Esra Arsan ve İrem Çağıl, Pelicot davasından geriye kalan soruları konuşuyor

Dünyadaki bütün kadınların davası olarak tanımlanan, “sessizliği bozan” Pelicot davası sona erdi. Peki basında cesaret, güç ve ilham kaynağı olarak çerçevelenen Gisèle Pelicot'nun davasından geriye neler kaldı? Doç. Dr. Esra Arsan ile İrem Çağıl; utanç, rıza, kötülük, adalet kavramları üzerinden Pelicot davasını konuştu.

Pelicot davası, 2024’ün Eylül ayında Fransa’da başladı ve Aralık’ta jet hızıyla karar çıktı. Tüm dünyada yankı bulan dava, milyonların aklında “mağdur kadın” Gisèle Pelicot’nun fotoğraflarıyla kazındı.

Olayın yaşandığı kasabanın adıyla müsemma “Mazan Tecavüzleri” ya da basının çoğunlukla tercih ettiği hâliyle “Pelicot Davası”, yaşanan skandalın içeriği nedeniyle kelimenin tam anlamıyla “seksi haber” statüsündeydi. Reyting ve tiraj peşindeki medya sirki de bu olayın üzerinde resmen tepindi. Toplu tecavüz, eril şiddet, kadın bedeninin rıza dışı sekse zorlanması, çevrimiçi seks forumları ve hatta muhtemel karanlıkta kalmış cinayetleri de barındıran bir olaydan bahsediyoruz.

Gisèle Pelicot, kocası tarafından 10 yıldan uzun bir süre uyutularak, hiç farkına varmadan, sistematik cinsel taciz ve tecavüzlere uğramış 70 yaşında bir kadın. Tecavüzlere iştirak edenler ise sayıları 100’e yaklaşan “sıradan erkekler”. Birilerinin oğlu, birilerinin kocası, babası veya erkek kardeşi. Komşu. Yolda yürürken dikkat etmeden yanından geçip gidebileceğiniz insanlar. Aynı, tecavüzcü koca Dominique Pelicot’nun bir zamanlar olduğu gibi…

(...)

Utanç, rıza, kötülük ve adalet üzerine

Geriye dönüp bu davanın bize gösterdiklerine bakmak ve utanç, rıza, kötülük, adalet kavramlarıyla birlikte tecavüz kültürü, kadına karşı şiddetin sistematik doğası ve tüm bunların medyadaki temsiliyet biçimleri üzerine biraz konuşmak istedik. Medya ve İktidar kitabının yazarlarından, çağdaş medya ve gazetecilik alanında çalışan Doç. Dr. Esra Arsan ile konuyu masaya yatırdık.

(...)

İrem Çağıl: Teze başladığımda haber kaynakları arasında bu seviyede farklılıklar olacağını düşünmüyordum.

Fransa medyasının üç farklı siyasi kanadını temsil eden büyük ve köklü haber kaynakları; Le Figaro, Le Monde ve L’Humanite’nin belli bir zaman aralığında konuyla ilgili haberlerine odaklandım. Kullanılan dil, görseller ve konuyu ele alma biçimleriyle ilgili incelememi bitirdiğimde, bu üç gazete arasında davanın ele alınması bağlamında belirgin farklar olduğu ortaya çıktı. Bunları niceliksel bir veriye dökebildiğim için karşılaştırma da yapabildim.

Öncelikle başta Le Figaro ve ikincil olarak da Le Monde tarafından, davanın görsel temsilinin tamamen mağdur kadın üzerinden yapıldığını gördüm. Faillerin dava sırasında çizilmiş birkaç grafiksel temsili vardı, fotoğrafları ise hiç kullanılmıyordu. Bu yargılama bittikten sonra da bu şekilde devam etti. Medya, sistematik bir tecavüzün parçası olan, kimliği tespit edilmiş ve ceza almış 52 erkeğin kimliklerini özenle sakladı. Bununla beraber mağdur kadını aşırı şekilde öne çıkardı ve onu sıklıkla mutlu, neşeli, hayatından memnun göründüğü fotoğrafıyla habere dönüştürdü, olayı böyle çerçeveledi ve milyonlarca insanın aklına da bu şekilde kazınmasını sağladı.

Ayrıca analiz ettiğim haber başlıklarında ve metinlerde kullanılan dilde, incelikle kurgulanmış anlam öğeleri vardı. Bu bir stratejiydi. Mağdur kadını kahramanlaştırarak, eril şiddetin boyutu minimize ediliyordu resmen. Feminist söylem analizi üzerine çalışan değerli akademisyenlerin çalışmaları sayesinde, patriyarkanın yeniden üretilmesini sağlayan retorik stratejileri ve bunların nasıl çalıştıklarını anlamaya başladık. Ben de tezimde medya diline bu açıdan yaklaştım ve “mağdur kahramanlaştırma”, “kadın bedenini mülkiyet odaklı tanımlama”, “fail olan özneyi saklama” gibi işlevleri olan, dilin anlam üretilerek nasıl kullanıldığı üzerinden var edilen 20’den fazla dinamik tespit ettim. Dilin kime, neye, nasıl hizmet ettiği anlamında da bu üç Fransız gazetesi arasında belirgin farklar ortaya çıktı.

Fransa’da sağ ve liberal görüşü temsil eden Le Figaro ve Le Monde’daki haberler her ne kadar sayıca fazla olsa ve konu gündeme sürekli taşınsa da, olayın faili olan erkeklerin konunun merkezinden uzaklaştıracak şekilde haber yapıldığını, tecavüzün yapısal boyutlarının ele alınmadığını, erkek kimliği ve toplumsal cinsiyetle ilgili kültürel bağlamlara işaret edilmediği gördüm. Sol eğilimli L’Humanite’de durum bu bağlamda, pozitif anlamda çok farklıydı.

Esra Arsan: Bu sonuçlar beni çok şaşırtmadı tabii, çünkü erkek medyanın genelde kadına yönelik şiddeti, özelde de tecavüz vakalarını nasıl “hak edilmiş bir şey” gibi çarpıtarak habere dönüştürdüğüne ilişkin yüzlerce araştırma var. Tecavüze uğrayan kadının teşhiri, tecavüzcünün ise gözleri bantlı şekilde haber yapılması Türkiye medyasından da aşina olduğumuz şey. “Mini etek giymeseydi”, “Beyaz taytla sokağa çıkmasaydı”, “Su testisi su yolunda kırılır” gibi söylemlerle basında tecavüzün normalleştirildiğine çok tanık oluyoruz maalesef. Ama Pelicot davası çok daha girift ve belki ileri yıllarda daha karanlık ayrıntılarına şahit olabileceğimiz bir olay bence.

Olayın bir kriminal tarafı var tabii, bir de bu suçun çevrimiçi dünyada örgütlenme biçimi ve çevrimiçi dünyanın karanlık dehlizlerinde dönen dolaplar var. İşin o tarafı da beni düşündürüyor. Çünkü gerek bilgisayar oyunları gerekse dark web’de yaşanan toksik karşılaşmalardan akıl almaz şiddet olayları patlıyor.

SÖYLEŞİNİN DEVAMI


NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

🌋 Oval Ofis azarı, gümrük vergileri

Trump-Zelenski tartışmasının ardından askerî yardım durdu. Avrupa, çözüm arıyor. İstanbul'da ABD-Rusya zirvesi. Orta Afrika'da artan gerilim, Doğu Afrika'da yakınlaşma. İsrail'in devam eden işgali.

04 Mar 2025

🌋 Oval Ofis azarı, gümrük vergileri

İLGİLİ OKUMALAR