecinde sanatçıları “Bir sanatçı olarak kişisel arşivlerinize ne kadar değer veriyorsunuz ve arşivlerinizdeki objelerin hayatınızın geri kalanında nasıl bir etki bıraktığını söyleyebilirsiniz?” sorusuyla baş başa bırakıyor. Bir hesap defteri, bir şemsiye, cezaevinde boncuktan örülmüş bir gül, bir kundak… Sanatçıların kişisel tarihlerindeki anlamlarının yanı sıra kolektif bir anlatının da elemanlarına dönüşüyor bu nesneler. Öte yandan kişisel arşiv deyince bir kokuyla, bir ezgi ya da bir “an”la tetiklenebilen görsel ve duyusal hafızanın sonsuz çağrışıma açık doğası da devreye giriyor. Arşiv bir yandan kişiselliğinden sıyrılıp potansiyelini genişletiyor, bir yandan da gücünü bu öznel söyleminden alıyor. 

Furkan Öztekin’in birazdan yer vereceğim kişisel arşivinden çıkarıp Onur Yürüyüşü’ne eklemlediği işi gibi. Okyanus Çağrı Çamcı’nın, aile yadigârı nesneleri ve anılarını iç içe geçirerek kendine tekrar tekrar baktığı çalışmasında olduğu gibi. Çamcı’nın ticaretle uğraşan babasının hesap defterinin sayfaları üzerine yaptığı pastel çalışmalara babasının bir kravatı ve cezaevindeki abisinin hediye ettiği boncuktan nesneler eşlik ediyor. Duvarda ise annesinden kalma bir elbisesinin tülünü kullanarak yaptığı pastel çalışma, ters bir otoportre ile ojeli el ve ayaklarının resmi yer alıyor. Pastelin yarattığı naiflik ve muğlaklık hissiyle nesnelerin soğukluğu ve somutluğu arasındaki tezat, Çamcı’nın trans kimliğini inşa ve kendini var etme çabasını da görünür kılıyor. 

Üzüm Derin Solak’ın çalışması ise pembe çiçeklerle işli kundağı aracılığıyla trans geçiş sürecinden sonra anne ve babasının bilmedikleri bedenini yeniden keşfetmeleri üzerine kurulu. İki fotoğraf ve iki videodan oluşan işinin merkezinde yer alan kundak, sadece kendini temsil eden bir bireyin bugünden kendine ve ailesinin ona cesur bir bakışının sembolü niteliğinde. 

Bir alıntı: 

Sınır/sız ekibi; sergiye katılan sanatçıların yanı sıra yazarlar Seçil Epik, Berkant Çağlar, ve Fisun Yalçınkaya’ya da aynı soruyu (Bir sanatçı ya da yazar olarak kişisel arşivlerinize ne kadar değer veriyorsunuz ve arşivlerinizdeki objelerin hayatınızın geri kalanında nasıl bir etki bıraktığını söyleyebilirsiniz?) yönelterek arşive yaklaşımlarını bir yazıyla aktarmalarını istedi. Sergi kitapçığında yer alan yazılardan Berkant Çağlar’ın kaleme aldığı metinden bir bölüm: 

arşivin eyleyeni

Kişisel arşivlerimiz üzerine düşünürken aslında amatör birer tarihçi oluyoruz. Tarihimiz üzerine düşünüyoruz. Tarih sadece insanın konusu mudur yoksa hayaletler, ruhlar da eyleyen midir mesela? Arşivi bulguya ve nesneye dayalı pozitivist bir noktadan konumlandırdığımızda sadece bu tip öznellikleri ortadan kaldırmıyoruz; aynı zamanda insan merkezciliği de yeniden üretiyoruz. Bu tarihselliği ve hayaletlerin eyleme kapasitesini düşünmeden bazı toplumsal devrimler anlam kazanmıyor örneğin. Hayaletler bizi yatıştırıyor, bizimle dertleşiyor. Mümkünatsız görünen arşivleri biriktirmek için kaynaklık ediyor. Ele avuca sığmayan hayaletlerden bahsederken materyal dünyanın önemsiz olduğunu söylemiyorum. Aksine ikisi arasında bir diyalektik var. Ne kadarı kendimizin arşivin? Kişisel arşivlerin tek eyleyeni şu küçük dünyanın şu küçük insanı mı gerçekten?

Öne çıkan eser:

Ülker Sokak’ın 90’lardaki belleğini, Ülker Sokak’taki trans direnişinin öznelerinden aktivist ve sanatçı Ceyhan Fırat’ın kişisel arşivini üretimleriyle bugüne taşıyan Furkan Öztekin; Eksilerek Biriken’de bu kez kendi hafızasını yokluyor. Şimdiye kadar kavramsal işlerini sergileyen sanatçı, bu sergide ilk kez üniversite döneminde yaptığı üç objenin resmine yer veriyor: Sürekli unuttuğu için annesinden azar işittiği şemsiye, abisinin ona hediye ettiği kamp düdüğü ve queer bir karakter olduğunu düşündüğü komşuları Selma Teyze’nin yelpazesi. Onur Yürüyüşleri’nde de kullanılan bu obje temsillerine maske, bayrak ve megafonu da ekleyerek bir pride alanı kuruyor Öztekin. Pride’ın renkleri ve coşkusunu taşımayan bu siyah beyaz ve donuk resimlere (Onur Yürüyüşü İstanbul’da 2015’ten beri yasak) eşlik eden makyajlı ve farklı kostümler giyerek çektirdiği fotoğraflarla müdahale ederek bir anlamda kendi varoluşunu kutluyor.

Ve daha fazlası:

Gezi sonrasında örgütlü ve hak temelli mücadelenin yasaklarla gitgide daraltıldığı süreçte, 2017 yılında bir araya gelen Sınır/sız ekibi, LGBTİ Onur Haftası Komitesi’nin İstanbul Onur Haftası kapsamında 2008’den bu yana düzenlediği sergi dizisinin 2018 yılında OHAL yasakları gereğince gerçekleştirilemeyeceği bilgisi üzerine ilk sergisi Sınır/sız’ı, Anadolu Kültür’ün desteğiyle Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’nde düzenledi. 2019’da queer feminist sanatçıların üretimlerinin yer aldığı bir diğer grup sergisi, Sınır/sız Alan’ı hayata geçirdi. 2021’de Şafak Şule Kemancı’nın bütün kuşlar benim bahçeme gelir, 2022’de ise Zeynep Gönen’in Tanıdık/Tuhaf adlı kişisel sergilerini hazırladı.

Yazı: Özlem Altunok

Argonotlar, güncel sergileri ve güncel sanat tartışmalarını ele alan bağımsız ve çok sesli bir platformdur. Argonotlar’ın diğer içeriklerine web sitesinden erişebilirsin.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto SanatAposto Sanat

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🌈 Eksilerek Biriken, Sen Başka Bir Bensin

Şehrin kültür-sanat gündeminde Çatısız, Sen Başka Bir Bensin, Cumhuriyet'in İlk Yılı ve dahası var.

25 Haz 2023

Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Aposto Sanat

Şehri saran yepyeni sergiler, kimi eserleri görmek için son şanslar, performanslar, kültür-sanat projeleri, atölyeler, sanat dünyasından gelişmeler, nitelikli incelemeler ve söyleşilerden oluşan bir seçki.

İLGİLİ OKUMALAR