Klasik müziğin iki kaybı

Dünyaca ünlü keman virtüözü Ayla Erduran’ı 7 Ocak'ta; yeni çağın sesini ülkemize getiren, yaratıcı dünyasında kapısını yeniliklere açmış besteci ve eğitimci Prof. Dr. İlhan Usmanbaş'ı ise 31 Ocak'ta kaybettik. Yazdığı kitaplarla bu iki büyük müzisyeni daha iyi tanımamızı sağlayan Evin İlyasoğlu yazdı.
7 Ocak 2025'te kaybettiğimiz Ayla Erduran, Aslan burcuydu. Kararlı ve yırtıcı olması belki buradan geliyordu. Annesinin de yönlendirmesiyle hep yaptığı işe sıkı sıkıya sarılmıştı. Öyle ki imza atacağında “A” harfini yazar, sonra oldukça uzak bir noktaya “yla”koyardı. “Ayla, birleştirsene şu hafleri” dediğimde öyle kızardı ki:
“Ben doğru dürüst eğitim mi aldım! 3 yaşımdan beri hep keman çalıştım. İlkokul hocaları eve gelip gitti. Başka yaşıtlarımı da tanımadım.”
Annesi başlı başına bir romandı. Küçüklüğünden beri bütün hocalarını seçip tanıyan, onunla birlikte dünya üzerindeki bütün konserlerine giden; ne giyeceğine, saçını nasıl tarayacağına, ne çalacağına karar veren, hocalarıyla görüşen, kendini kızına adamış bir hanım. Ayla bazen sitem ederek şöyle derdi:
“Ben 20 yaşıma kadar yanımda çanta taşımadım. Annem nasıl olsa hep yanımdaydı, onda her istediğim şey bulunurdu.”
Babası ise ünlü ürolog Prof.Dr. Behçet Sabit Erduran'dı. Balkan Savaşı'na katılmış. Samsun’u tifodan kurtarmış. Sonra Struma gemisinden gebe bir kadını kurtarıp İstanbul’da doğum yaptırtmış. Gemi de bir gün sonra Karadeniz’de bombalanmış.
Ayla, ilk konserini üç buçuk yaşında dinlemiş:
“Saray Sinemasında Jacques Thibaud çalıyordu. Kemanından çıkan sesler havada uçuşup kulağıma ulaşınca beni büyülemişti. Birden vuruldum ona. Deli gibiydim. İlk kez âşık oluyordum. Sahne arkasına kutlamaya gittik, Thibaud beni kucağına aldı ve öptü. Dört yaşıma geldiğimde onunla evlenmekte kararlıydım. Sonra ona mektuplar yazdım, babama verdim postalasın diye, yolladı mı bilmem! Yedi yaşımdayken birçok kemancı arasından Thibaud’nun kemanının sesini ayırt edebiliyordum. On yaşıma kadar sürmüştü ona tutkum. Ama o arada bir İngiliz subayına da âşık oldum!”
Böylece Ayla’nın aşkları küçücük yaşında başlayıp yaşam boyunca tutkuya dönüşecekti. En son aşkını seksenli yaşlarında, biraz da platonik olarak yaşamıştı.
Sırça köşkte bir yaşam
Ayla bir sırça köşkte, arkadaşsızca kendi kendine büyümüş. Evdeki tek dostu olan çok sevdiği "çikolata renkli" dadısıyla parka giderlermiş ama orada gördüğü çocuklardan uzak durması tembihlenmiş.
Karl Berger’den ilk keman derslerini almaya başladığında annesiyle tramvaya binip Tünel’e gitmişler. Berger’in Narmanlı Han'daki evine... Yolda şık kadınları izlemiş Ayla. Şapkalar, uzun eldivenler, valetler, puantiyeli ipek elbiseler. Bu yolculukta Pera Palas’ta oturup pasta yemek de bir ayrıcalıkmış:
"Annem başına kocaman bir şapka takıyordu. Tramvayda herkes onun şapkasına bakıp çok eğleniyordu. Berger’in bana matmazel diye hitap etmesi çok sinirime dokunuyordu. Ben küçücük bir çocuktum, ne matmazeli! Zaten annemle o kadar uzun konuşurlardı ki, bana sıra ne zaman gelecek diye sıkıntıdan patlardım."
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İstanbul'un son 15 yılda değişen canlı müzik sahnesi ve teker teker kapanan mekanları, Sharon Van Etten & The Attachment Theory albümü ve ayrıca Evin İlyasoğlu'ndan Ayla Erduran ve İlhan Usmanbaş.
10 Şub 2025

İLGİLİ OKUMALAR


