Kırmızı değil beyaz bayrak

Yazı: Sinem Dönmez
Annem, çocuk sayılabileceğim bir yaştayken bana “En iyi ilişki kavga ettiğin ilişkidir. Kavga edilmeyen bir ilişkide iletişim yoktur o yüzden de bu bir ilişki değildir” demiş ve eklemişti:
“İnsan birinin kavgada nasıl olduğunu da görmelidir ayrıca.”
Yıllar geçti, ben bugün annemin ne demek istediğini her zamankinden daha iyi anlıyorum. Belki olgunlaşmaktan, belki de son zamanlarda TikTok ve Instagram videolarında hayatlarımıza dair keskin tespitlerini sıralayıp duran birtakım psikologlar (ve kendine psikolog süsü verenler) eşliğinde dahil olduğumuz "kendini sevme ve mentalini koruma festivali" içinde kaybettiğimiz bir şeyler olduğunu hissettiğimden...
Bu festivalde sahnede duygusal olarak erişilebilir olmayan ebeveynler, hiç çocuk olamamış, anne-babasının ebeveyni olmak zorunda kalmış insanlar var. Toksik arkadaşlıklara, toksikleşen ilişkilere çizilen kalın sınırlar, kalıplaşan red flag'ler, "Bir narsisti nasıl tanırsınız" formülleri, kendini ve iç huzurunu her şeyin önüne koyma tavsiyeleri var. Bir tanesini izlediğinizde algoritmanın sel gibi üzerinize boca ettiği, birbirinin tekrarı bu sosyal medya içerikleri, insanların ve ilişkilerin biricikliğinin birkaç kaydırmada özetlenebileceği, birbirinin tekrarı çözümlerin herkese giydirilebileceği algısını yaratıyor.
Elbette bu videolarda "toksik" olarak anılan aşırı manipülatif, istismarcı, zarar verici insanların gerçekten var olduğu inkar edilemez. Peki ama biz gerçekten sosyal medyadan öğrendiklerimizle insanlardaki patolojik durumlara teşhis koyabilecek, gündelik sürtüşmelerle ilk işarette kapıyı çarpıp çıkmayı gerektirecek ilişkiler arasındaki farkı bir çırpıda bütün netliğiyle görebilecek hâle gelebilir miyiz?
Ya eskiden haslet sayılan empati kurmak, özür dilemek, hatayı tamir etmek, gönül almak, bu tavsiyeler içinde nereye düşüyor? "Sen bir adım at, ben sana koşarım"lar, "İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır"lar çöpe giderken kavgadan, yüzleşmeden, sürtüşmeden, yani aslında neredeyse iletişimden arındırılmış, idealize ilişkilerle ilgili çok daha temel sorunlar gözden kaçıyor.
Özetle bir ödev olarak önümüze sunulan özsevgi retoriği, amacını aşarak başkalarıyla kurduğumuz çok kıymetli bağları koparmak pahasına, ilişkilere tamir etmek yerine çöpe attığımız yırtık bir tişört muamelesi yapmamıza neden oluyor.
TikTok’tan üzerimize sıçrayan 'terapi dili'
Bir şemsiye kavrama dönüşen "toksik" ise her şey gibi formüle oturtulan ilişki denklemlerinin ortak çarpanı oluyor. Bu formüller bazen o kadar katılaşıyor ki "çözümler" 5 maddede, 1 dakikada özetlenebilir hâle geliyor.
- Öte yandan tüm bunların pozitif düşünce ve terapi diliyle birleşmesi sonucu ortaya çıkan kültürün de "toksik" bir yanı var.
Manchester Metropolitan Üniversitesi’nden sosyolog Jenny van Hooff, "terapi dili"nin yükselişiyle bireyci ideallerin sağlamlaşmasının kol kola yürüdüğünü söylüyor. Öyle ki aslında özünde sosyal bir hayvan olan insan, giderek daha çok kendi kendine yetebileceğine, tek başına hayatta kalabileceğine inanmaya başlıyor.
Örneğin “sınır” kavramını ele alalım... Toxic Productivity: Reclaim Your Time and Emotional Energy in a World That Always Demands More (Toksik Verimlilik: Sürekli Daha Fazlasını Talep Eden Bir Dünyada Zamanını ve Duygusal Enerjini Geri Kazan) kitabının yazarı terapist Israa Nasir şöyle diyor:
“Arkadaşları ekmeyi bir sınır olarak tanımlıyorlar. Ebeveynlere destek olmamayı bir sınır olarak tanımlıyorlar. Bunu, kendini koruma amacına yönelik bir silaha dönüştürüyorlar. Ama sizi hayal kırıklığına uğratan bir ebeveynle ilgili hayal kırıklıklarınızı dile getirmek, onlarla bir daha asla konuşmamayı seçmekten çok daha fazla duygusal beceri gerektirir. Bir ilişkinin gerçek bir değeri olması için iyi ve kötü yanlarının birarada olması gerekir.”
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Sundance Film Festivali sona erdi, ödül kazananlar açıklandı. Nirvana'nın yaşayan üyeleri Los Angeles bağış konserinde sürpriz bir performans sergiledi.
02 Şub 2025

İLGİLİ OKUMALAR


